Sonunda o çok çok heyecanla beklediğimiz önemli gün bugün geldi çattı :) Kuzum bu hafta yarım gün olarak gidecek kreşe ve bugün ilk yarım gününü tamamladı. Sabah 09:30-10:00 arası kahvaltı yapıldığından, giyindikten sonra kuzuma mısır gevreğiyle süt verdim biraz yedi. Arabada yedirmeye devam ettiğimden, birazı üzerimize döküldü ama olsun :)))
Önce beni bıraktılar işyerime, kuzu benden ayrılmak istemediğinden, dolu gibi döktü gözyaşlarını...'Gitmem gerek kızım, işe geç kalıcam, öğlen baban seni gelip alaıcak ve anneannene götürecek' deyip, resmen kaçtım yanından ama o hala ağlıyordu. Kreşe gider gitmez beni aradılar, telefonda hala ağlıyordu ve 'hanına gelmek istiyorum' diyordu. Yine aynı şeyleri söyledim ve kapadım telefonu. aşkım kuzumu nöbetçi öğretmene teslim etmiş ve kameradan bakmış, çizgi film izliyormuş ağlamadan. Öğlene kadar hiç aramadım, nasıl tuttum kendimi bilemiyorum ama tuttum işte. Mecburum, mecburuz oraya göndermeye. Bu konuda ayrı bir post yazmak istiyorum, uygun bir zamanda.
Öğlen gidip babası almış. Yanıma geldiler, görmek istedim kuzumu. Görür görmez bana sarıldı, bazı hareketler gösterdi, orda öğrenmiş :) Sonra, öğretmeninin notlarını iletti; Gayet uyumluymuş, ağlamamış, kahvaltısını yapmış, bir kere çişe gitmiş. Ben kahvaltı konusuna inanmadım, zaten kızıma sordum; zeytini, peyniri yedin mi diye. İkisinede hayır cevabını aldım, sevmediğini biliyorum. Yumurtaya gelince yedim dedi ama 1 yumurtayı bitirmesi mümkün değil ve sütünü içmiş, işte buna eminim, sütü sever.
Dolayısıyla açım dedi hemen. Doğru bizim yemekhaneye çıkardım onları. Aşçıya 'çorba istiyorum' dedi kuzum, bugün menüde çorba olmayınca bulgur pilavı yedi 5 çatal kadar ve onları uğurladım, giderken yine ağladı 'işin bittiii, hanında kalmak istiyorum, sende geeel' diye. Eve gider gitmez anneannesine 'karnım acıktı' demiş. Benim kuzum 3 saatte bir yemek yiyen bir çocuk olduğundan, eminim açlıktan midesi gövdesine yapışmıştır. Annem bir güzel yedirip yatırmış, 1,5 saat uyumuş. Bakalım yarın nasıl olacak...
31 Ekim 2011 Pazartesi
3.Yaş Doğum Günü Kutlaması
Kuzumun doğum gününü bir sonraki gün kutladık, tüm aile fertleri bir arada olabilsin diye. Anneanne ve dedesi, büyük teyzesi ve kızları, dayısı, eşi ve oğlu...hep beraber girdi kuzum yeni yaşına.
Anneannesine ne kadar teşekkür etsek az, çok çileli oldu kuzumun bakımı. Küçük doğması, ardından 3 sene boyunca kusması, kusmuklu bir evde yaşayan bir anneanne, hergün halı silmesi, üst baş yıkaması, pütürlüye geçemediğinden blendır elinde gezmesi...Yemek saatlerinde evde olmak zorunda olması vs. Çok emeği var kızımın üzerinde, belkide bizden daha fazla... Ben sadece akşam ve hafta sonları dayanamazken, annem tüm bir hafta içi ne yapıyordu, tahmin bile etmek istemiyorum. Allah razı olsun, sağlık, huzur versin anneciğime.
Cuma günleri eve gitmek istemezdim daha küçükken, pazartesi sabahı ise, anneme bırakınca 'ohh beee' derdik babasıyla. Kusmuk temizlemek, gün boyu oyalamak ve özellikle yemek seanslarında 'kusacak mı' korkusu, bizi öldürüyordu :(
Şimdi kocaman bir kız oldu, hemde bilinçli, söz dinleyen, kusmayan, pütürlüye geçiş yapmış bir kız. Tek sorunumuz bensiz uyuyamaması, oda yakında hallolur inşallah.
Cumartesi erken uyandık güne; kahvaltı sonrası hazırlanıp çarşıya çıktık, kreşten istenen pantif ve küçük hurcu aldık. Sonra kutlama için gerekli malzemeleri alıp eve geldik. uyurken biz evi süsledik, masayı hazırladık. Akşam yemek sonrası geldi misafirlerimiz, kuzucuğum heyecandan kuduruk vaziyetteydi :))) Şimal e pastasını gösterip zıp zıp zıplıyordu ortalıkta. Pastasını ben getirdim salona alkışlar içerisinde, çok duygulandım, sanki kızımın düğün pastasıymış gibi. Hatta heyecandan mumları iki defasında da ben üflemişim, aşkım 3.kez yakarken uyardı beni 'bırakta kuzu üflesin' diye :))) Sonra hediyeler, kutlamalar...
Bu sayede kreşe başlayacak olan kızımın epeyce giyim kuşamı oldu, herkesler düşünüp türlü kıyafetler almışlar. Dayısıyla yengesi kafes içinde papağan almışlar(gerçek değil), 24 kelime söylüyor.
28 Ekim 2011 Cuma
Bugün Kuzumun Doğum Günü, 4 Yaşına Giriyor
Ve her gün yeniden aşık oluyorum
Bakısındaki o ışık beni hayata daha da çok bağlıyor
Seni seviyorum melek yüzlü kızım
Hayatımıza girdiğin gün anladım ki
... Hayatta sahip olunabilecek
En güzel,en değerli şey sensin
Ve sen meleğim; Büyüdün, Kocaman bir kız oldun
Bugün 3 yaşını bitiriyorsun
Nazlı, cilveli, cana yakın, akıllı ve de çok şekersin
Allah’ıma her gün şükrediyorum
Senin gibi bir evlada sahip olduğum için
Seni lütfedip bana verdiği için
Dilerim ki her günün güzel
Mutlu, huzurlu, sağlıklı, başarılı ve bol kazançlı geçsin
'Dilerim ki Allah’ım karşına hayırlı insanları çıkarsın
Dostlarında senin gibi sevecen olsun
Yüzüne gülüp arkandan kuyunu kazmasın
Sıcakkanlı ve iyi insanlar olsun
Dilerim ki meleğim içindeki iyi niyet
Ömrün boyunca rehberin olsun
Seni doğru yerlerde doğru insanlarla karşılaştırsın
... Dilerim ki Allah’ım sana da senin gibi evlatlar versin
Bazen kırılıyor olabilirsin, Bazen üzülüyor olabilirsin
Ama emin ol ki her gözyaşının ardından kocaman bir mutluluk tebessümü yerleşir içine
İçinden gözbebeklerine kadar uzanır.
Minik kelebeğim Sen 2,5 aylıktın anneciğin tekrar çalışmaya başladığında
Şuan 4 yaşındasın
Seni öyle çok özlüyorum ki Tarifi mümkün olamaz
Belki ilerde Büyüyüp aklın her şeye erdiğinde bana kızacaksın
Sana en çok ihtiyacım olduğu yaşlarda
Benim yanımda değildin diyeceksin
Doğru da söyleyeceksin
Ama bil ki tatlım Her şey senin için
Senin rahatın, senin gelişimin için
... Senin istediğin her şeyi sana sağlayabilmemiz için
Aklının hiçbir şeyde kalmaması için
Ben de baban da seni çok ama çok seviyoruz
Bizi ayakta tutan, Senin gözlerindeki o muhteşem ışık
O mutluluk, O her şeye sevinen kızımızı çok seviyorum
Senin için her şeye katlanacağımızı
Senin için neleri feda edebileceğimizi
Büyüdüğünde daha da iyi anlayacaksın.
Seni çok seviyorum sultanım ve senin annen olduğum için gurur duyuyorum
Her zaman her koşulda senin yanında olacağıma
Desteğimi ve sevgimi senden esirgemeyeceğime söz veriyorum bebeğim…
Doğum günün kutlu olsun kızım
ANNECİĞİN
'alıntıdır'(Kendim oturup yazsam, işte böyle yazardım)
26 Ekim 2011 Çarşamba
Sabah Kreşe Gittik- Doğum Günü Hazırlığı
Bu sabah MSB nin kreşindeydik. Etrafa bakarken bir yandanda Funda öğretmeni bekledik. Çocuklar bir bir geldiler anne yada babalarıyla. 1,5 aydır gidip geldiklerinden, hepsi neler yapması gerektiğini biliyorlardı. Hemen kabanları ve çizmelerini bırakıp, pantiflerini giyecekleri dolapların önüne gidiyorlardı çocuklar. Ebeveynler yardım ediyorlardı çocuklarına. Sonra doğru sınıflarına. Bekleme salonundaki kameradan çocuklarını izleyebiliyorsun ama küçük bölmeler halinde tüm sınıfları gösterdiğinden, ben pek seçemedim neler yaptıklarını.
öğretmeni gelince onunla sınıfları,yemek salonunu, uyku odasını, tuvaleti gezdik. Biz dolaşırken kuzu da oyun odasında arkadaşlarıyla kaldı ve ilginç olanı peşimizden gelmek istemedi, öylece oyuna daldı. Kreşin soğuk bir havası var, öyle şirinmi şirin bir görüntüsü yok. Uyku odasında yatakları minik ranzalardan oluşuyor. kuzu için alt katı tercih ettim, sallayarak uyuma meselesinden bahsettim, tabiki sallamıyoruz, alışacak dediler. İnşallah öyle olur. Yemek konusunda da uzun uzun konuştuk. Pütürlüye 3 aydır geçtiğimizi, yiyeceklerini küçük parçalar halinde vermeleri gerektiğini anlattım, tamam dediler şükür ki :)
En ilgincide doğum günü meselesiydi; çocukların özel günleri ayrı ayrı kutlanmıyormuş. O ay doğanların doğum günleri, kreş yöneticilerinin belirlediği ortak bir günde büyükçe bir pasta ile kutlanıyormuş. Aileler katılamıyormuş, organizasyonu dışardan anlaştıkları bir gurup yapıyormuş, palyaço gelip oyun oynatıyor ve balonlar falan veriyorlarmış çocuklara. Neden dedim? 'dışardan pasta istemiyoruz, zehirlenmeler olabilir düşüncesiyle' dedi Çiğdem öğretmen. Hak verdim ama çokta üzüldüm aslında. Hem bu kutlamaya aileler katılamıyormuş, 'isterseniz fotoğraf makinenizi bırakırsınız, biz çekeriz kızınızın resmini' dedi öğretmeni :(
Bizim planımız doğum gününü kreşte kutlamaktı, balonlar, süslemeler alıcaktık, güzel bir pasta yapılacak, özel tabak bardaklar alıcaktık. Bu durumda parti evde yapılacak ve hemen benim hazırlıklara başlamam gerekiyor. Nasıl bir pasta seçmeliyim, süslemeler ve tabak bardaklar almalıyım, ayrıca güzel bir elbise daha almak istiyorum. Cumartesiye 3 akşam kaldı ve iki ayağım bir papuca girdi şimdi.
Kuzucuğum artık daha bilinçli ve doğum gününü zaten dört gözle bekliyordu. Ona unutulmaz bir gün vermek istiyorum, inşallah gönlüme göre olur.
Görüşmemiz bitince kuzu çıkmak istemedi, sanırım 4 kez hadi kızım dedim ama nafile 'ben burda kalmak istiorum' dedi. Sonunda öğretmeninden rica ettim, siz söyleyin diye, öğretmeni söyler söylemez yanıma geliverdi :))) Vedalaşıp ayrıldık yanlarından. Giderken kuzu 'kalmak istiyordum' dedi. Yolda ne sorduysam kreşle ilgili, hep olumlu cevap verdi, bizde çok sevindik tabi. Önce beni işe bıraktılar babasıyla, ayrılırken biraz mızırdandı ama yolda babasıyla oynayarak gitmişler, konuşmuşlar. İşe gidince annemi aradım, kuzuma sormuş kreşi ama cevap vermemiş, sadece 'annemde kalmak istiyorum' diye konuşmuş.
öğretmeni gelince onunla sınıfları,yemek salonunu, uyku odasını, tuvaleti gezdik. Biz dolaşırken kuzu da oyun odasında arkadaşlarıyla kaldı ve ilginç olanı peşimizden gelmek istemedi, öylece oyuna daldı. Kreşin soğuk bir havası var, öyle şirinmi şirin bir görüntüsü yok. Uyku odasında yatakları minik ranzalardan oluşuyor. kuzu için alt katı tercih ettim, sallayarak uyuma meselesinden bahsettim, tabiki sallamıyoruz, alışacak dediler. İnşallah öyle olur. Yemek konusunda da uzun uzun konuştuk. Pütürlüye 3 aydır geçtiğimizi, yiyeceklerini küçük parçalar halinde vermeleri gerektiğini anlattım, tamam dediler şükür ki :)
En ilgincide doğum günü meselesiydi; çocukların özel günleri ayrı ayrı kutlanmıyormuş. O ay doğanların doğum günleri, kreş yöneticilerinin belirlediği ortak bir günde büyükçe bir pasta ile kutlanıyormuş. Aileler katılamıyormuş, organizasyonu dışardan anlaştıkları bir gurup yapıyormuş, palyaço gelip oyun oynatıyor ve balonlar falan veriyorlarmış çocuklara. Neden dedim? 'dışardan pasta istemiyoruz, zehirlenmeler olabilir düşüncesiyle' dedi Çiğdem öğretmen. Hak verdim ama çokta üzüldüm aslında. Hem bu kutlamaya aileler katılamıyormuş, 'isterseniz fotoğraf makinenizi bırakırsınız, biz çekeriz kızınızın resmini' dedi öğretmeni :(
Bizim planımız doğum gününü kreşte kutlamaktı, balonlar, süslemeler alıcaktık, güzel bir pasta yapılacak, özel tabak bardaklar alıcaktık. Bu durumda parti evde yapılacak ve hemen benim hazırlıklara başlamam gerekiyor. Nasıl bir pasta seçmeliyim, süslemeler ve tabak bardaklar almalıyım, ayrıca güzel bir elbise daha almak istiyorum. Cumartesiye 3 akşam kaldı ve iki ayağım bir papuca girdi şimdi.
Kuzucuğum artık daha bilinçli ve doğum gününü zaten dört gözle bekliyordu. Ona unutulmaz bir gün vermek istiyorum, inşallah gönlüme göre olur.
Görüşmemiz bitince kuzu çıkmak istemedi, sanırım 4 kez hadi kızım dedim ama nafile 'ben burda kalmak istiorum' dedi. Sonunda öğretmeninden rica ettim, siz söyleyin diye, öğretmeni söyler söylemez yanıma geliverdi :))) Vedalaşıp ayrıldık yanlarından. Giderken kuzu 'kalmak istiyordum' dedi. Yolda ne sorduysam kreşle ilgili, hep olumlu cevap verdi, bizde çok sevindik tabi. Önce beni işe bıraktılar babasıyla, ayrılırken biraz mızırdandı ama yolda babasıyla oynayarak gitmişler, konuşmuşlar. İşe gidince annemi aradım, kuzuma sormuş kreşi ama cevap vermemiş, sadece 'annemde kalmak istiyorum' diye konuşmuş.
24 Ekim 2011 Pazartesi
Salatalık Yemek Ne Mühim Birşeymiş...
Pazar günü ninesine yani eşimin anneannesine gittik. kuzu ona 'nene' diyor :) O gün yanımda çorba taşımadım, giderken çayın yanında yemek için pasta börek tarzı şeyler aldık. Anneanne çayı koymuştu, hemen mutfak masasını hazırladık, evden çıkmadan 1 saat önce yedirdiğim küçük hanım, acıktığını söyledi, önce yaş pastanın çileklerini istedi, verdim, çiğneyerek yedi. Ardından patatesli börekten verdim parmak parmak, yedi maaşallah. Yani bize göre büyük bir gelişme olan uzun böreklerden bir taneye yakınını yedi :)
Sonrasında salona geçtik, anneannesi meyve getirdi, yanında salatalıkta vardı, aşkım soyup ince ince dilimledi verdi eline. İçimden yiyemez, boğazına takılıp kusar dedim ama... kıtır kıtır yiyip yine istedi, maaşallah diyorum, bir büyük salatalık bitirdi :) Bu bizim tarihimize bir ilk olarak yazılsın istedim.
Hep bişeyler verdik ama yumuşak dokulu gıdalardı onlar, bildiğin sert salatalığı ilk kez yedi yada ilk sert gıdayı yedi diyoruz. Anlatamıyacağım kadar çok mutlu olduk, kuzum büyümüşte bu günleride bize göstermiş, şükürler olsun, binlerce şükür Allah a :)
Vesikalık Fotoğraf
Haftalardır kuzumun vesikalığı çekilecek, bizdeki tembellik bu konuda bitmek bilmedi. Her hafta sonu bir bahane bulundu. Genellikle hafta içi anneannesinin saçlarını gelişi güzel bağlamasından kaynaklı bahanem vardı, dolayısıyla saçlarını açınca karmakarışık görünüyor diye çektirmek istemedim, hafta sonuda hep bir işimiz çıktı yada amaaan dedik haftaya gideriz.
Bu hafta sonu son olunca, birgüzel yıkanıp tarandı saçlar, kırmızı tokasını takıp, öğrenci kılığı giydirilip gittik fotoğraf stüdyosuna. Önce süslendi ayna karşısında, sonra aynanın önündeki makyaj malzemelerini gördü, tutturdu 'jur' sürmek istiyorum diye. Azıcık dokundurdum dudaklarına da ikna oldu hanfendi. Tek başına oturmak istemedi, yanına bende oturdum. İlk gülücükleri yakaladı fotoğrafçı, sonra biraz yan çevirdi falan, kısa sürdü ama gayet eğlenceli idi, kuzuda çok eğlendi, pozlar verip gülümsedi. Yukarı katta çekilen fotoğraflara baktık, hepsi süperlerdi ve hepsinden istedim, birde büyük hediye ettiler. Ertesi gün aldık, büyük olanı kuzu odasına koymak istedi. Küçüklerden babaanneye, ve nineye götürdük pazar günü.
Fotoğrafların içinden ençok beğendiğim ortadaki, aşkımsa soldakini beğeniyor.
Bu hafta sonu son olunca, birgüzel yıkanıp tarandı saçlar, kırmızı tokasını takıp, öğrenci kılığı giydirilip gittik fotoğraf stüdyosuna. Önce süslendi ayna karşısında, sonra aynanın önündeki makyaj malzemelerini gördü, tutturdu 'jur' sürmek istiyorum diye. Azıcık dokundurdum dudaklarına da ikna oldu hanfendi. Tek başına oturmak istemedi, yanına bende oturdum. İlk gülücükleri yakaladı fotoğrafçı, sonra biraz yan çevirdi falan, kısa sürdü ama gayet eğlenceli idi, kuzuda çok eğlendi, pozlar verip gülümsedi. Yukarı katta çekilen fotoğraflara baktık, hepsi süperlerdi ve hepsinden istedim, birde büyük hediye ettiler. Ertesi gün aldık, büyük olanı kuzu odasına koymak istedi. Küçüklerden babaanneye, ve nineye götürdük pazar günü.
Fotoğrafların içinden ençok beğendiğim ortadaki, aşkımsa soldakini beğeniyor.
20 Ekim 2011 Perşembe
Berarek Berarek Onuoruz...
Kuzumuda alıp Nil lere akşam yemeğine gittik. Nil uyuyormuş, kuzum baya mızırdandı, sordu arkadaşını, sonunda uyanınca çok sevindi. Bir ara baktım yazı tahtasını almışlar oynuyorlar kafa kafaya, kuzum bana dönmüş: 'anne biz berarek berarek onuoruz' demez mi? :))) Çok hoşuma gitti. Nil anne-babasının söylediğine göre, oyuncaklarını kimseyle paylaşmıyormuş ama kuzumla öyle olmadı, sevdi sanırım bizimkini. Nil henüz 14 aylık civarlarında, şirinmi şirin, tombişmi tombiş...tam sıkıştırmalık şekerlerden maaşallah :)
Yemekti, muhabbetti derken eve dönüşümüz baya geç oldu, kuzumun uyku saati çok gecikti. Yinede enerji yüklüydü. Ben yatma hazırlığı yaparken, hanfendi harf magnetlerini almış, buzdolabına yapıştırıyordu. Bana seslenince anladım ki hepsini yapıştırmış, gel bak diyor.
Çok değişik bir sanat eseri çıkmış ortaya. Magnetleri renklerine göre ayırmış ve tuhaf bişeyler yapmış, hani şu soyut resimler gibi :)) Buyrun bakıp siz karar verin. Ben fotografını çekmek isteyince, hemen kendiside makinasını alıp koştu...
Yemekti, muhabbetti derken eve dönüşümüz baya geç oldu, kuzumun uyku saati çok gecikti. Yinede enerji yüklüydü. Ben yatma hazırlığı yaparken, hanfendi harf magnetlerini almış, buzdolabına yapıştırıyordu. Bana seslenince anladım ki hepsini yapıştırmış, gel bak diyor.
Çok değişik bir sanat eseri çıkmış ortaya. Magnetleri renklerine göre ayırmış ve tuhaf bişeyler yapmış, hani şu soyut resimler gibi :)) Buyrun bakıp siz karar verin. Ben fotografını çekmek isteyince, hemen kendiside makinasını alıp koştu...
NOT: çok yorgun ve geç saatte yatınca, gece çişe uyanamamış, altına kaçırmış. Islak popoyla yanıma geldi sabaha karşı. Çarşaf ve üst değişiminden sonra tekrar uykuya daldı. Yavrum demek çok derin uyumuş. Sabah biz evden çıkarken hala derin bir uykudaydı...
17 Ekim 2011 Pazartesi
KÖFTE-DÖNER YEDİ
Belkide ilk defa bu kadar sevindik. Cuma akşam yemeğimizde köfte vardı. kuzumun tabağına biraz çubuk makarna, patates kızartma ve minik köfteler koydum, odasında calliou açtım ve sehpayla önüne götürdüm. Baktım 'nam naaam, çok düzelmiş' diyerek yanımıza geldi. Köfte çiğniyor ağzında, hemen alkış kıyamet, arkasından övgüler bizden ona...Tabi klasik olarak nazarımız değdi ve ağzından çıkarıverdi. Neyse dedik, bu kadarı bile süper bişey, eti ilk kez ağzına almıştı. Çorbanın içinde çook içti ama... mutlu olduk işte :) Baktım makarnalarını yemiş, patatesi tırtıklamış, buda bize yetiyor şimdilik.
Cumartesi günü Eskişehir de Vildan ablanın hazırladığı pasta börek dolu tabaktan da epeyce sebeplendi, böreği ve keki çok sevdi, daha vaktimiz olsa baya yerdi diye düşünüyorum. Yolda 3 adet çubuk kraker ve jelibonları hüpletti. Bunlar iyi bişey değil ama pütürlü yiyebiliyor olması bize sevinç veriyor ve şimdilik ne yediği değil, nasıl yediği daha önemli bizim için. Ayrıca kahvaltı menüsüne zeytinide kattık, çekirdekten ayırmak için küçük küçük kesiyorum zeytini ve ekmekle çatala takıp veriyorum, yiyor. Komik tarafı ise ne kadar zeytin desemde 'peynir' diyor zeytine :))
Pazar günü yine zeytinli, Trabzon tereyağıyla pişirilmiş yumurta, ekmek ve 1 su bardağı süt ile kahvaltısını yaptı, tabi miktarlar çok çok az. Ölmeyesilik kadar yiyor, çiğnemek onu yoruyor sanırım, 5-6 çatal ancak yiyor ve masada durmak istemiyor. İlk zamanlar hatalı davranıp, peşinde gezmeye başlamıştım. Eşim uyarınca vazgeçtim, korktum alışkanlık yapacak diye. Az yediği için, sonrasında eline muz, üzüm veya ekmek veriyorum, yaklaşık 1 saat sonra falan. Yada küçük yoğurt veriyorum. Vermezsem kendi acıktım diyor zaten.
Pazar akşamı dışardaydık, kuzuya henüz kışlık çizme almamıştık. Ankamall e gittik. Bir tek chicco da buldum beyaz bir bot. Ha birde tchibo da vardı ama numarası kalmamıştı. Panço dan süslü bir siyah tayt alıp fast food a çıktık. kuzuya yoğut çorbası ve ayran almış babası, bizede döner. Çorbayı bir güzel içti, ayranı içmeye başlayınca patates kızartması istedi ama pek yiyemedi. O arada döneri bir deneyelim dedik, inanamadık... bir parmak kadar yedi :)))Belki çorbayla doymasaydı dahada yerdi. Çiğnedi ama yutacağından hiç ümidim yoktu, nede olsa döner sert gelir ona diye düşünmüştüm ama yuttu. Şükürler olsun bu günlere, kızımız böyle yemeye başlayınca bizim mutluluğumuzu ancak bizim gibi olanlar anlar. İçinde ufacık dahi pütür olmayan çorba aramalarımız, hele Migros ta sayısız kusmaları, yanımızda taşıdığımız yemek ve giyecek torbaları...sırf bu nedenle uzun süre mama yedirdim dışarda...Çok kötü günlerdi, bu günlere binlerce şükür...Darısı bekleyen isteyenlere.
Tam tamına 34 ay sürdü kızımızın kusması, halende arada kustuğu oluyor.
Cumartesi günü Eskişehir de Vildan ablanın hazırladığı pasta börek dolu tabaktan da epeyce sebeplendi, böreği ve keki çok sevdi, daha vaktimiz olsa baya yerdi diye düşünüyorum. Yolda 3 adet çubuk kraker ve jelibonları hüpletti. Bunlar iyi bişey değil ama pütürlü yiyebiliyor olması bize sevinç veriyor ve şimdilik ne yediği değil, nasıl yediği daha önemli bizim için. Ayrıca kahvaltı menüsüne zeytinide kattık, çekirdekten ayırmak için küçük küçük kesiyorum zeytini ve ekmekle çatala takıp veriyorum, yiyor. Komik tarafı ise ne kadar zeytin desemde 'peynir' diyor zeytine :))
Pazar günü yine zeytinli, Trabzon tereyağıyla pişirilmiş yumurta, ekmek ve 1 su bardağı süt ile kahvaltısını yaptı, tabi miktarlar çok çok az. Ölmeyesilik kadar yiyor, çiğnemek onu yoruyor sanırım, 5-6 çatal ancak yiyor ve masada durmak istemiyor. İlk zamanlar hatalı davranıp, peşinde gezmeye başlamıştım. Eşim uyarınca vazgeçtim, korktum alışkanlık yapacak diye. Az yediği için, sonrasında eline muz, üzüm veya ekmek veriyorum, yaklaşık 1 saat sonra falan. Yada küçük yoğurt veriyorum. Vermezsem kendi acıktım diyor zaten.
Pazar akşamı dışardaydık, kuzuya henüz kışlık çizme almamıştık. Ankamall e gittik. Bir tek chicco da buldum beyaz bir bot. Ha birde tchibo da vardı ama numarası kalmamıştı. Panço dan süslü bir siyah tayt alıp fast food a çıktık. kuzuya yoğut çorbası ve ayran almış babası, bizede döner. Çorbayı bir güzel içti, ayranı içmeye başlayınca patates kızartması istedi ama pek yiyemedi. O arada döneri bir deneyelim dedik, inanamadık... bir parmak kadar yedi :)))Belki çorbayla doymasaydı dahada yerdi. Çiğnedi ama yutacağından hiç ümidim yoktu, nede olsa döner sert gelir ona diye düşünmüştüm ama yuttu. Şükürler olsun bu günlere, kızımız böyle yemeye başlayınca bizim mutluluğumuzu ancak bizim gibi olanlar anlar. İçinde ufacık dahi pütür olmayan çorba aramalarımız, hele Migros ta sayısız kusmaları, yanımızda taşıdığımız yemek ve giyecek torbaları...sırf bu nedenle uzun süre mama yedirdim dışarda...Çok kötü günlerdi, bu günlere binlerce şükür...Darısı bekleyen isteyenlere.
Tam tamına 34 ay sürdü kızımızın kusması, halende arada kustuğu oluyor.
ESKİŞEHİR' de ZOR CUMARTESİ
14 Ekim 2011 Cuma
Cilt Lekelerim :(
3 senedir bir çare bulamadığım ama çokta çabalamadığım bir konu bu lekelerim. Hep hayıflanırım, herkesle paylaşırım lekelerimin ne denli fazla olduğunu, sürekli fondöten kullanmak zorunda olduğumu...
Evet düzenli olarak fondöten kullanıyorum, kullanmasam sokağa dahi çıkamam, o kadar yani :( Tatile gitmek (deniz tatili) benim için büyük bir sorundur. Deniz-havuz kıyısında fondötenli olarak dolaştığımı düşünsenize :))) ama sürmedende dolaşınca kendimi eksik, çıplak görüyorum ve tabiki çirkiiin!!
Genç kızlığımdan buyana yazın çillerim çıkar, kış mevsiminde kaybolurlardı. Orta yaş dönemlerimde ise yaz aylarında yüzümde lekelenmeler oluşmaya başladı ama soğuklar başlayıp güneş kendini gizleyince, tekrardan yüzüm tek renk olur, güzelleşirdim. kuzuma hamile kaldığımda yüzümdeki lekeler giderek arttı ve doğum sonrası geçeceğini sandığım lekeler, iyice kamp kurdular suratımda :( Aylar geçti... sonunda 3 yıl oldu halen benimle beraberler. Bunlara uykusuz gecelerin hatırası ki halen uykusuzum, göz torbalarımda eklendiler, ayrıca 39 yaş kırışıklıklarıyla bütünleşip beni çirkinleştirdiler. Zaten kışı sevmem, böyle olunca dertlerimde debreşti bu günlerde. Kendimi beğenmiyorum bu aralar. Soğuk ve kuru hava cildimi kaskatı yapıyor, kuru bir cildim var ve bu havalarda Arap ın yağı misali...herbiryerime kutular dolusu krem sürsem ancak rahatlarım.
Son zamanlarda lekelerim için aldığım 1 kutu mavi anemon çiçeği özlü bir kremim vardı ve bitmek üzere. Ancak ufakta olsa bir açılma olmadı lekelerimde. Oysa baya bir ümitliydim bu kremden. Uzun zamandır Oriflame den aldığım föndetenimden de epeyce memnundum. Geçen hafta bitince yenisini sipariş ettim, ancak yanlış fondöten istemişim, lekelerim hiç kapanmadı bununla. Bir arkadaşla bu durumu paylaşıyordum sohbet esnasında. Bana ebesinden el almış, bitkilerden ilaçlar, cilt kremleri yapan bir bayanın söylediklerini anlattı. Kabartma tozu ve yoğurdu karıp yüzüme sürecekmişim lekeler için. Yanlız bu kürü tam 40 gün aralıksız yapmalıymışım. Tamam dedim, bundan kolayı neki?
Hemen akşam denedim, tabi bol bol sürdüm iyice etkilesin diye :))) Yüzüm ısındıkça yoğurtlar düşmeye başladı yakama :))) Akşam baya komik duruma düştüm kızımla eşimin yanında, eğlendiler utanmadan benimle...Bakalım bu utançla kaç gün yapabileceğim bu uygulamayı. Sonucu bildiririm burdan :)
Evet düzenli olarak fondöten kullanıyorum, kullanmasam sokağa dahi çıkamam, o kadar yani :( Tatile gitmek (deniz tatili) benim için büyük bir sorundur. Deniz-havuz kıyısında fondötenli olarak dolaştığımı düşünsenize :))) ama sürmedende dolaşınca kendimi eksik, çıplak görüyorum ve tabiki çirkiiin!!
Genç kızlığımdan buyana yazın çillerim çıkar, kış mevsiminde kaybolurlardı. Orta yaş dönemlerimde ise yaz aylarında yüzümde lekelenmeler oluşmaya başladı ama soğuklar başlayıp güneş kendini gizleyince, tekrardan yüzüm tek renk olur, güzelleşirdim. kuzuma hamile kaldığımda yüzümdeki lekeler giderek arttı ve doğum sonrası geçeceğini sandığım lekeler, iyice kamp kurdular suratımda :( Aylar geçti... sonunda 3 yıl oldu halen benimle beraberler. Bunlara uykusuz gecelerin hatırası ki halen uykusuzum, göz torbalarımda eklendiler, ayrıca 39 yaş kırışıklıklarıyla bütünleşip beni çirkinleştirdiler. Zaten kışı sevmem, böyle olunca dertlerimde debreşti bu günlerde. Kendimi beğenmiyorum bu aralar. Soğuk ve kuru hava cildimi kaskatı yapıyor, kuru bir cildim var ve bu havalarda Arap ın yağı misali...herbiryerime kutular dolusu krem sürsem ancak rahatlarım.
Son zamanlarda lekelerim için aldığım 1 kutu mavi anemon çiçeği özlü bir kremim vardı ve bitmek üzere. Ancak ufakta olsa bir açılma olmadı lekelerimde. Oysa baya bir ümitliydim bu kremden. Uzun zamandır Oriflame den aldığım föndetenimden de epeyce memnundum. Geçen hafta bitince yenisini sipariş ettim, ancak yanlış fondöten istemişim, lekelerim hiç kapanmadı bununla. Bir arkadaşla bu durumu paylaşıyordum sohbet esnasında. Bana ebesinden el almış, bitkilerden ilaçlar, cilt kremleri yapan bir bayanın söylediklerini anlattı. Kabartma tozu ve yoğurdu karıp yüzüme sürecekmişim lekeler için. Yanlız bu kürü tam 40 gün aralıksız yapmalıymışım. Tamam dedim, bundan kolayı neki?
Hemen akşam denedim, tabi bol bol sürdüm iyice etkilesin diye :))) Yüzüm ısındıkça yoğurtlar düşmeye başladı yakama :))) Akşam baya komik duruma düştüm kızımla eşimin yanında, eğlendiler utanmadan benimle...Bakalım bu utançla kaç gün yapabileceğim bu uygulamayı. Sonucu bildiririm burdan :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
