24 Ekim 2011 Pazartesi

Salatalık Yemek Ne Mühim Birşeymiş...

         Pazar günü ninesine yani eşimin anneannesine gittik. kuzu ona 'nene' diyor :) O gün yanımda çorba taşımadım, giderken çayın yanında yemek için pasta börek tarzı şeyler aldık. Anneanne çayı koymuştu, hemen mutfak masasını hazırladık, evden çıkmadan 1 saat önce yedirdiğim küçük hanım, acıktığını söyledi, önce yaş pastanın çileklerini istedi, verdim, çiğneyerek yedi. Ardından patatesli börekten verdim parmak parmak, yedi maaşallah. Yani bize göre büyük bir gelişme olan uzun böreklerden bir taneye yakınını yedi :)
      Sonrasında salona geçtik, anneannesi meyve getirdi, yanında salatalıkta vardı, aşkım soyup ince ince dilimledi verdi eline. İçimden yiyemez, boğazına takılıp kusar dedim ama... kıtır kıtır yiyip yine istedi, maaşallah diyorum, bir büyük salatalık bitirdi :) Bu bizim tarihimize bir ilk olarak yazılsın istedim.
     Hep bişeyler verdik ama yumuşak dokulu gıdalardı onlar, bildiğin sert salatalığı ilk kez yedi yada ilk sert gıdayı yedi diyoruz. Anlatamıyacağım kadar çok mutlu olduk, kuzum büyümüşte bu günleride bize göstermiş, şükürler olsun, binlerce şükür Allah a :)

Vesikalık Fotoğraf

      Haftalardır kuzumun vesikalığı çekilecek, bizdeki tembellik bu konuda bitmek bilmedi. Her hafta sonu bir bahane bulundu. Genellikle hafta içi anneannesinin saçlarını gelişi güzel bağlamasından kaynaklı bahanem vardı, dolayısıyla saçlarını açınca karmakarışık görünüyor diye çektirmek istemedim, hafta sonuda hep bir işimiz çıktı yada amaaan dedik haftaya gideriz.
      Bu hafta sonu son olunca, birgüzel yıkanıp tarandı saçlar, kırmızı tokasını takıp, öğrenci kılığı giydirilip gittik fotoğraf stüdyosuna. Önce süslendi ayna karşısında, sonra aynanın önündeki makyaj malzemelerini gördü, tutturdu 'jur' sürmek istiyorum diye. Azıcık dokundurdum dudaklarına da ikna oldu hanfendi. Tek başına oturmak istemedi, yanına bende oturdum. İlk gülücükleri yakaladı fotoğrafçı, sonra biraz yan çevirdi falan, kısa sürdü ama gayet eğlenceli idi, kuzuda çok eğlendi, pozlar verip gülümsedi. Yukarı katta çekilen fotoğraflara baktık, hepsi süperlerdi ve hepsinden istedim, birde büyük hediye ettiler. Ertesi gün aldık, büyük olanı kuzu odasına koymak istedi. Küçüklerden babaanneye, ve nineye götürdük pazar günü.
      Fotoğrafların içinden ençok beğendiğim ortadaki, aşkımsa soldakini beğeniyor.

20 Ekim 2011 Perşembe

Berarek Berarek Onuoruz...

     Kuzumuda alıp Nil lere akşam yemeğine gittik. Nil uyuyormuş, kuzum baya mızırdandı, sordu arkadaşını, sonunda uyanınca çok sevindi. Bir ara baktım yazı tahtasını almışlar oynuyorlar kafa kafaya, kuzum bana dönmüş: 'anne biz berarek berarek onuoruz' demez mi? :))) Çok hoşuma gitti. Nil anne-babasının söylediğine göre, oyuncaklarını kimseyle paylaşmıyormuş ama kuzumla öyle olmadı, sevdi sanırım bizimkini. Nil henüz 14 aylık civarlarında, şirinmi şirin, tombişmi tombiş...tam sıkıştırmalık şekerlerden maaşallah :)
     Yemekti, muhabbetti derken eve dönüşümüz baya geç oldu, kuzumun uyku saati çok gecikti. Yinede enerji yüklüydü. Ben yatma hazırlığı yaparken, hanfendi harf magnetlerini almış, buzdolabına yapıştırıyordu. Bana seslenince anladım ki hepsini yapıştırmış, gel bak diyor.
     Çok değişik bir sanat eseri çıkmış ortaya. Magnetleri renklerine göre ayırmış ve tuhaf bişeyler yapmış, hani şu soyut resimler gibi :)) Buyrun bakıp siz karar verin. Ben fotografını çekmek isteyince, hemen kendiside makinasını alıp koştu...
NOT: çok yorgun ve geç saatte yatınca, gece çişe uyanamamış, altına kaçırmış. Islak popoyla yanıma geldi sabaha karşı. Çarşaf ve üst değişiminden sonra tekrar uykuya daldı. Yavrum demek çok derin uyumuş. Sabah biz evden çıkarken hala derin bir uykudaydı...

17 Ekim 2011 Pazartesi

KÖFTE-DÖNER YEDİ

     Belkide ilk defa bu kadar sevindik. Cuma akşam yemeğimizde köfte vardı. kuzumun tabağına biraz çubuk makarna, patates kızartma ve minik köfteler koydum, odasında calliou açtım ve sehpayla önüne götürdüm. Baktım 'nam naaam, çok düzelmiş' diyerek yanımıza geldi. Köfte çiğniyor ağzında, hemen alkış kıyamet, arkasından övgüler bizden ona...Tabi klasik olarak nazarımız değdi ve ağzından çıkarıverdi. Neyse dedik, bu kadarı bile süper bişey, eti ilk kez ağzına almıştı. Çorbanın içinde çook içti ama... mutlu olduk işte :) Baktım makarnalarını yemiş, patatesi tırtıklamış, buda bize yetiyor şimdilik.
     Cumartesi günü Eskişehir de Vildan ablanın hazırladığı pasta börek dolu tabaktan da epeyce sebeplendi, böreği ve keki çok sevdi, daha vaktimiz olsa baya yerdi diye düşünüyorum. Yolda 3 adet çubuk kraker ve jelibonları hüpletti. Bunlar iyi bişey değil ama pütürlü yiyebiliyor olması bize sevinç veriyor ve şimdilik ne yediği değil, nasıl yediği daha önemli bizim için. Ayrıca kahvaltı menüsüne zeytinide kattık, çekirdekten ayırmak için küçük küçük kesiyorum zeytini ve ekmekle çatala takıp veriyorum, yiyor. Komik tarafı ise ne kadar zeytin desemde 'peynir' diyor zeytine :))

     Pazar günü yine zeytinli, Trabzon tereyağıyla pişirilmiş yumurta, ekmek ve 1 su bardağı süt ile kahvaltısını yaptı, tabi miktarlar çok çok az. Ölmeyesilik kadar yiyor, çiğnemek onu yoruyor sanırım, 5-6 çatal ancak yiyor ve masada durmak istemiyor. İlk zamanlar hatalı davranıp, peşinde gezmeye başlamıştım. Eşim uyarınca vazgeçtim, korktum alışkanlık yapacak diye. Az yediği için, sonrasında eline muz, üzüm veya ekmek veriyorum, yaklaşık 1 saat sonra falan. Yada küçük yoğurt veriyorum. Vermezsem kendi acıktım diyor zaten.
     Pazar akşamı dışardaydık, kuzuya henüz kışlık çizme almamıştık. Ankamall e gittik. Bir tek chicco da buldum beyaz bir bot. Ha birde tchibo da vardı ama numarası kalmamıştı. Panço dan süslü bir siyah tayt alıp fast food a çıktık. kuzuya yoğut çorbası ve ayran almış babası, bizede döner. Çorbayı bir güzel içti, ayranı içmeye başlayınca patates kızartması istedi ama pek yiyemedi. O arada döneri bir deneyelim dedik, inanamadık... bir parmak kadar yedi :)))Belki çorbayla doymasaydı dahada yerdi. Çiğnedi ama yutacağından hiç ümidim yoktu, nede olsa döner sert gelir ona diye düşünmüştüm ama yuttu. Şükürler olsun bu günlere, kızımız böyle yemeye başlayınca bizim mutluluğumuzu ancak bizim gibi olanlar anlar. İçinde ufacık dahi pütür olmayan çorba aramalarımız, hele Migros ta sayısız kusmaları, yanımızda taşıdığımız yemek ve giyecek torbaları...sırf bu nedenle uzun süre mama yedirdim dışarda...Çok kötü günlerdi, bu günlere binlerce şükür...Darısı bekleyen isteyenlere.
     Tam tamına 34 ay sürdü kızımızın kusması, halende arada kustuğu oluyor.

ESKİŞEHİR' de ZOR CUMARTESİ

      Hafta başında kararlaştırdığımız gibi, cumartesi sabahı düştük Eskişehir yoluna. Şener eniştemin babası rahatsızdı ve annem babam görmeyi çok istiyorlardı. Aslında bu hepimizin isteğiydi. Hepimiz çok seviyoruz Özkurt ailesini. Hiç bir kırgınlık yaşatmadılar bize şimdiye kadar. Biz belki yaşattık onlara bilemiyorum ama o kadar anlayışlı ve olgun insanlar ki, hiç belli etmezler, güler yüzüyle karşılarlar bizleri sağolsunlar. Amcayı, teyzeyi ve Vildan ablayı çokça severiz, hele eniştemi...tarifi yok bizim için. Bir abim olsa belkide o kadar sevmezdim diye düşünüyorum bazen.
     Nitekim 3 saatlik yolculukla vardık Eskişehir e. Yaklaşırken İstanbul daki teyzem ve eniştem aradılar, onlarda Bilecik taraflarındaymışlar. Buluştuk Posta da, bişeyler atıştırıp gittik evlerine. Allah şifa versin amcaya, bizi görünce önce gözleri doldu, sonra kendini tutamayıp akıttı göz yaşlarını, engel olamadı kendine. Teyze ve Vildan ablayada Allah sabır versin, hastaya belli etmeden yanında durabilmek çok zor, çok :(
     Sağolsunlar çok güzel karşıladılar bizi, kuzuyu yedirdim, çayımızı içip çıktık. Malum herhangi bir mikrop kapabilir korkusuyla fazla kalmadık hastanın yanında. Helalleşip ayrıldık.
     Eskişehir çok ama çok soğuktu, resmen kemiklerimiz takırdadı diyebilirim ama şükür ki yağmur yağmadı. Çamurlu ıslaklı hiç çekilmezdi yolculuk. Arabalarımızı Eskişehir in nerdeyse bir ucuna parketmişiz. Arabaya ulaşmaya çalışırken gezmiş olduk birazda. Yola çıkınca şehrin çıkışında veda ettik teyzemlere, akşam üstü Ankara daydık. Yolda hep uyuyan kuzu bıcırığı, bu yolculukta gözünü dahi kırpmadan gidip geldi.


14 Ekim 2011 Cuma

Cilt Lekelerim :(

      3 senedir bir çare bulamadığım ama çokta çabalamadığım bir konu bu lekelerim. Hep hayıflanırım, herkesle paylaşırım lekelerimin ne denli fazla olduğunu, sürekli fondöten kullanmak zorunda olduğumu...
      Evet düzenli olarak fondöten kullanıyorum, kullanmasam sokağa dahi çıkamam, o kadar yani :( Tatile gitmek (deniz tatili) benim için büyük bir sorundur. Deniz-havuz kıyısında fondötenli olarak dolaştığımı düşünsenize :))) ama sürmedende dolaşınca kendimi eksik, çıplak görüyorum ve tabiki çirkiiin!!

      Genç kızlığımdan buyana yazın çillerim çıkar, kış mevsiminde kaybolurlardı. Orta yaş dönemlerimde ise yaz aylarında yüzümde lekelenmeler oluşmaya başladı ama soğuklar başlayıp güneş kendini gizleyince, tekrardan yüzüm tek renk olur, güzelleşirdim. kuzuma hamile kaldığımda yüzümdeki lekeler giderek arttı ve doğum sonrası geçeceğini sandığım lekeler, iyice kamp kurdular suratımda :( Aylar geçti... sonunda 3 yıl oldu halen benimle beraberler. Bunlara uykusuz gecelerin hatırası ki halen uykusuzum, göz torbalarımda eklendiler, ayrıca 39 yaş kırışıklıklarıyla bütünleşip beni çirkinleştirdiler. Zaten kışı sevmem, böyle olunca dertlerimde debreşti bu günlerde. Kendimi beğenmiyorum bu aralar. Soğuk ve kuru hava cildimi kaskatı  yapıyor, kuru bir cildim var ve bu havalarda Arap ın yağı misali...herbiryerime kutular dolusu krem sürsem ancak rahatlarım.
       Son zamanlarda lekelerim için aldığım 1 kutu mavi anemon çiçeği özlü bir kremim vardı ve bitmek üzere. Ancak ufakta olsa bir açılma olmadı lekelerimde. Oysa baya bir ümitliydim bu kremden. Uzun zamandır Oriflame den aldığım föndetenimden de epeyce memnundum. Geçen hafta bitince yenisini sipariş ettim, ancak yanlış fondöten istemişim, lekelerim hiç kapanmadı bununla. Bir arkadaşla bu durumu paylaşıyordum sohbet esnasında. Bana ebesinden el almış, bitkilerden ilaçlar, cilt kremleri yapan bir bayanın söylediklerini anlattı. Kabartma tozu ve yoğurdu karıp yüzüme sürecekmişim lekeler için. Yanlız bu kürü tam 40 gün aralıksız yapmalıymışım. Tamam dedim, bundan kolayı neki?
     Hemen akşam denedim, tabi bol bol sürdüm iyice etkilesin diye :))) Yüzüm ısındıkça yoğurtlar düşmeye başladı yakama :))) Akşam baya komik duruma düştüm kızımla eşimin yanında, eğlendiler utanmadan benimle...Bakalım bu utançla kaç gün yapabileceğim bu uygulamayı. Sonucu bildiririm burdan :)

11 Ekim 2011 Salı

Faaliyet Önlüğü- Keçe Yapımı

      İnternette araştırıp bakıyorum, malum kuzu ay sonu kreşe başlayacak. İnternette gördüklerim ya kısa oluyor yada kumaşları sert görünümlü oluyor. Şöyle yeri yumuşak olan, hareketini zorlaştıracak türden olmayan bir önlük arıyorum.
     En yakın olanı şu olabilir gibi geldi, bunun turuncusu ama ben yinede elimle dokunup, yakından görerek almak istiyorum emin olmak için.
     Eğer duyar görürseniz ve Ankara daki bir mağazada var ise adres bilgileri rica ediyorum.
     Ayrıca keçe işine girişmek istiyorum ama kar amaçlı değil, kızım ve sevdiklerim için istiyorum, ismini duvarlara yazmak yada sepetlere işlemek istiyorum keçeleri ve magnet yapımı, tablo gibi çalışmalarla süslemek istiyorum kızımın odasını. Evin diğer bölümlerinin isimlerinide işleyip asmak istiyorum kapı köşelerine. Bakalım başarılı olabilecekmiyim :)
NOT: Yukarıdaki resimde bulunan faaliyet önlüğünü yakından görmüştüm. Sert bir muşambadan yapılmış, rahatsız edici ve hareket özgürlüğünü engelleyen cinsten. Ben bunların daha ince olanlarını gördümdü eskiden ve uzun olanlarını ama şimdi arayınca bulamıyorum ne hikmetse.

10 Ekim 2011 Pazartesi

Cuma Günü İzni

      Cuma sabahı geç uyandık kuzumla, bende iyi durumda değildim, böyle olunca arayıp izin aldım müdürden, kızımla başbaşa bir gün geçirdik hemde akşama kadar.
      kuzu bol bol resim yaptı, beraber kek yaptık, trencilik oynadık, pütürlü yemekler yedi, sarılıp koklaştık kuzumla. O mutlu ben mutlu :)
      Kızımın en çokta 'anneciğim seni çok seviorum' deyip yamacıma sokulmasını, kedi gibi sırnaşmasını seviyorum. Evet bol bol yaptık bunu cuma günü. Sanırım çalınan bir cuma olduğunun oda farkındaydı ve ekstra mutluydu :)

Göksu Park- Kanuni Park

     O taraflarda işimiz vardı, bitince gezelim dedik, iyikide uğramışız. Çok hoş saatler geçirdik, hava yazdan kalmaydı. kuzu çok mutlu oldu, sürekli 'nunapark' sayıkladı ama elindekilerden fazlasıyla memnun kaldı. Göksu Park a ilk yapıldığı yıl gitmiştik, görmeyeli ağaçlar büyümüş, çevre düzenlemesi tam anlamıyla mükemmel olmuş, heryaş gurubu düşünülerek aktivite alanları yapılmış.
     Maaile trene bindik, suyun dörtbir kenarını dolandık trenle, kuzu çok heyecanlandı, ördeklere, insanlara hep el salladı, tabii bende :) Tüm oyun alanlarına uğradı, hepsine bindi, kaydı. 'anne bikerecik daha lüpseeen' dedi durdu.
      Görüldüğü üzere, yeni alınan botları o kadar sıcakta dahi ayağından çıkarmayı başaramadık. 'hamur botlarım' diyerek gezdi. Dikkatinizi söyleyemediği ve önceden yuttuğu 'y' harfine çekiyorum, artık yeni hali 'h' oldu.

     Ördeklere yem verdi, onlarla bol bol sohbet etti, hatta diğer çocuklarla konuştu. Kuzumuz mutlu olunca bizimde keyfimize diyecek yoktu. Su insanı dinlendiriyor, buna bütün kalbimle inanıyorum, hele birde doğayla birleşmişse tadına doyum olmuyor.
Karnımız acıkınca göl kenarında bulunan cafelerden birine girdik, tabi önce çorba varmı diye araştırma yaparaktan. kuzuya çorba bizede bişeyler söyledik aperatif olarak. Eşim beni bişey yemeyelim burda diye uyarmıştı ama sigara kullandığımdan midem geçmişti ve hafif olsun diye gözleme söylemiştim, gerçekten berbattı, yağlıydı ve yanıktı. Ucundan biraz yedim, yağsız kısımlarından kuzuma yedirdim biraz. Bu arada çorbası baya bir biberli olduğundan kuzum içemedi ve bırakıp ayran gözleme yedirdim, bir küçük daninoda yanında yedi. Ama manzaramız muhteşemdi, salıncaklı masalarda oturup gölü izledik.
     uykusu gelince eve dönme kararı aldık, zaten daha arabaya biner binmez rüyalara dalmıştı bile.
     Eve gelince hazır kuzuda uyuyorken kuruttuğum nanelerimi elimle ufalayıp kavonozlara koyayım dedim, 8 demet nane yetmeyecek sanırım, yine alıp kurutmalıyım.

     Nanelerden sonra birazda keyif yapalım diye Türk kahvesi yaptım, aşkımla içtik, evde fala bakan yalan yanlışta olsa benim ya :)) Yaa çok hoş şekiller çıkmış, baya bişeylere benziyorlar ama ben anlayamadım, bu benim falım, anlayan olursa ne olur benim için yorumlayıp yazın olmamı?

     Ertesi gün Pazar malum, uyuşuk uyuşuk ama yapılacaklarla dolu birgündü. Hem yarın iş var, üfff durumu, hemde yarın iş var ütü yapmak, yıkanmak gerek durumu mevcuttu. Öncelikle dışarı çıkıp soğuk sonbahar gününde şifayı kapmamak için sıkmalık portakal, süt ve bal aldık. Sonra küçük hanım için park gezmemizi yaptık, o oynadı biz keyiflendik.
     'Anne büyük salla' diyen bir kızım var, ablalar gibi sallanacakmış :)

Kızımın Kreş Giysileri

     Ayrıca 2 adet pijama takımı ve bir eşofman altı daha aldık. Sanırım bunlar kızımı 1 hafta ancak idare eder, sonrasını düşünmek bile istemiyorum. Çook çalışmamız lazım çook :((
     Henüz pantif ve iç çamaşırı almadık, gereksiz yere aldığımız yağmur botlarını saymıyorum tabi.