31 Ocak 2012 Salı

BU DÖNMÜYOR...BÖHÜÜÜÜ

      Anneannesi kuzuma yeni ciciler almış, 2 elbise, birde hırka. Bende sevinçle sürpriiiz dedim, bak neler almış anneannen, atladı hemen, sevdi yenileri, üzerine giydirtti ama oda ne...ayağa kalkıp eteğini döndürmeye çalışıpta dönmediğini görünce bastı yaygarayı... Bu dönmüyoooor diye epeyce ağladı, bak dedim başka alırız, bunlar dönmüyor ama dönenini söyleriz alır anneannen. Neyse zor bela ikna ettim, şart oldu dönenini almak. Morali düzelince böyle pozlar bile verdi :))
Sonra pijamalar giyilip süt içilme faslına geçildi...
      Çatık kaşlarını yerim seniiiin, aşkıııım, prensesiiiim, evimin gülüüüü, güzel kızıııım... diyorum, oda 'hultanım demedin' diye uyarıyor beni :)))

30 Ocak 2012 Pazartesi

Çocuk Müzikali-Deniz'in 40 ını Savdık

     ilk defa Devlet Opera ve Balesinin Leyla Gencer Sahnesinde 'Sihirli Dünya' çocuk müzikaline gitti.
     2 hafta önce aldım biletleri, sonrasında ekledik 2 bilet daha. kuzuya büyük bir sürpriz yapmış olduk, 'Zemmed Duru' gelicek deyince çıldırdı. Hele hele opera bale kelimesiyle kendinden geçti resmen. Kendisininde bale yapıcağını sansada, çokça anlatamadım şevki kırılmasın diye, sadece izleyici olacağını.
     Günler öncesinde başladı heyecanı, herkese 'ben bale hapıcam, Zemmed Duru da gelicek' deyip durdu.
     Müzikal günü erkenden uyandı, apar topar kahvaltı ettik ve Ezgi cimi ve kuzusunuda alıp Leyla Gencer Sahnesinin yolunu tuttuk. Arabada şarkılar türküler söylediler bıcırıklar, kuzumun çenesi hiç susmadı :))) Genç kızımız Zemmed hanımdan güncel pop şarkılardan dinleme fırsatı bulduk :))) Bıcır bıcırlardı ikiside, canlarım kuzularım benim...
Leyla Gencer Sahnesinin salonunda resim çekilmedik yer bırakmadık herhalde :)))Her köşede poz veren tipler bizlerdik evet :))) Bu arada yaşça büyük olmanın keyfini yaşadım orda, bizim cadılar oraya buraya koşturunca, peşlerinden hep Ezgi gitti, toparlayıp getirdi çil yavrularını :)))bende biraz keyfime baktım doğrusu :)
Bu kadar koşuşturmacadan sonra nihayet içeri girdik :)
Işıklar kapanmadan, perde açılmadan hemen foto çekinelim dedik, kızların altına mantolar koyuldu, üzerine oturtuldular ama neçare, benim kurtlu dururmu, istemedi altında bişey, mumya gibi sakin sakin oturması imkansız, fıldır fıldır müzikal boyunca indi çıktı koltuktan, koltuğun oynar oturak kısmına bayıldı :)))
Müzikal hakkındaki yani ismi 'Sihirli Dünya', düşüncelerime gelince; Daha büyük yaş grubuna hitap ettiği kesin, yapılan konuşmalar bizimkilerin pek ilgisini çekmedi ama ikiside müzik ve bale tutkunu olunca, opera-bale ve müzikal kısmını pür dikkat izlediler. kuzu ikidebir 'ben he zaman bale hapıcam' diye tuttursa da dikkatini sahneye çekmeyi başardım. Maşallah diyorum ikiside tam 1 saat boyunca nerdeyse izlediler müzikali, çok mutlu oldum kendi adıma, kızım operayı sevdi bunu anladım, baleyi zaten seviyordu. Müzikalin bitimine son 2 dakika kala 'anne hadi eve gidelim, horuldum' deyince üzerini giydirmeye başladım, baktım Ezgi de hazırlanıyor, biz hazırlanırken oyun bitti.
Çıkışta Ezgi bizi yeğeni Deniz in 40 partisine davet etti. Önce annesine gittik, çayımızı kurabiyelerimizi yedik. kuzular ortalığı bir güzel dağıttılar.
Hazırlanıp parti evine gittik, sağolsun Neşe cim çok güzel hazırlanmış, Deniz e bayıldım, minik bir kuş gibi yavrum, savunmasız ve çook yakışıklı...Kucağıma aldığımda içim bir tuhaf oldu doğrusu, kuzumun bebekliğine gittim o an. bizimki daha küçüktü Deniz den ama yinede Deniz o kadar küçük kaldıki kucağımda, nasıl bakmışım benim kızıma o aylarda, nasıl taşımışım şaşırdım kendime, o kadar minik ki kıyamıyor insan...
Nasııııl...Yakışmış ama dimi dimi???
     Deniz in odasını resmen tarumar ettiler bizim cadılar ama ev sahiplerinin umurunda değil...Ne kadar anlayışlılar şaşırdım çocuklara karşı, ben bile bu kadar olamam diye düşündüm, Allah gönüllerine göre versin, çok tatlı bir çift Neşe ve Burak, mutluluklarının devamını diliyorum :)
Sıra geldi küçük Deniz in 40 banyosuna, tabi öncelikle bizim bıcırıklar geldi sahneye, suyu ellediler, ortalıktan hiç çekilmediler, meraklı maymunlar :)))
Allahım ne güzel anlar bunlar, ben çok duygulandım, annesi yıkadı kuzusunu, 40 tas su döktü, hepimiz dualar okuduk, sonra kurulanıp, yağlanıp giydirildi Deniz, hatta bende badisini giydirdim kuzunun :)
     Sağlıklı mutlu yaşa küçük Deniz, hayırlı bir evlat, yararlı bir vatandaş ol kuzucuk, bol başarılar göster anneciğine babacığına...
     Çok güzel bir sofra hazırlamışlar, oturup yedik, çocuklarda iyice karınlarını doyurdular, sohbet muhabbet...derkeeen benim cadının iyice uykusu gelince kudurup yaramazlığa başladı iyice, sızlanıp herşeye ağlamaya başladı, uyku başına vurdu resmen, saat oldu 16:00, hemen hazırlanıp çıktık, giderkende epeyce Zemmed Duru lara gidelim, eve gitmeyelim, uyumuycam...vs. şeklinde ağladı. Daha yolda sızıp kaldı, evde de 1 saat kadar uyuttum, gece uyumaz diye uyandırdım. Bir güzel sulu boya yaptı, elini yüzünü iyice batırınca beraber banyoya girdik, oynadı yıkandı tatlım, misler gibi oldu :)




25 Ocak 2012 Çarşamba

Saçlarını Kestim...

     Uzun zamandır kesmeyi istediğim halde, kuzunun itirazları nedeniyle dokunamamıştım. Pazar akşamı banyo sonrası kunduna getirip kıydım onlara :))
     Önce azıcık düzeltelim falan derken 5cm. kadar kısalttım saçları. Yaza kadar her banyo sonrası azıcık(5cm.) kessem, kısa ve küt saçlara kolaylıkla ulaşırım diye düşünüyorum.
     Hatta ne yazı...ilkbaharda bu iş tamam :)))
Aslında istemiyorum saçlarının kısalmasını, çok yakışıyor uzun saçlar, pırıl pırıl sarı ve kuvvetli saçlara kıymak kolay değil ama sanki eskiler derlerya(en azından bizimkiler öyle diyorlar);'saç çocuğun gücünü alıyor, yedikleri saçına gidiyor' :))))) yazarken yazdığımı okudukça kendi kendime öyle güldüm ki...
İşte öyle bir takıntım var, ayrıca kreş nedeniyle sabahları saçları tara, şekil ver...hem bana hem kızıma büyük sıkıntı, ayrıca yaz geliyor, sıcaklarda saçları açık kullanamaz, toplu tuttuktan sonra uzun saçın anlamı neki...vs.vs...

24 Ocak 2012 Salı

HER YERDE KAR VAR...

     Akşam her zamanki gibi eve girdik, saat 20:30 gibi ablamlar geldiler teyze kızı Melis ile, kafalarındaki karları silkeleyerek, şok olduk, dışarının farkına varmamışız ama lapa lapa kar yağıyormuş meğer...

     Hoş bir akşam geçirdik, aşkım org unu konuşturdu, şarkılar türküler...
     Ben iki bücürle mutfağa girdim, Şimal ve kuzu sıra ile keki karıştırdılar, diğer yandan milföy hamuruna peyniri kattım, fırına attım. Söylemesi ayıp...hehe...aaafiyetle yedik, soğuk kar akşamlarında butür buluşmalar ve yemeli içmeli muhabbetler iyi gidiyor :)
     Ablamlar gittikten sonra apar topar ertesi günün hazırlığını yapıp, yatmadan kar keyfi yaşamak için(camın ardından da olsa), aşkım zıkkım hazırlamış, tülü ardınca açmış, beni cam kenarına davet ediyor, hemen kabul ettim, kuzu da bize eşlik etti, sütünü içti, dışarda olmayı hayal ettik, kuzu öksürüyor olmasa kesinlikle çıkar yürüyüş yapardık, ağaçlar kardan salkım salkım olmuş, süper bir manzara vardı...

Kokoş Kızım :)) Öksürük...Çorbayı Kendi İçiyor :)

     Nerden çıktı, nerden esti bilmiyorum ama küçük hanım geçen akşam takı kutusunu alıp gelmiş yanıma, hepsini saçına takacakmışım. Taktım bir bir, koca kutuyu saçına boca ettim nerdeyse, her taktığım tokayı görmek için ayna karşısına gitti gitti, geldi.
Hafta sonu iyi bir kar yağdı, hadi dedim çıkıp kartopu oynayalım. aşkım soğuk desede dinletemedi, çıktık. Keşke çıkmaz olaydım, o gün bu gündür öksürüyor kuzu. Hatta dün gece öyle şiddetli ve uzun süreli öksürdüki, sonunda avuçlar dolusu kustu.
Kar oynamaya giderken, önceki sene aldığımız alt-üst takım yağmurluğunu halen giydiriyorum, küçük geliyor ama pantolon ve montunun ıslanmamasını sağlıyor.
Araba için uzun fırça aldık, karları süpürelim diye, beğenmedi hanfendi, çok büyükmüş, kendisinede mutfak fırçası aldı karları temizlemek için :)) Nerdeyse tüm parkı temizledi bununla...
Pazar akşamı Ceren ablasıyla, Şimal geldiler, kuzuma sürpriz yapmak istemişler, kuzu sevinçten havalara uçtu, sevgi yumurcağı oldular beraber :))
Pazar günü şahane bir tavuk çorbası yaptım, şöyle sarmısaklı naneli...mis gibi olmuş olmasa kuzu 2 kase çorbayı hüpletirmiydi(ayrı öğünlerde), hemde kendim içicem diyerek...Evet ilk defa çorbasını kendi içti ve hepsini bitirdi maşallah :)
20.01.2012 de kızım ilk defa benim iş yerime geldi, gelmeden öncede arayıp izin istedi, gelebilirmiyiz diye :)) Çok mutlu oldu(k). Arkadaşlarım etrafımızı çevirdiler, bu kadar minik misafir her zaman gelmiyor muhasebeye :)) kuzu erkek arkadaşlarımı sevmediğini söyledi, bayan arkadaşın kucağına atlayıp, onun masasına gittiler, ağzı hiç durmadan konuştu, anlattıda anlattı bıcır bıcır bişey dolandı serviste, halen gözlerimin önünde görüntüsü :)
Unutmadan yazayım, cumartesi günü hamsi rekorunu kırdı, tam 6 tane yedi miniğim, hemde hımmm diyerek, bir ayrıntı vereyim, hamsinin dışındaki siyahları soyduruyor bana ama olsun sevip yiyorya buda yeter.

18 Ocak 2012 Çarşamba

Yine Kustu Arkadaşlaaar!!!

     Dün akşam her zamanki gibi tıngır mıngır arabada beni bekleyen bir adet tatlı böcükle, koca kişisine doğru yürüdüm, herşeyden bihaber...Hoş-beş derken, baktım kuzumun kıyafetleri değişmiş, önce bu onun kıyafeti değil dedim, sonra tanıdım, çok önce kreşe yedek kıyafet diye vermiştim(anneannesi almıştı) ve uzun zamandır varlığını unutmuştum.
     aşkım 'kreşte yemek yerken kusmuş' dedi, çok üzüldüm, baktım burnunun üzeride sıyrılıp kızarmış, 'lastik(jimnastik) haparken düştüm' dedi. Sonra karnesine baktım, 'midesi bulanmış olabilir, çok az çıkardı' yazıyor. Moralim bozuldu, neden sonra kusması çok canımı yaktı. Eve gitmeyelim, hadi dışarda yiyelim ve unutayım dedim. Ama kuzumun gün içindeki can sıkıntısı sürdüğünden ve arabada çişi geldiğinden vızzzz vızzzz edip durdu, bütün günde çok yoğun çalışan ben, sabrımın taşmaması için baya çaba sarfettim.

     Neyse hemen koştuk WC ye, doğru oyun alanına gitti ama başka çocuk olmayınca sıkıldı, derken yemek yemeğe çıktık salona. Hanfendi günün stresini yansıtmaya devam etti, yemeklerini yememek için direndi, biraz brokoli çorbası, 2 çatal çubuk makarna ve ayva tatlısının üçte ikisini yedi, birde ayran içti. Hadi dedim inelim oyun alanına, indik ama ne çare, kız durmaz yerinde, bir çıkar bir girer...yine arkadaş bulamayınca sıkılırda sıkılır... En son hazırlanıp çıktık.
     Şimdi yazıpta bakınca, aslında baya yemiş, yani kendine göre fena değilmiş yedikleri. Ben birde eve gidince bir bardak portakal suyu içirdim, 1 saat sonrada bir koca tabak yoğurt çorbası içirdim, aradan yarım saat geçtiki, yatma vakti geldi, sütünü koyup verdim aşkımın eline, kuzuya içirsin diye...tüüüüh bana, bende duşa girdim, temiz temiz yatalım diye...Mutfaktan gelen sese kulak kesildim...duymaz olaydım, kuzu böğürerek kusuyor... Baya bir söylendim...lanetliyim ben...Allah ım beni lanetledin biliyoruuuum...rahat edemiyecekmiyim beeen... diye diye, elimde de koca bir el havlusu... Baya heybetli kusmuş, büyük adam gibi diyor babası...hemen havluyla kapadım kusmuğu, başladım silmeye, sinirlerim zıpladı tabi...havluyu, olduğu gibi çöpe...iyice sildim, kuzuyu bir güzel temizledim...derken hepberaber sızıp kalmışız...
     Mutlu bir son yazmak isterdim ama böyle kötü bir gündü dün :( Şimdi aklımda 3 cevap var, biri çok yedirdik, ondan kustu, diğeri (gündüzde azda olsa çıkarmış olduğundan) midesini üşüttü ve kustu, sonuncusu ise kusması hiç bitmedi ve ara ara bize uğramaya devam ediyor....dırıınnn dırıınn...
     Dün akşam böyle kötü geçince sabahta zor başladı haliyle... Kızım ilk defa iki gözü iki çeşme bangır bangır ağlayıp benden ayrılmak istemediğini söyledi, 'gitmeee, beni bırakmaaa' diye parçaladı kendini. Mecbur arabanın yanından hızlıca uzaklaştım, aşkım yarım saat sonra beni işten arayıp hal durum raporu verdi 'senden ayrılınca ben onu oyalayıp susturdum, merak etme iyiydi' dedi ama hiiiç inanmadım doğrusu...yapılacakta bişey yoktuya...

16 Ocak 2012 Pazartesi

Bilye...Kar...

     Cumartesi hem alışveriş yapalım, hemde kuzunun ihtiyaçlarını karşılayalım diye Antares e gittik. Asıl amaç ise bizim kıza misket almaktı :))) Erkek çocuk yapsam ancak bu kadar severdi erkek oyuncaklarını... Önce karnımızı doyurduk, sordum miniğime; 'pide mi, hamburger mi, et döner mi' diye. Hamburger istedi ama önce sordu 'hasıl hamurger' diye. Dedimki içinde et varya, hani oyuncakta veriyorlar yanında. Sanırım oyuncağına tav oldu seçim yaparken.
Ayranını içti, patatesine dokunmadı bile ama etinden geriye bir parmak kadarı kalmıştı şükür.
Dooğru oyuncakçıya gittik, bir torba misket, bir resim defteri, ip atlama şeysi ve oyun hamuru aldık, içinde şekil zavazingosu olanlardan. oyuncakçıda pek ısrarlı değildir genelde, almak istediğini bize sorar ve biz olmaz dersek vazgeçer. Hatta oyuncakçıya sadece oyun için gidiyorsak, yani beleş oynayıp çıkacaksak, önceden anlaşıyoruz, 'birşey almayacağına söz ver' diyoruz, sözünü tutuyor. Bu seferinde oyuncak ev gördü, içinde malzemeler olan, masa üstü kullanılabilecek türden bir ev, fiyatı 129TL.ye düşmüş, aşkım fiyatı görmeden atladı alalım diye, bir bak istersen dedim, bu arada kuzu heveslendi, sonuç; almadık tabi ama miniğim dışarı çıktığımızda evi almadığımızı farketti, üzüldü, birazda söylendi. Şükür ki dinliyor, pahalı dediğimizde ikna oluyor. aşkım bir şekilde bu evden alacağına söz verdi kızımıza. Ne yalan söyleyeyim, hep hayalimdir, kızım olduğunda bu evlerden almak, inşallah alabiliriz.
     Yukarıda görmüş olduğunuz trene binmiş kuzu fotosudur, ancak tren hareket etmiyor, AVM ye girerken biletimizi aldık, ancak hem sıra çoktu, hemde karnımız açtı. Çıkışta bindiririz kuzumuzu dedik ama trenin tekeri patlamış iyimi :( kuzu çok üzüldü, 'trene binecektiiim' diye ağladı, ikna için makinist yaptık küçük hanımı, fotosunu çektik, üstelik babasıyla binmeye karar vermişti ve bunu kendiliğinden teklif etmişti. Normalde sadece benimle binmek ister.

     Pazar günü karla uyandık güne, lapa lapa yağmış, heryeri doldurmuş, karşı parkımızdaki tüm ağaçlar karla kaplanmış, yollar da...Tülleri açıp güzel bir kahvaltı yaptık, kuzu benim bildiğim, pütürlü olarak haşlanmış yumurtanın ilk defa dörtte üçünü yedi, gerisinide yedirirdim ama zorlamak istemedim. aşkımla arabayı kardan temizlemeye çıktılar, bol bol mutfak camına kar topu attılar ve minik bir kardanadam yaptılar. Havuç ve zeytinleri benden tabiki :)
aşkım kendi yaptığı kardanadama bayıldı sanırsam :)))
kuzunun elleri dondu ama kar zevkini doyasıya yaşamak adına, soğukta kalmayı yeğledi...
Sonunda baba-kız eve girmeye ikna oldular, mis gibi ıhlamur kaynattım hepimize, içine evde kurutulmuş nane, rendelenmiş bir miktar zencefil de kattım, ılıyınca limon sıktım, balla karıştırdım, sağlığımızaaa deyip içtik afiyetle :)
NOT: Kuzumun üzerindeki, geçen yılki yağmurluğu, iyiki vermemişim küçüldü diye, bu kış çok işe yaradı, hem yağmurlu günlerde ıslanma korkusu yaşamadık, hemde karlı günlerde kara batsada montu, pantolonu yine ıslanmadı, paçaları biraz kısalmış ama üzeri hiç fena değil.
     kuzu uyumak istemedi, bende nasılsa geç kalktık diye hadi dedim bugünde böyle olsun, akşam erken yatarsın. Bende heveslendim kara, kuzuyu yedirip tekrar çıktık, kar sürekli yağdığından araba yeniden temizlendi.
Bunlar bizim bu lojmanlardaki son kışımız olucak, dile kolay tam 4 kış geçirdik, yaz sonunda 5 yaz bitirmiş olucaz. kuzumuz bu evde doğdu, karşı parkta büyüdü sayılır, buda ayrı bir post yazısı konusu olsun.
Hızımızı alamayıp Etlik in tepelerine çıkmışız yürüyerek... Kıçımız donarak geri döndük doğrusu...