9 Ekim 2019 Çarşamba

Kitaplarım


Selam kahvemle geldim, iki lafın belini kıralım diye :))


Ağustos başlarında okuduğum  Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş kitabı ilk başlarda beni pek açmadı, hatta sıktı ama sonra sonra kitaba dahil olup okumamın akıcı hale geldiğini gördüm. Ölümün ani gelişinin insanlar üzerindeki etkisi anlatılıyor. Ölüm bir kara alıyor ve bir eyalette yok oluyor, orada kimseler ölemiyor. Öyle ki yatalak hastalar yada ölmek üzere can çekişenler dahi aynı durumda kalıyorlar. Sonra birden bire Ölüm bu durumdan vazgeçiyor ve insanlara ölecekleri tarihi bir hafta öncesinden haber veren bir mektup gönderiyor. Olaylar olaylar ...


     Bunca zaman niye okumamışım dediklerimdendir Şeker Portakalı. Aynı zamanda okurken ağlamaktan katıldığım, minik Zeze nin acılarını birebir yaşadığım bir kitap oldu :(( İyi ki erken yaşta okumamışım bunu, yoksa kaldıramazdım. Çocuklara hitap ediyormuş ama ben kızıma çok sonra okutabilirim diye düşünüyorum. (Eylül okuması)


    Su gibi akıp giden bir kitaptı, tadı damağımda kalanlardan.  kız kardeş, evlilik mücadeleleri, aile hayatı vs. ama en çokta Türk ailelerindeki kızlarını zengin ailelere gelin verme mücadelesiyle benzeştiğini görmek gülümsetti beni :)) Devamı olsa hemen alıp okurdum. Jane Austen kitapları en sevdiklerimden :) (Eylül okuması)

27 Eylül 2019 Cuma

Eylül Bitmeden

Ordu-Perşembe-Uzun Saçlının Yeri
      Henüz çözüm bulamadım blogumun görünürlüğünü kısıtlamak adına. Ancak çokta uzak kalmak istemediğimden ve yazılacaklar, hatıralar birikmeden üstü kapalı paylaşım yapmak istedim :)
     Bu aralar en çok kışlık hazırlığıyla meşgul olduk ailece. Neredeyse her hafta sonu kasa kasa domates, biber geldi eve, erittik yenisi geldi. Şimdi bile ismini anınca midem kalkıyor o kadar yani. Rüyalarıma bile girdiler kırmızı kırmızı :))) İlk başlarda yaptıklarımın bir kısmını çekmiştim ama elim kavanoz, tencere ve sebzeden çıkmaz olunca çekmek aklıma bile gelmedi, çünkü zevkli değil, mecburiyet geliyordu yapım aşaması. Neyse yine de afiyetle yiyelim kışın, Allah olmayanlara da bol bol versin inşallah.



     Okullar açılınca haliyle koşturmaca da başladı. Yeni arayışlar da peşi sıra. 6. sınıfta olan kızımı sadece ders yüküyle başbaşa bırakmamak için bir çare aradık. Hani belki müzik kursu, belki spor olsun dedik. Hangisini isterse diye sorduk. Bula bula Eskrim demesin mi? Ben de az çok biliyorum pahalı bir spor bu. Başka şeyler önerdim voleybol, tekvando, tenis vs. gibi ama ikna olmadı. Sorup araştırınca haklı olduğumu anladım. Eskrim kıyafet ve malzemeleri epey pahalıymış ve öyle alınca uzun süre giyilemiyormuş. Çabuk yıpranıp eğilip kırılıyorlarmış. Neyse anlattım anladı şükür. Şimdi araştırmaya, başka bir spor dalı için iknaya devam ediyorum.
     Okul açılmadan Hızlı Okuma Anlama kursunu araştırıp kaydetmiştim kızımı. Gidenler faydasını epey görmüşler. Yakınlarımın çocuklarından da giden var. Onlarda önerdi. Bu hafta sonu başlayacak kurs. 3 hafta sürecek, epey yoğun bir program olacak. Sizlerden bu konu ile ilgili bilgi ve tecrübesi olanlardan tavsiye rica edeceğim.
     30 Ağustos Zafer Bayramında izinli olduğumdan bu fırsatı değerlendirip, bu özel günde Anıtkabir de duamızı okuyup, minnet borçlu olduğumuz Atamızın ziyaretini yaptık kızımla.




     Kızım yaz tatilinde herhangi bir kursa yada yaz okuluna gitmek istemiyor, böyle olunca evde yanlız kalıyordu. Ben de akşamdan yemeklerini hazırlayıp bırakıyordum. Bir gün yemeklerini yemek yerine kendi kendine yağda yumurta yapmaya kalkmamış mı? Yapmışta yani becermiş bir de bize fotoğrafını atmış :)) Çok beğendiğimi falan yazmıştım ama için için çok korkmuştum tabi. Eve gittiğimde uygun dille anlattım henüz ocak için erken olduğunu. Ama ne tatlıydı kimbilir elinden çıkan ilk yemek...kuzum benim :)

Kızımın ilk omleti
     Eşimin hiç hayvan arkadaşı olmamış küçüklüğünde. Biraz korku, biraz güvensizlik oluşmuş sanırım hayvanlara karşı içinde. Benimse geçmişim hayvanlarla iç içe geçti. Kızımda hep meraklı oldu hayvanlara. Daha küçükken kuş yada balıkla avuttuk ama büyümeye başlayınca onunla vakit geçirebileceği, oyunlar oynayacağı, kucaklayıp sevip onunla uyuyacağı bir arkadaş istedi bizden. Geçen yıllarda sahiplendiğimiz kedimiz evden kaçınca çok üzüldü. İlk başlarda küsse de sonraları başladı kedi yada köpek istemeye. Araştırmalarımız sonucunda bal mı bal bir bebek getirdik evimize. Çok seviyoruz onu. Eşim hiç alışık olmadığı, evde yürürken dahi tedirgin olduğu, yattığında kedimiz odasına girer korkusuyla kapısını kapattığı halde alıştık biz Mia'ya. 1 ay içerisinde eşim bile kedimizi sevip onunla iletişime geçti. Sevgi sözcükleri söylemeye, biraz mesafeli de olsa kafasını okşamaya başladı :)) Biz çok mutlu olduk. Geçenlerde bir fotoğrafını çektim Mia'yı severken eşim. Benim için önemli anlardan birisi. Çocuklarımızı hayvan sevgisiyle daha çok küçük yaşlarda tanıştıralım arkadaşlar, bu çok önemli. Bakın eşim 48 yaşında yeni başardı bağ kurabilmeyi.


Mia'nın nerdeyse koca bir fotoğraf albümü oluştu diyebilirim. Çok tatlı çoook :)




 



                          Ben aşağıdaki güzellikleri gördüm, sizinle de paylaşayım istedim;


 



 
 








 
 



















Çal Mağarası






Kara Lastiğimiz Çiçeklenmiş :)



Isırgan Otu




Beşikdüzü Teleferik

Vakfıkebir Sokakları