21 Kasım 2012 Çarşamba

Zencefil Şurubu - Limonata

      Daha önce yazmıştım ama yapmak kaza sonrasına kısmetmiş; Zencefil Şurubu
      Balböcükleri nin blogunda görüp yazmıştım yapıcam diye, yaptım ama henüz kullanmadık, hafta sonu kullanmaya başlanmalı.
dedim....veee fotoları koyacaktım ama karşıma şu yazı çıktı....şimdiii ben bu işlemleri yapıp parayla GB alırsam...bunun sonu nereye gidecek anlamadım...

.....Hata! Depolama alanınız bitti. Şu anda fotoğraflar için 1 GB'lık kotanızın %100'ünü kullanıyorsunuz. Depolama alanınızı büyütün
Fotoğraflar Picasa Web Albümleri hesabınızda depolanır ve 1 GB boyutundaki ücretsiz fotoğraf kotanıza dahildir. Satın aldığınız ek depolama alanı birden fazla Google ürünü arasında paylaşılır ve ücretsiz kotanıza eklenir. Daha fazla bilgi edinin

       Geriye kalan, şişeme sığmayan zencefilleride bir güzel kurumaya bıraktım. Kuruduktan sonra rendeleyip, içeceklerimize katmak üzere.
      Yine pekçok blogta gördüğüm ama yapmaya elimin gitmediği, bir bakıma üşendiğim limonatayı da aynı zamanda yaptım. Farklı olarak ben içine artan zencefillerden kattım. Hem lezzetli hem faydalı bir içecek oldu bizim için. Bol limon sıktım, taze zencefil soyup koydum, taze nane yaprakları kattım, birde tatlandırıcı olarak şeker yerine bal ekledim. Afiyetle içtik. aşkım bayıldı bu karışıma, kuzu da öyle.
      Tabi geçirdiğim mutfak kazasından sonra, elimde pek şık ve içi görünen şişe, sürahilerimden kalmadığından, sürahi ile idare ettim.
     

Ev Kazası :(((

      Herşey 07.11.2012 Çarşamba akşamı oldu :(  İşten erken çıkıp banka, alışveriş işlerimi hallettim ve koşar adımlarla eve döndüm. Koşar adımlar diyorum çünkü annem ve teyzemler Trabzon dan geliyorlardı, akşam yemeğini bende yiyecekler ve teyzemler İstanbul a doğru yola devam ediceklerdi.
     Çeşit çeşit yemekler, salatalar, börek yaptım. Herşey yetişti, tam son süslemeleri yapıp, masayı hazırlama faslına geçecekken...tepemde bir gıcırtı duydum...çıtır çıtır çıtırrrrr.....gümmmmmmm....çatçatçattt...sonrasını hatırlamıyorum. Acı bir zil sesiyle kendime geldim...
     Bir baktım önüm tamamen tabak...bardak kırıklarıyla tepe olmuş vaziyette, kafamda müthiş bir ağrı ve kapıya gidemiyorum...ayağımdan sen ne zaman terlik çık...ve ayağımdan kanlar akıyor...tüm vücudum titriyor...terliğimin tekini buldum ve tek ayak kapıya kadar gidebildim ama elimin titremesi nedeniyle kapıyı zorlukla açabiliyorum, açtığım anda da alt komşularımı göz ucuyla görüp, yere yığılıyorum...
     Burdan da yazmalıyım...Allah bin kere razı olsun onlardan. Nasıl fedakar, nasıl yardımsever insanlar...inanılır gibi değil...ancak böylesini anne-baban yapar şeklinde koşturdular. Evden öncelikle su getirip içirdiler...ayağımı banyoda yıkayıp, camlarını ayıklayıp sardılar...burnumu pansuman ettiler ve beni bir kenara otutturup giriştiler mutfağa. Tek kaygıları aşklarım eve gelmeden etrafı toparlamak, kuzumun mutfağımızı öyle görmesini istemediler... Allah razı olsun.
     Kafam davul gibi şişti, burnumda, ellerimde kesikler vardı, ayağıma ise ben bakmadım(çok korkarım), baya parçalanmış...
     Ben bir köşede ağrımla sızımla otururken, onlar küreklerle mutfaktaki tüm tabak, bardak kırıklarını çuvallara doldurup aşağıya indirdiler. Sonrada mutfağımı tamamen temizlediler. aşkım geldiğinde şok geçirdi ama ilk sözleri: 'sende birşey yokya, hiç sorun değil' evet şükürki daha kötü şeyler olmadı, cana gelen mala geldi. Evde bir tane bardağımız, tek bir tabağımız kalmadı. Allah tan kuzumun plastik bardağı vardı birkaç tane.
     aşkımla komşum, düşen dolabı dışarı çıkardılar. Onlar gidince hemen acile gittik. Ayağım dikişlikti ama benim meşhur iğne korkum yüzünden elletmedim ayağımı, izin vermedim dikiş atsınlar. Doktor 'yara derin, dikiş atılmazsa kolay kolay kapanmaz' dediyse de dinletemedi bana. İnce flasterlerle sıkı sıkı sardılar. Ağrı kesicilerle çıktık acilden.
     Geç saatte geldiler annemler, çok üzüldüler...kalan 2 tencere yemeğimi plastik kaplarda ikram etti erkek kardeşimin eşi. Gece yarısı teyzemleri yolcu ettik.
     Ertesi sabah daha gözümü açmadan kapı zili çaldı, gelen aşkım ve 2 usta. Hemen taktırdı dolabı, tamir ettiler gerekli yerleri. Ustalar dolabın sağlam monteli olmadığını söylemişler. Herbiryerinden sıkı sıkı tutturmuşlar şükür.
     Canım benim...gördükçe ağlama geliyordu, hıçkırıklara boğuluyordum akşam. Sabahın köründe yaptırdı, görüp ağlamayayım...aklıma gelmesin diye. 2 gün sonra da çarşıya çıkardı beni...neyimiz varsa yeniledik, tek tek sildi dolapları, yenileri yıkayıp yerleştirdi gözümün nuru :)
     Şimdi herşey eski haline döndü bile. Sadece aksıyorum, sol tabanıma halen basamıyorum, ağrıyor, daha yaram tam olarak tutmadı tabi.
     İlk hafta baş ağrılarım rahatsız etmeye başlayınca beyin cerrahisinden randevu aldık. 2 ilaç yazdı, çok iyi geldi, hem baş ağrıma, hem ağlama nöbetime. Şimdilerde tek sorunum ani seslerde yaşadığım korku ama buda geçecek inşallah.

7 Kasım 2012 Çarşamba

Diyaloglarımız

     Tam uykuya geçiş anındayız, soru 1:

N: Anneee, neden Tük bayrağında ayla yıldız vardır?
Ben: kem küm(şimdi nasıl anlatayım, anlatsamda anlarmıki?)...çünkü Atatürk öyle istemiş.
Baba: hııııı hadi cevapla bakalım, aldın mı soruyu? :)))
N: ama neden ayla yıldız var anne diyoruuum?
Ben: e kızım çünkü savaşlarda şehitlerimiz yaralandığında akan kana ay ve yıldız yansımış ve bayrağımız kırmızı renk, ay ve yıldızlı olmuş, ondan.
kuzu susar, anladı demek ki :)))
      
      Soru 2:

N: Anneee, keşke Yıldız'a(beta balığı) tulabet alsak dimiii?
Ben: Balıklar tuvalete yapamazlar, Suya yaparlar kakalarını.
N: Ama bizi zor duruma katılıyor Yıldız. Poffff
N: Pof ne demek anne?
Ben: Pek iyi birşey değil ama pek anlamıda yok canım.
N: Ama ne demeeek?
Ben: üff kuzuuum gereksiz bir laf işte.(ne kadar açıklayıcı olmuş değil mi?)
    

5 Kasım 2012 Pazartesi

İlk Misafir - Cepa - Mogan Park - Saçlar Gittiiii

     Cuma sabahı işe giderken arkamdan biri beliriverdi (alt komşum), günaydınlaştık, meğer akşam bize gelmişler ama evde yokmuşuz (dışarda yemekteydik). Akşam bize kahve içmeye gelmek istediklerini söylediler, çok memnun oluruz dedim. Çünkü taşınalı 3 ay oluyor ve hoşgeldine gelen olmamıştı, sadece eve giriş çıkışlarda selamlaşıyorduk apartman sakinleri ile.
     İşten o akşam yarım saat izin aldım ve hazır birşeyler alayım çayın yanına dedim. Gün içinde de yemek sitelerine, bloglarına baktım, pratik ne var ne yok diye. Küçük pizza yapımını gördüm, şu pastane usulü olanlardan. Nerden aldım şimdi hatırlamıyorum, ayıp olmasın. Buldum buldum işte bu siteden: Peri'nin Marifetleri Mutlaka deneyin, tıpkısının aynısıydı :)
     Alışveriş sonrası attım kendimi eve. Hemen mutfağa girdim, hamuru mayalayıp, üzerini kapadım, mercimek çorbam ve palamut kızartmasından kalmıştı, yanına da hemen bezelyeli, havuçlu, mısırlı bir pilav döktürdüm, ayranda çırptım. Bu arada evi bir güzel sildim, accık etrafı topladım. aşkım gelince, ben sofrayı hazırlarken, eline toz bezini tutuşturdum, tozları aldı. Hemen yemeğimizi yiyip kalktık. Çarçabuk sofrayı kaldır, masayı düzelt, kurabiye ve mini pizzaları servis tabaklarına hazırla, Türk kahvesi malzemelerini hazırla vs.
     Zırrrrrr...ilk apartman komşularımızı karşıladık ailece. Elleri dolu gelmişler sağolsunlar. Komşumuz Ayaş lı. Ayaş ta bahçeleri de olunca, elma, ceviz ve domateslerden sebeplenmemiz kaçınılmaz oldu haliyle :))) Öyle konuşkan bir aile ki, ne biz sustuk, ne de onlar. kuzum bayıldı komşularımıza, yaşıtı torunları var. Böyle olunca da iyi anlıyorlar kızımın dilinden. Eğlenceli, bol sohbetli bir akşam geçirdik, hiç gitmesinler istedik.
     Ertesi sabah kahvaltı sonrası ki öğleyi buldu bizim uyanıp kahvaltı yapmamız...hazırlanıp Cepa ya gittik, küçük hanıma peri kızı aramaya. 2. kattaki oyuncakçıda bulamadık. Hadiii indik -1 e. Bu arada kuzumunda uykusu geldi mi? vız vız vızzzz durmadan. Nezir miydi neydi ismi oyuncakçının, sadece Barbie nin kanatlı bebeği var, oda 49Tl. Mecbur aldık, birde CD sözümüz vardı, onuda alıp çıktık, kuzumun uyku krizi geçti, yerini uyuyup kalkmış gibi duran cadı aldı. Eve dönüş ve yeni CD. yi izlemece...
     Pazar günü baktık hava çok güzel, dedik yemyeşil, havadar bir yerlere gidelim ama parkı bol olsun. Bu sene hiç gitmemiştik Mogan Park a. Hazırlanıp çıktık, kuzu tüm göl kenarı boyunca ne kadar park varsa hepsine uğradı, tüm oyuncakları denedi. Oturduk çay içtik, miniğimde hamburger yedi, Ayaş cevizi yedi, portakal suyundan içti. Akşamüstü biraz üşüdük ve sonuç: sağ burnum tıkalı :(

     Çok sevdik bu küçük kuçuyu, hatta kuzum sevdi okşadı, sonra da diğer çocuklara anlattı, 'biz küçük köpeği sevdik, oda bizi hiç ısırmadı, sonra da gülüştük' diye.

     Bu kale, kuzumun diş doktorunun muayenehanesiydi. Gitti geldi dişlerini yaptırdı, bizde tavuk ve horozuyduk. Arada gelip bize yem verdi, bizde ü ürüüüü üüü, gıt gıt gıt gıdaaak diye bağrındık :)))
     NOT: kızımın saçlarını kestiiiiiiiiiim. Pazar günü son kez uzun saçlarıyla salındı sokaklarda. Saçlarını kesmek için doğum gününün geçmesini beklemiştim, yani bu bir anlık bir karar değil. Dün akşam banyo sonrası oturttum önüme kestim saçlarını, aşkım bizi izledi.
     Sanırım 2 hafta oldu, yok yok bayramdan önceydi, arkadaşıma gitmiştik ailece. Arkadaşımın annesine anlatıyordum kuzumun küçük doğduğunu vs. Sonra dedi ki; ''benim kızın saçı çoktu, işinde ehil bir dr.umuz vardı, bana bunun saçı çok, kestir, kızın büyür, saçlarına gidiyor yedikleri demişti. Bende kestim, bak işte sonra nasıl büyüdü benim kız.'' Kararımı oracıkta vermiştim. Dedim ki; Teyze, büyükler bişey biliyor ki söylüyor, ben inanırım büyüklerin sözlerine. Hele bir doğum günü geçsin, keseyim saçlarını kısacık.
     Şöyle kulak hizasında birşey oldu, aslında istediğim, kulak hizasında kısa küt idi ama bu biraz değişik oldu, ne küt, ne katlı, biraz da yamuk oldu malesef ama biz hepimiz beğendik :) kuaföre gitmeyi hiç sevmiyor, bu nedenle uçlarını da düzelttiremem. Kalsın böyle ne var :))) Şirin bir küçük surat oldu bizim ki. Hani nerdeyse 2 yaş civarı kuzucuklar gibi oldu  :)))

2 Kasım 2012 Cuma

Balık Sırtı

   29 Ekim Cumhuriyet Bayramı bizim için buruk geçti. Kızımı Anıtkabir e, çok sevdiği Atatürk üne ziyarete götüremedim.
      Bizde hadi dedik, hem yoldan gelen arabamızı yıkatalım, hem kuzum Çınar ı çok özlemiş, gidip onu görelim, hem ablamın kirasını alalım, hem alışveriş yapalım vs. diyerek geçtik Etlik e. Tam parka geldik, kuzum uyku hallerine büründü, hadi dedim pusetinde uyusunda bizde diğer işleri halledelim.

      Yukarıdaki park fotolarında konu şöyle: kuzum herzamanki gibi, etrafında yaşıtı kız yada erkek çocuk gördüğünde yaptığı hava-civa olaylarını gerçekleştiriyor. Sesli şekilde şarkı söylüyor, dans ediyor, bir gözü hep o çocukta. Aslında bir tür 'oynayalım mı' mesajı veriyor karşısındakine :)))
      Tatilin bitip, kreşin başladığı ilk gün sabah sorun çıkarmadı, hatta 'arkadaşlarıma koşuyoruuuum' diyerek çıktı gitti evden. Akşam da harika bir şarkı ezberlemiş 29 Ekim ile ilgili. Hepsi bu kadar mı bilmem ama, söylediği kadarıyla;
      29 Ekim de bir bebek doğduuuu
      Annesi adını Mustafa goyduuuu
      Büyüdü büyüdüüü, Atetük olduuuu.
      Çok kez söylettim kızıma bu şarkıyı, çok sevdim, çok duygulandım, ertesi günde öğretmenini arayıp teşekkür ettim. Birde Atatürk posteri vardı elinde, renkli kartondan çerçeve yapmış, üzerine pullar yapıştırmış. Kendin mi yaptın bunu dedim; kendi yapmış, üstelik 'arkadaşlarıma yardım ettim' dedi.
      Öğretmenine sordum 'tam tersi, arkadaşı ona yardım etti, makas olayında pek başarılı değil' dedi :)) Bunu biliyorum, hatta küçük kas gelişimi pek içaçıcı değil dedim.
     31 Ekim sabahı çoook kötüydü, kuzum hıçkıra hıçkıra ağladı gitmiycem okula diye. Zar zor ikna ettik, arabada da ağlamış. Öğretmeni: 'bu 10 günlük tatil sonrası kreşe dönüş ve adapte, bizler için dahi zorken, çocuklardaki bu kötü etki çok normal' dedi. Haklı, bende aynı durumdayım. Haftaya alışırlarmış.
     Akşam sorunsuz geldi, hatta saçlarındaki balık sırtı örgüden dolayı pek havalıydı. Lale öğretmeni örmüş, bende çok sevdim ama hayatta beceremem ben bu örgüyü. saçları konusunda çok beceriksizim, tüm saçları bir araya getirip at kuyruğu yaparken dahi kan ter içinde kalıyorum :)))
     aşkım 'bu senin küçüklüğünden geliyor, hani dersinya; annen sizin süslenmenizi istemezmiş, saçlarınızı kısa kesermiş' diye :))) güldüm epeyce ve evet doğru bu konuda beceriksizim, lise 2 den sonra saçlarımı uzattım ve ondan sonrada hiç beceremedim bu işi. Kendi saçlarım içinde aynı şey geçerli, kuaför benim tek kurtarıcım...
                                                       
         




Bayramdan Önce...

     Bayram öncesi, hatta arefeden önce tam 4 günlük iznimizde yine boş durmayıp gezdik, park bahçe yaptık, kuzum bol bol eğlendi, oynadı, ayrıca çook eski dostum Dilek, Yasemin ve Tülin ile buluşma ayarladık, hep beraber harika bir bahçe keyfi yaşadık.

1 Kasım 2012 Perşembe

4 Yaşında

     Kızım 4 yaşında, kocaman bir birey oldu, büyüdü, çok büyüdü, aklı büyüdü, içimizde sevgisi büyüdü her geçen gün.
     ''Şükürler olsun yavrum senin varlığına, şükürler olsun birlikteliğimize. Allahım dan senin için bol vicdan vermesini diliyorum, akıllı, sevgi dolu, başarılarla geçecek bir ömür ve sağlıklı bir insan olmanı diliyorum. Seven ve çok sevilen bir insan ol yavrum, sevgi ve akıl her kapıyı açacak sana bir tanem.''
                                               
      Kapı zili çalıpta pastanın geldiğini öğrenen küçük hanım, daha dururmu, hemen kutuyu açtırmak için baya dolandı etrafında. Nihayet bizde pastamızın mumlarını yakıp, üflemelerine izin verdik. Daha mumlar yanmadan parmaklayıp yalamaya başladı bıcırıklar :)) Hiç durun demedim, istediklerini yapsınlar, onların günü, onların pastası, dilediklerince yaladılar :)))

     Menümüz çok geniş değildi; Damla çikolatalı mini kek, fındık kurabiye, nutellalı ıspanaklı kek, buğday salatası, elma şekeri, evde kaynatılmış mürdüm erik suyu veee yaş pastamız.                                                                                         
     Sevgili arkadaşlarım İlknur, eşi Gökçen ve tatlı kızı Elif ile katıldılar mutlu günümüze, ayaklarına sağlık :) Yine tatlı kardeşim Burak, eşi Neşe ve varlığını henüz anlayamadığımız, uslumu uslu minik oğulları Deniz ile geldiler, ayaklarına sağlık :) Çok mutlu olduk, çok güldük, halen hatırladıkça yanaklarımdaki gülmekten kalan ağrı geliyor aklıma :)))
                                             
     Maskotumuz Elif, Gökçen in söylediği gibi; çizgi film karakteri Elif cim :)
     Geceyi sonlandırmayı hiç istemesekte, çocukların uykusu geldiğinden çaresiz dağıldık. Herkese ayrı ayrı tşk ediyorum, özellikle de bizi erken gelip şenlendiren Ezgi ciğime bizi yanlız bırakmadığı için çook tşk ediyorum, umarım sürçi lisan etmeden sizleri ağırlayabilmişizdir :)



Doğum Günü Sabahı

     27 Ekim de aşkımın nöbetçi oluşu nedeniyle bizim için zor başladı, tek başıma süslemeleri halletmek, son eksiklikleri tamamlamak, hatta tüm pasta börek yapımını bitirmek gerekliydi. Neyse yaaa Allah dedim başladım.
     Hepsi bitti bitmesine ama aldığım onca kırtasiye malzemesinin sadece az bir kısmını kullanabildim, ne zor işmiş bu kes-yapıştır işleri. Salon avizesinin bozuk olması nedeniyle (birazda işime geldi aslında, çok yorulmuştum) çokta süsleme yapamadım. Masam hazır, süslemeler yerlerine asılmış, pasta börek pişmiş, yerlerine aktarılmış...tastamam kızımla yatıp uyuduk.
     Hazırlıklara kuzumda yardımcı oldu, kapı süsümüzü boyadı, ben kestim.   

      Doğum günü sabahı aşkım yanında elektrik tamircisi ile çıktı geldi. Kahvaltı sonrası tamir işleri, öğleden sonraya kadar sürdü. Hahiii yeniden temizle etrafı topla vs. Kuaför işleri, kuzumunn uyku meselesi...tamamdır halloldu.
     Saat sanırım 15:00 sularında geldi canım arkadaşım Ezgi ve güzel kızı Zeynep Duru :) Sohbetimizi ettik kimseler gelmeden, hatta araya balkon keyfi dahi sıkıştırdık :)))

31 Ekim 2012 Çarşamba

Zonguldak ta Bayram...

     Merhabaaaaaa.....döndüm.....döndük.....
     Bir önceki postta anlattığım şu maddelere aynen uydum, plan dışına çıkmadım. Tek bir sorunuz oldu; salon avizesi bozuldu ve ancak 28.Ekim öğleden sonrasına tamir edilebildi, öyle olunca da süsleme tam istediğim gibi olmadı. Bu tür işleri akşama bıraktığımdan ve karanlık salonda da çalışamadığımdan eksiklikler oldu ama çok çabaladım ve değdi doğrusu. Postun sonunda yazdığım zencefil şurubunu henüz yapamadım ama bu hafta tamamdır yapılacak bu şurup :))) Yine son not olarak yazdığım Zonguldak ta akraba ziyareti sekteye uğradı, Çiğdem cim o kadar güzel ağırladı ki bizi, gidemedik oralara...
     İnanılmaz bir zevkle çıktık yola, sabah acele etmeden kahvaltımızı yaptık...ağır ağır davranarak ama heyecanla hazırlanıp çıktık. kuzum yolda genellikle uyudu, 'ne zaman gelicez Zonguldağa' dedi durdu. Öğretmen evine varınca ilk iş yemek yedik, Çiğdem bizi gelip aldı ve Zonguldak turumuzda işte o an başladı.

      Ilıksu da deniz kenarında taş topladık birsürü. kuzum 'çaş toplayalım Yıldız a(beta balığının ismi)' diyordu. Bolda foto çekindik, çay sohbeti yaptık bol bol.

      Harika bir Fener yürüyüşü yaptık. Yollar manzara muhteşemdi, Çiğdem de olunca sohbet kaçınılmazdı. kuzum çok çok mutlu oldu, Trabzon dan bir kesit gibi Zonguldak, hiç fark göremedim ben ve bayıldım buraya da.

     Hava kararınca şehre, sahil kenarındaki kafe ve çay bahçelerine indik hep beraber...hem akşam yemeğinde balık-rakı hevesimiz için yer beğenelim, hemde güzel bir akşam çayı içelim diye.
     Hemen merdivenlerin ortasında, oracıkta anasından süt emen ikiliye gözümüz ilişti, herkesin gelip geçtiği bu kalabalık merdivende emiyordu anacığını...gözlerim doldu...fotolarını çektim, kuzum da çekmek istedi...onunkinde anne kedinin fosforlu gözleri nasılda belirgin :)

     kızım gün boyu çok yorulmuştu ve yeni yerleri gezip görmenin heyecanı ile öğlen çok az uyuyunca, akşamda erkenden uyku bastırdı onu. Böyle olunca da bizim rakı...oldu bira :))) Çabucak yiyip içip kalkalım dedik sahilden. Tabi tazecik balıklarımızı da yedik afiyetle.
  
     küçük hanım....sıkılarak yazıyorum ama biranın tadına bakmak istedi...ben de dilini değdirip tadına bakmasını istedim.(nasılsa acı deyip beğenmeyecek diye düşünmüştüm) Yaaa beğendi iyi mi :))) Yok dedim bu zararlı, çocuklar içemez falan... ancak ikna edebildim...
     Demirkent denilen deniz kenarında büyükçe bir AVM. si var Zonguldak ın, hemen önünde Dedeman var. Gezdik, gördük, beğendik.
     İlk gecemizi Öğretmenevinde geçirdik, hemen denize sıfır yapılmış, çok güzeldi, sabah kahvaltısı ile bayramlaşmamızı yaptık ailece. Kızım bizden harçlığını aldı, elimizi öptü :) Bayramlıklarımızı alıp çıktık Zonguldak turuna.

      Şehri gezdik, hayvanlar ne kadar rahatlar, korkusuzlar, bu durum aklıma halkının hayvanlara olan tutumunu getirdi. Demek kötülük yapmıyorlar, itip kakmıyorlar hayvanları, hepsi sereserpe bir başka köşede yayılmışlar :) ne güzel...
     Ordu evine gittik, oda sahilde, bir günde burda kalalım dedik, kuzum burda bir arkadaş buldu, adı 'Begüm'. Bulmaz olaydı dedim resmen...hepsi 10 dak. beraber oynadılar ama 2 gün Begüm ü anlattı  :)) Akşam buluşmak için sözleştiler, ayrıldık Ordu evinden. Çiğdemimle buluştuk, eşi ve oğluyla tanıştık.

     Çiğdem cim bizi evlerinin olduğu yere Santral yakınlarına götürdü, Işıkveren diyorlarmış oralara, çok merak ediyordum, harika bir doğası varmış bayıldım. Tabi öncelikle eve gittik, kahveler arkadaşımın elinden olunca, çook lezzetli geldi sağolsun :)

     Ardından yine Şubeden Taner arkadaşımızın annesinin evine bayram ziyaretine gittik, inanılmaz ağırladılar bizi, ellerine, gönüllerine sağlık.
     Akşam huzurlu ve bolca eğlenmiş olarak Ordu evine geldik, birazda balkon sefası yapıp bir güzel uyuduk.
      Ertesi gün sabah, güzel bir kahvaltı yapıp çıktık yola. Önce Devrek te durduk, hem bastonlarıyla ünlü çarşısını gezmek, hemde kuzuma yemek yedirmek için. miniğimin karnı doyunca, o güzelim çarşıyı gezdik, alışveriş yaptık. Minik ama temiz bir ilçe, düzenli, bakımlı. Ardından ünlü Mengen de bir güzel karnımızı doyuralım dedik. Mengen Lezzet Dünyası denilen bir restaurant ta mola verdik. Harika bir kavurma yapmışlar, yemekleri nefisti, ününü hakediyor doğrusu Mengen. 
     Ankara ya girişte Migros tan ihtiyaçları alıp, akşam üzeri evimize kavuştuk hayırlısıyla. Hemen valiz boşalt, yıka, kaldır vs.
 

19 Ekim 2012 Cuma

Önümüz Tatil, Hemde Tam 10 Gün :)

     İyi haber çabuk duyulur diyelim; bu sabah işe 10:30 da gelebildim. Dün akşam aşkım nöbetçi idi, böyle olunca kuzu bu sabah kreşe gidemeyecek olduğundan, babasının nöbetten dönmesini bekledik beraber, ikisini başbaşa bıraktım bakalım. Masama oturur oturmaz arkadaşım güzel haberi verdi; pazartesi-salı tatilmiş. Kötü olan yanı ise; izinlerden kesilecekmiş, olsun ne yapalım, beniz 1 günün kalmıştı bu yıl için. -1 ile 2013 e girerim artık :)))
     Hemen 10 günlük tatil planımı yapmalıyım, kafamda hazır planlar var aslında ama yazarak netleştirmeli ve plan dışına çıkmamalıyım ki, kuzumun doğum gününde eksik gedik şeyler kalmasın:

*Cumartesi-Pazar : gezmece ve alışveriş tamamlanma, pasta siparişi

*Pazartesi : dip köşe temizlik

*Salı: tüm eksiklerin gözden geçirilmesi, Zonguldak için valiz hazırlama

*Çarşamba-Perşembe: Zonguldak ta Bayram tatili

*Cuma: Ankara ya dönüş, valiz boşalt, yıka, kaldır

*Cumartesi:Pasta, börek yapımı, evdeki son temizlik ve varsa eksik tamamlama

*Pazar: öğleden önce; kuaför, masayı kurmak, ev süsleme işleri

Unuttuklarım olursa eklemeye devam etmeliyim ama genel hatlarıyla liste tamam sanırım.

     NOT 1: Zencefil Şurubu. Tam postumu yazacakken, izlediğim bloglar bölümünde balbocukleri nde gördüm bu tarifi, önümüz kış, şimdilerde ise sonbaharın çarpma havalarındayız. Bu hafta sonu taze zencefil alıp hemen yapıcam inşallah. Ben normalde evde hep zencefil bulunduruyorum ama kuru zencefil benimkisi, rendeliyorum bir tatlı kaşığı kadar, azıcıkta bal ekleyip, macun kıvamında bir kaşık yutturuyorum kızıma. Bu tarif hoşuma gitti, tazecik, mis gibi :)
     NOT 2: Annemden az önce talimatlar aldım; Bartın ve Kilimli deki akrabalara uğracakmışız. Kilimli de köyde teyzesi varmış annemin, bahçeleri varmış meyve dolu, toplayın alın, isterseniz teyzemde kalın diyor. Çok sevindim, özellikle de kuzu için, köy havası gibisi var mı? :)