5 Ağustos 2019 Pazartesi

Ters Düz, Selvi & Turna

     Araya bayram tatili girmeden okuduğum iki kitabı girmek istedim buraya.
     Ne yalan söyleyeyim ilk olarak dikkatimi hemşehrim oluşu çekmişti ve bu kadar genç yaşta yazıyor oluşu beni mutlu etmişti. Kitabına destek olmak isteyip sipariş vermiştim. Bir nedeni de yine kitabın konusunun K. Deniz de geçiyor oluşuydu. Memleket özlemi işte naparsınız :)
     Okumaya başladığım ilk andan itibaren sardı kitap. Sade ve akıcı bir dili var. Konusu merak uyandırıcı. Devamı Sonbahar'da gelecekmiş, merakla bekliyorum.
     Mert Ofluoğlu bloger arkadaşlarımızdan. Kafa Dergi adında bir blogu var. Bir dergide Yazı İşleri Müdürü. Kitabı Ters Düz'ü tavsiye ediyorum :)


      Samet Şen'i bloger arkadaşlarımdan duyup araştırdım ve nedense Selvi & Turna isimli kitabını almak istedim. Birkaç saatte okuyup bitirileceklerden. Birbirlerini otobüs yolculuğunda tanıyan biri genç, diğeri orta yaşlarda iki kadının birbirlerine hayat hikayelerini anlatmalarını içeriyor. Çerezlik kitaplardan.


Şimdiden iyi bayramlar diliyorum herkese, mutlu ve de sağlıklı :)

2 Ağustos 2019 Cuma

Yaz Bitmesin

      Yaz ayları tam başladı derken bir yağmur bir fırtına diye diye bitirdik Temmuz'u. Hadi hakkını yemeyeyim 3.haftasında düzeldi. Geldik Ağustos'a...eee bitti yani Ankara da yaz. Ben doyamıyorum güzel havalara ama hemen bitiveriyor çok üzülüyorum. İnsan hergün birşeyler yapmak istiyor, gezmek, denize girmek, bol sohbet...ev ve iş dışında her yerde olmak istiyor. Blogları hep takip ediyorum ama bir türlü post giremedim buraya. Bari haftanın son günü gireyim halimi anlatayım dedim :))
      Evde Mia ile eğlenceli geçiyor günlerimiz. Tamamen iyileşti, evimizin ferdi oldu kendisi. Çok sevimli, şefkat arayan, sevilmek için etrafımızda dolanan bir kedi Mia. Ufacık bir ses olsa ürküyor. Henüz geçmişteki korkularını atamadı ama bize çok alıştı, biz de ona.
   


          Sevimli Hemstır ımız Çiko ile Mia nın ilişkisi çok ilginç. İkisi de birbirlerinden korkmaları gerektiğini bilmiyorlar, yani sanırım böyle bir korku öğretilmemiş onlara :)) Mia gidip Çiko nun yanına kıvrılıp uyuyor, Çiko da hiç umursamadan uyukluyor yanıbaşında :))


     Geçen haftalarda peşpeşe düğün dernek dolaştık. Ne çok ihtiyacım varmış oynamaya, sahneden inmedim, bol bol göbek attım :)) Ay evlenin evleninde bize de eğlence lazım dedim :)
     Kızım yüzme kursuna gidiyor 1 aydır. Yüzebiliyor aslında ama stil öğrenip doğru yüzsün istedik oldu :) Kendi de memnun bu durumdan biz de :) Yüzme kursunu internet araştırmalarım sonunda buldum. Çok memnun kaldık Cenk Tunç hocadan. İsteyen arayan varsa 3 yaşında da 70 yaşında da öğrencisi var ve çok çabuk yol alıyorsunuz derste. Böyle diyorum çünkü ilk derse ben de katıldım. Yıllardır yüzerim ama doğaçlama hareketler yaparım. Hoca bana 1-2 hareket söyledi, baktı hemen yapabiliyorum. Dedi ki; Sizin yüzme öğrenmeye değil, ne yapacağınızı söylenmesine ihtiyacınız varmış :)) Çok hoşuma gitti bu ama gerçekten çok doğru kelimelerle ifade ediyor nasıl yapacağımızı anlatıyor. Yapamamak mümkün değil bence. Kendisine ulaştığım sitede başka hizmetlerde var, bir bakın isterseniz. Armut burdan inceleyebilirsiniz.


     Hava güzel olunca hafta sonları havuz başılar, piknikçilik falan yaptık arkadaşlarla. Yaz bitme lütfeeen :)
   

      Hiç kitap okumadın mı derseniz maalesef sadece 2 kitap okuyabildim Temmuz ayında, onları da başka postta anlatırım, sevgiler :)


4 Temmuz 2019 Perşembe

Ali Osman AKTAŞ- Hata Bende mi?

       Son postu yazdığımın akşamı daha fazla dayanamayıp doooğru veterinerde aldık soluğu. 8 gün olmuş ve Miya da (Kızım ismini değiştirdi kedimizin. İçine sinmemiş Cimilli Venüs.) bir ilerleme olmamıştı. Veteriner Küçükesat ta olunca gidip gelmekte zor olmuştu bizim için. Çıkışını yapıp kendi muhitimizde bir yere götürdük.
     Bir güzel muayenesi yapıldı. Corona Virüs+ parazit testleri yapıldı. Kedi gribi olmuş, bir miktar parazit çıktı testte. Yatırmalarına gerek olmadığını, 4 gün kadar serum ve ilaç tedavisi için getirip götürmemiz gerektiğini söyledi veteriner. Çok sevindik, kızımızı alıp evimize götürdük. Eldiven, maske, göz damlası, vitaminli yaş ve kuru mama, tarak vs. aldık oradan. Küçük tuvaleti kapatıp Miya ya yuva yaptık ishali geçene kadar. Düne kadar ishal tam gaz devamdı. Gözler iyileşmeye başladı. Yavrucak kuma tuvalet yapmayı dahi bilmiyordu, yeni öğrendi ama henüz üstünü kapatmayı bilmiyor, bu nedenle de her yeri pisleniyor. Bakalım bu işi ne yapacağız. Her gün göz damlası damlatıyorum. Tuvaletini ve etrafını temizliyorum. Bakımı kolay değil ama iyileştiğini görmek sevindiriyor bizi. Tüy döküyor felaket. Günde 2 kere tarıyorum, hiç sesi çıkmıyor maşallah. Sanırım hoşuna gidiyor. Önceki gün veteriner eşime, sevgiye ihtiyacı olduğunu, okşayıp ilgilenmemizi söylemiş. Şimdilik eldivenle sevsekte, okşadığımızda sürtünmesini, daha da yaklaşıp sevgi istediğini görmek üzüyor bizi. Sevgi görmemiş yada çok aç kalmış demek ki. Şimdilerde işimiz gücümüz Miya :) Bir iyileşse, şöyle odalarda yanımızda mırıl mırıl gezse diye beklemedeyiz. Dualarınız çok işe yaradı teşekkür ederiz :)


  Amca oğlum, abim Ali Osman Aktaş'ın yeni romanı Hata Bende mi? çıkmıştı aylar önce. Elimdekileri tüketip kitabunı alabilmek ancak kısmet oldu. Alır almaz başladım okumaya, 2 günde bitirmişim. Konu aşk olunca daha bir merakla okumuşum :)) Daha önce arkadaşıyla ortak yazdığı kitabı Bordo Bereli'yi gerçekten çok beğenerek okumuştum. Aynı istekle aldım elime. Ankara da geçen üniversite aşkı, ayrılışı, acı dolu yıllar sonrası çok daha acı bir karşılaşma şeklinde geçiyor roman. Sade bir dili var, okuması kolay. Eski aşkları bilenlere ahhh ah dedirtecek biçimde yaşanmış yıllar var içinde. Eline emeğine sağlık Ali abimin :) Yeni romanı da sanırım yolda, beklemedeyim.


      Bu aralar yine bir planlar peşindeyim. Zaman bulup gezmeden bir hafta sonu yaratırsak kendimize, mutfak dolaplarını kendimiz boyayalım diye düşünüyoruz. Ön araştırmayı yapıp alınacaklar listemiz oluşturdum. Geriye sadece almak ve zaman yaratmak kaldı. Bir Cuma akşamından başlayıp, Pazar akşamında biter diye tahmin ediyorum. En azından örnekler öyle olduğunu söylüyor. Su bazlı boya çabuk kuruyormuş. Sadece astar atıp bir gece bekletirsek, gerisi 3-4 saatte bir yaklaşık 3-4 kat boya atınca halloluyormuşmuş... :)) İnşallah elimizde patlayıp rezil etmeyiz dolapları. Çünkü yeni dolap yaptırmaya ödenek ayırmak gibi bir niyetimiz yok.
Bir de mutfak dolapları fayans olunca, onu da araştırdım. O da astarla boya tutuyormuş. Du bakalım, dolap sonrası el atmayı düşündüğüm işlerden kendileri.  Şimdiki renkler iç karartıcı, mutfakta zaman geçirip üretmeyi seviyorum ama içim kararıyor,zevk vermiyor bizim mutfak. Set ve dolap arası içinde Folyo Sepeti diye bir siteden almayı düşündüğüm yapışkanlı, suya dayanıklı duvar kağıtlarını uygun gördüm. Hayırlısı :)

28 Haziran 2019 Cuma

Scottish Fold


Seçim sonuçları açıklanırken sevincimiz...

         İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçimini büyük bir merakla izledik 23 Haziran akşamı. Ekrem İmamoğlu'nun sonuçlar sonrası konuşmasını izlerken o kadar çok alkışlayıp bağarmışım ki, ertesi gün kollarım hamlamış, sesim kısılmıştı. Hayırlı olsun hepimiz için :)



       Bizim evde kış hazırlıkları başladı bile. Yaparken zorlansak bile, şöyle bitmiş halde kilere yerleştirirken kavanozlarımızı zevkten dört köşe oluyoruz. Bekarken her sene annemin evinde böyle hummalı çalışmalar olurdu. Ev batıyor, etraf kaynamış sebze kokuyor diye hiç hoşlanmazdım böyle günlerden, söylenir dururdum. Daha büyüyünce bilinçlenmeye başlayınca, bu hazırlıkların bulunmaz nimet olduğunu, annemin ne zorluklarla kış hazırlığı yaptığını anladım. Üstelik eskiden aileler daha kalabalık olduğundan, şimdiki gibi 5-10 kg. değil, 30-40 kiloluk belki daha fazla yapılırdı. Vah anacığım vah diyorum kendim 3-5 kavanoz hazırlarken.



     Geçtiğimiz hafta sonu yeşilliklere açılalım dedik arkadaşlarla. Hava mis şimdilerde. Gerçi erkekler sıcaklardan şikayetçi ama ben bu kadar uzun bir kıştan çıkınca söz verdim kendime, asla sıcaktan yakınmak yok diye :)) Bu arada hala evde yorgan kullanıyorum ben. Belki Temmuz'da alırım pikemi üzerime. Çalıştığım birimde gençten bir arkadaş vardı. Sürekli klimayı açıp bizi dondurunca erkekler, hep şikayet eder dururdum. Köşe kapmaca oynardık, erkekler açar, biz kapardık gizlice :)) Birgün 'abla sen cehennemde çok rahat edeceksin' demez mi? :))) Ateşli ortam ya :)))


Cimilli Venüs

Yukarıdaki bizim yeni kedimiz oluyor. Cimilli ismini eşim, Venüs'ü kızım koydu.  Kedimiz diyorum ama evde yarım saat kadar ancak misafir edebildik kendisini. İnternette kedi sahiplendirmek isteyenleri ararken bulduk bu güzel hanımı. Hemen görüşmeleri başlattık ve geçen Cuma akşamı gittik aldık sahibinden. Görseniz korkardınız halini. Pislik içinde her yeri, gözleri akıyordu. Sahibi elimize vermeden taşıma çantamıza koyuverdi. Bu aralar ilgilenememişmiş kediyle. Ne ilgilenememesi, resmen kaderine terketmiş bu kuzuyu. Biz alıp eve koştuk hayatını kurtardık diye de sahibine birşey demeden kaçtık.
      Arabada öyle kötü bir koku oluştu ki sormayın. Eve gidip yemek yer yemez çantadan çıkarmadan veterinere koştuk akşamın köründe. Veteriner çok zor şartlarda yaşamış dedi ve mikrop almış, gözleri akmış, ishal olmuş dedi. Yatırdık mecburen kliniğe. 1 hafta kadar kalacak bakacağız dedi. Bu gün 8.gün ve halen ishali düzelmemiş Cimilli Venüs'ün. Serum verilmeye antibiyortik tedavisine devam ediyorlar. Kızım hergün dualar ediyor başka bir hastalığı olmasın diye. Corona Virüsü tetkiki yapacaklar ve sonuç pozitifse bu hiç iyi değilmiş, Fib türüne geçtiyse hiç hiç iyi değilmiş. İyi olsun diye dua ediyoruz. Nasıl uysal nasıl sevgi dolu bir kedi. Veteriner muayene ederken çok sevdi onu. Biz de ilk hareketlerini orada gördük. 



27 Haziran 2019 Perşembe

Deep Tone - Yani!




     Sevgili Deep Tone'nin 'Yani' kitabını zevkle okudum. Yine kendi gibi içaçıcı bir kitap yazmış. Deep'in varlığını hep hissettim okurken. 3 ayrı genç kızın hikayesini anlatmış ama ben en çok Çağla ve Simay'a yakın hissettim kendimi. Gece, yanlızlığı ve eve kapanmayı daha çok seviyor. Diğerleri daha dışa dönük yaşıyor. Hikayelerini okuyunca sizlerde seveceksiniz eminim :) 
     Emeğine kalemine sağlık Deep :) Diğer kitaplarını okumayı iple çekiyorum. Biraz önce Sade ve Derin, Frambuaz'lı Hayat kitaplarını sipariş etmek istedim ama tükenmiş bulamadım her zaman aldığım sitelerde. (BKM Kitap - Kitapyurdu)

                                                             *******************

   




21 Haziran 2019 Cuma

Ramazan Bayramı Tatili-3- İzmir - Seferihisar (Sığacık)

     Bodrum'dan yola çıktık aynı akşam, 3,5 saat sonra İzmir'deydik. K.peder, K.valide bizi bahçede karşıladılar. Sevinçle kucaklaşıp sohbet, çay faslı yaptık. Tüm Türkiye gibi İznir'de tam ısınmamış bu yıl. Akşam klimasız uyuyabildik. Ertesi sabah Çeşme'de akraba ziyareti yaptık hep beraber. Hayalimdeki emeklilik evini almışlar deniz kenarında. Kocaman bahçeleri, köpekleri vardı, maşallah tabi ama Allah her isteyene nasip etsin. O kadarına gücümüz yetmese de daha küçüğüne razıyız dedik eşimle :)
Sığacık
 


 
 

Enginar çiçeği böyleymiş, nasıl hoş yaa :) Al vazoya koy resmen :)

İzmir-Gaziemir'de gördüm arabayla geçerken. İzmir'in farkı dedim :)


Mini labiret oyunu yapmışlardı Özdilek'te. Ayıcığı bulan kazanıyor.
        Çeşme'den çıkışta Seferihisar Sığacık'a gittik hep beraber. Tabi ben yine gitmeden dersimi çalışmıştım rotayı belirlemiştim. Aklımda bir de Karaburun vardı ama epey uzak olur diye Sığacık'ı seçtim. Sakin Şehir ünvanı almış bir ilçe burası. Çok şirin, henüz tam talan edilmemiş. Halen evler makul fiyatlarda. Çarşısı pazarı çok şirin. Kaleiçinde mini dükkanlar, fotoğraf çekilesi alanlar yaratmışlar. Çok büyük bir marinası var ve inanılmaz fazla demir atmış tekne vs. dolu. Esnaflara sorduk. Epey faydası vardır buraya lüx teknelerden inenlerin diye. Yok dediler, onlar sadece demir atmak için gelirlermiş ve alışverişini önceden yaparlarmış. Sığacık' a pek çıkmazlarmış. Haklı olduklarını marinadaki lüx mağazaların kapanmış olduklarından anladık. Dükkanlar boşaltılmış, kepenk kapatmış. Gezerken akşamı ettik burada. Eşim bu tarafta böyle güzel bir yer olduğu hiç aklıma gelmezdi dedi, iyiki araştırmacı gazeteci bir eşim var deyip durdu :))
     Sonraki gün İnciraltı'nda yemeğe götürdüler bizi. Evden biraz erken çıkıp Özdilek AVM'yi gezdik. Havlular, bornozlar, giyim giyecek :)) Bu Özdilek AVM yi pek sevemedim ben. Belki de Ankara AVM'leriyle kıyaslıyorum . Canımız çıkınca gezmekten deniz kenarına attık kendimizi. İnsanın ayrılası gelmiyor denizden, ufkunun açık olmasından, insanların daha relaks oluşundan...
     Gittiğimiz mekanda canlı müzik vardı. Yıllardır oynamamışlar gibi tepindim, döktürdüm. Son akşamımız diye sonuna kadar zevkini çıkardım oraların :)) Gece yarısından sonra yine Kül Kedisi oldum :((

     Ertesi sabah kahvaltı sonrası yola çıktık. İstikamet Ankara diye hepimizin suratı 5 karış. Eşim birşeyler mırıldanıyor. Dedim aklında birşey var bunun ama diyemiyor. Sakladığı baklayı çıkarınca anladım. Tatil yetmemiş. Hadi diyor İzmir'den basalım Trabzon' a gidelim :)) Ya dedim benim izin almam gerek, kızımızın okulda son haftası, arkadaşlarıyla parti tadında bir son hafta geçirecek vs. En son ikna ettim eve gidelim üst baş alalım. Malum Ege kıyafeti ile K.Deniz kıyafeti aynı değil. Pazartesi izin yazdırayım, kızımda arkadaşlarıyla vedalaşsın. Pazartesi akşam çıkalım yola diye kararlaştırdık.
      Eve gelir gelmez çantaları boşalt ayır vs. vazgeçtik iyi mi? :))) Ben size dedim diyor eşim, gidelim dediğimde çıksaydık yola vazgeçmezdiniz :)))
      Bir bayram havası daha son buldu, şimdilerde aklımız hep Trabzon'da bakalım :)


18 Haziran 2019 Salı

Ramazan Bayramı Tatili -2- Bodrum (Yalıkavak)- Kos Adası

     Denizli'den sonra 3,5 saatlik yolculukla Bodrum'a ulaştık. Daha önceden ayırttığımız otelimize yerleştik. Eşyaları odaya atar atmaz bikinileri giyip koşar adımlarla denize gittik. Maksat girmek değil ama görmek, hasret olduğumuz kokusunu içimize çekmek. Kızım için durumlar daha farklı, denize havuza girmek onun için vazgeçilmez bir aşk. Hemen atladı tabi, sonra hadi siz de gelinler başladı. Tatile gidecekseniz eğer, bir de çocuklu aile iseniz mutlaka yanınızda başka bir çocuklu aile ile gidin derim, büyük rahatlık. Çocuğunuz sizi suya sokmak için darlamayacak böylelikle, keyfine bakacak arkadaşıyla. Hele birde gideceğiniz yerin büyük bir Aqua parkı varsa ve siz o kaydırakları denemekten korkuyorsanız mutlaka kalabalık gidin derim :))




     İşte biz de bunları düşünerek Denizli deki ablamları ikna etmiştik gelmeden. Ancak ordayken oteli aradık ve otelin full dolu olduğunu söylediler. Yer ayırttığımız tatil sitesini de aradık ama yer yok dediler. Neyse giriş işlemlerini yaptırırken görevliye öylesine soruverdik acaba 4 kişilik bir oda var mı diye. Kulaklarımıza inanamadık. Varmış, hemen işlemleri tamamlayıp ablamları aradık. O gün deniz havuz derken vaktimizi geçirdik otelde. Ertesi sabah ablam, eniştem ve 2 çocuğu (biri 15, diğeri 23 yaşında) giriş yaptılar otele :)) Kızım durur mu, dört gözle bekliyordu onları Aqua ya gitmek için :)) Ben dedim girmem, eşim de öyle, kenarda dinleniriz...hiç öyle olmadı biraz cesaretle katıldık onlara. Girmediğim tek kaydırak kalmadı, 3 tanesine de eşim girdi hatta :)) Meğer içimizde keşfedilmeyi bekleyen bir canavar varmış :)))





      Kalabalık tatillere bayılıyorum. Çok zevkli geçti iki gün. Masaj bile yaptırdım ilk defa. Ayak parmak ucundan başladı kızcağaz, kol küreklerimden yukarıya çıkamadı. Sırtım tamamen kulunçmuş ve kız elleyene kadar ben onlarla yaşamaya alıştığımdan farkında bile değilmişim. Baya masajla eritti onları. İçimden büyük şehirin stresi, çalışma şeklim vs...saydırdım durdum :))


     Birlikte keyifli 2 gün geçirdik, kızım tüm eğlencelere katıldı ablası ve abisi sayesinde, biz de 4 yetişkin çocuk olduk resmen, gülmekten çenelerimiz ağrıdı :))
     Onlar gidince ertesi günü Bodrum'u gezmeye ayırmıştık. Kahvaltı sonrası ilk olarak Bodrum Kalesi'ni gezdik. Yine Müze Kart işimize yaradı doğrusu. Artık her yıl internetten çıkartıyorum kartlarımızı. Nerede karşımıza müze çıkar bilemezsiniz. Kızım yine istekli olmadı ve hatta artık taşları görmek istemediğini, bir daha müzelere girmeyeceğini söyledi. Meraklı olan benim tabi ne yapalım :)) Yemeğimizi yedik, güzelim ara sokaklara girip çıktık. Şişme yatak istiyordu kızım aldık vs. Ardından Kos için nereden bineceğiz, nerede onaylatacağız vs. diye ön keşif yaptık. Yolun otelden ne kadar süreceğine baktık çünkü otel Yalıkavak'taydı. O akşam otelimize dönüp daha sakin dinlenmeli bir gün geçirdik. Bu arada bir kız bir oğlu olan başka bir aile ile tanıştık ama bizim kız onların çocuklarına pas vermedi nedense. Biz de anne babayla lak lak ettik bol bol :))


     Otel rezarvasyonu yaptırırken bize cazip gelen Kos Adası gezisi için sabah erkenden limana indik. Kolayca işlemleri yaptırıp feribotta yerimizi aldık. Erkenden gidince sıra beklemeden içeri girip, istediğimiz yeri kapıp :)) hareket etmeyi bekledik. Benim ve kızımın ilk yurt dışına çıkışımız olacağından çok heyecanlıydık. Gitmeden orayla ilgili dersimi çalıştığımdan rotamızı belirlemiştim. Tek sorun benim için Yunanca yada İngilizce işini nasıl halledeceğimdi ama edindiğim bilgilerden, orada Türklerin çok olduğu bilgisi nedeniyle amaaaan dedim içimden, hallederim :))
     Feribot 45 dak. sürdü, iskelede yaklaşık yarım saat feribottan inmeden beklettiler bizi sıkış tıkış. Meğer sıra varmış girişte ve öncelik diğer iki feribotunmuş. İnsanlar bağırıp çağırmaya başladılar, bizi çıkarınca da yine 1 saat kadar kontrol için bekledik. Kos a adım atmamız öğleyi buldu. Sıkıntıyı geride bırakmaya karar verip çıkışta köşedeki ilk cafeye otelimizi sorduk. Kadın Türkmüş :)) Soldan dümdüz gidin bulursunuz dedi kırık Türkçesiyle. Bak dedim eşime ne kolaymış :)) Çünkü eşimin bu konuda sıkıntısı vardı, nasıl soracağız, derdimizi nasıl anlatacağız diye. En iyi kızımın olmak üzere üçümüzün de kırık dökük İngilizce si vardı ama şüpheliydik kendimizden :)) Sonuçta hergün yabancı dil kullanma imkanımız yok dimi?


Bunlar Bodrum Free Shop tan


     10 dak. kadar yürüdük, demirli yatlara, gelip geçen insanlara, cafelere bakına bakına. Her yer bisiklet ne güzel dedik. Dedim bunlardan kiralanıyor burda ama bu sıcakta uzak mesafeye gidilmez. Biz oteli bulmak için epey dolandık. Ben her gördüğüm esnafa 'merhaba, Maritina Hotel nerede?' diye diye gezdik, söylerken otelin ismini bastıra bastıra ve 2-3 defa tekrarlıyordum. Kızım uyarıyordu sürekli anne Hello de diye :) Yok dedim, madem buraya çokça Türk turist geliyor, onlar öğrensinler bizim merhabamızı :)) Bizim tatil yörelerimizde tüm görevliler, esnaf ingilice, rusça vs. biliyor konuşuyorlar. Neyse, eşim ve kızım bana epey güldüler yol boyunca. Yolu sorma işi nedense hep bana düştü, ben de parmaklarımı yürüme işareti yaparak, sağı solu elimi kolumu kullanarak, hatta ağzımla da bastıra bastıra tekrarlayarak gittik otelimize :))

Benim turist ömerlerim :))
2017 depreminden sonra neredeyse hiçbirine girilemiyor, hasar görmüşler.
     Bir de ne görelim, otel görevlileri merhaba demeyi yada hoşgeldinizi bile bilmiyorlar. Tey Allahım, ne yapacağız şimdi derken kızım imdadımıza yetişti :)) Dedim senin özel okul paralarını verirken belimiz büküldü ama değmiş :)) Görevli bayan baktı biz çok anlamıyoruz, kızıma söylüyor, kızım bize tercüme ediyor. Tabi çok gurulandık, mutlu olduk. Meğer oda hazır olana kadar 1 saat bekleyecekmişiz, cafede dinlenebilirmişiz. Saat oldu 1,5, odaya eşyaları atıp bikinileri üzerimize geçirip koşar adımlarla çıktık.

'otobüs biletlerimiz'
     Planımız Therma Plajına gitmek olunca başladık sahildeki otobüs durağı bilmecesini çözmeye. Gişeyi bulunca bayana bu plaja gideceğimizi yine el kol ile anlattık ve garip olan şimdi düşünüyorum tabi bunu :)) Kızım ben çaresiz kalmadıkça imdadıma hiç yetişmedi yaa. Sanırım bakıyor ben anlatamayıp çırpınınca ( ayrıca eşimde aynını yapmış), görevlilerle konuştu. Plaj için gidiş dönüş bileti istediğimizi, saat kaçta son otobüs kalktığını falan konuştu, bize aktardı. Ben yine de camdaki saatlerin resmini çektim garanticiyim neme lazım :)) Son otobüs 17:35 imiş. Zaten biz öğleden sonrayı bulduk gezinirken. Neyse yaklaşık 10 km. yol gittik. Yolculuk esnasında aklıma geldi, ineceğimiz durağı nasıl bileceğiz, sonuçta ada içinde bir yer burası, üstünde ismi yazmıyordur herhalde. Koştum hemen şoförün yanına aldım elimi elime, hem de ağzımla tane tane...parmaklar yürüme işareti yapıyor :)) Ben dedim göğsüme vurarak, Thermes te ineceğim...yine parmakları yürütüyorum :)) Ay ölcem valla. Beni indir plajda, aynı anda otobüsün kapısını gösteriyorum. Adam halinden bıkmış, sıcakta kurumuş bir Yunan vatandaşı, gözüme hissiz hissiz baktı ve yavaşça kafasını olur anlamında salladı :))) Gitim oturdum yerime. Eşim ne oldu ne konuştun şoförle dedi. Dedim plaj durağında beni indirecek. Eee dedi nasıl anlattın. Aynısını ona da yapıp gösterdim. Yerlere yattılar bizimkiler :)) Çok lafını ettim adamın ama sağolsun kızım için aldığımız öğrenci biletini geri verdi şoför hakkını yemeyeyim. Sonrasında elimizde patladı o iki bilet ama neyse.


     Birde baktık bir durakta herkes iniyor, karşıda tabelada kocaman yazıyor plaj ve burası son durakmış zaten. Çok sevindik bulup inince. Aklıma orayla ilgili tuttuğum notlarda, yemek yenilecek yer olduğu bilgisi geldi. Ne de olsa sabah kahvaltısı ile duruyorduk, etrafta sadece bir tane yer var yemek için. Zaten yoldan çeviriyor oranın görevlileri burda yiyin diye. Oturduk menü istedik bir soluklanalım dedik. Bu arada gözümüz etrafta. Ya bildiğin otsuz ağaçsız dağ başı burası, tek fark dağın altı deniz...eşim bizi nereye getirdin, bu Türkiye de de vardı vs. söylenmeye başladı. Acıktı tabi beyne kan gitmiyor, karnı doysun diye sabrettim :))
   
İçimize oturarak ödediğimiz ilk yemek fişi kendileri

          Bildiğin atıştırmalık olsun diye hamburger ve içecek alalım dedik, akşam bir güzel karnımızı doyururuz diyerekten. Hesap; bugünki kurla 206.95TL. ye geldi. Biz şok. Eni konu bir yemek yesek ne olacaktı acaba dedik :))) Neyse 5 dak. kadar dağdan bayır aşağıya deniz kenarına dolana dolana indik. İnenler çıkanlar dolu yolda. Bizimkiler halen söyleniyor deniz için buraya mı gelinir diye. Ben de korkmaya başladım değmeyecek onları buraya sürüklediğime, tüh falan. Aşağıda çok güzel bir cafe daha vardı ama burası çok doğal hazırlanmıştı, pişman oldum yukarıda yediğimize. Hasır şemsiyelerle süslenmiş mini plaj yapmışlardı. 3-5 foto çektirmeden geçemezdim. Asıl aradığımız doğal kaynak suyu çıkan kıyısına doğru yürüyünce değdi dedim içimden. Lüks asla değil ama doğal kalmış bir yer. Aşağıda internetten ora ile ilgili kısa bir bilgi var:
Thermes Plajı
Kos’a 10 km’dir. Volkanik çakıl taşlarından ve yer yer kumdan oluşan, suyu sıcak ve olan termal bir plajdır. Kaynak suyundaki minerallerin romatizma ve kireçlenmeye iyi geldiği söylenmektedir. Araçtan indikten sonra 5 dakika yürüme mesafesindedir. Gün içinde kalabalık olduğu için sabah veya 16:00’dan sonra gidilmesi tavsiye olunur. Olanaklar: Konaklama, belediye otobüsü, yeme-içme, şezlong-şemsiye.





İşte burası kaynak suyun çıktığı yer. Etrafını kayalarla örüp göl haline getirmişler ki insanlar girip faydalanabilsinler.
     Konaklanacak yer yoktu, belki eskiden vardı ama tattocu, masajcı vardı, pekte özenli olmayan şekilde. İlk önce sudaki keskin kükürt kokusu epey zorladı bizi, elimi dahi dokunmak istemedim ama alıştıkça tam kaynak noktalarından yıkadım elimi. Sonrasında eşimin zoruyla ayaklarımı soktum ama gerçekten çok sıcak, alışmak için zaman gerekir. İnsanlar içine girmişlerdi tamamen.



     Biz az ilerisinde sağdaki kumsalda denize girmeyi düşündük ama deniz hem çok dalgalı, hem de çok soğuk. Kızım girdi, dalgalarla boğuştu çok hoşlandı hatta. Biz de biraz uyukladık, yol yorgunuyuz ne de olsa, biraz da ben fotoğraf çektim, insanları inceledim, pek severim :))




Gölgelerimizi de çektik tabi :))


       Sonra o acınası zor yolu yokuş yukarı tırmandık otobüs saatinde. Aynı otobüs, aynı şoförle Kos Merkez e döndük. Aslında gidiş yönünde otobüs yolculuğumuzu video ya aldım ama buraya yükleyemedim, olmuyor. Çok çok eski otobüsleri ve yollar bizim dağ köylerinin haşat yollarından. Çok bakımsız kalmış Kos ta her yer ama çok temiz yollar sokaklar.


     Bir daha bu plaja gelir miyim? Gelmem ama yeni yerleri görmek güzel, fikir sahibi olmak, bilmek hani.
     Gelirken iyice bakıp ezberlediğimiz otel yolunu kolayca bulduk otobüsten inince. Otelin terasında havuzu vardı, gitmeden fotoğraflarını incelemiştim. Kızım çok istedi terasta havuz nasıl olur nolur girelim diye. Otel görevlileri tek kelime Türkçe bilmeyince, yandık dedim, nasıl anlatacağız havuza gideceğiz, kaçıncı katta, müsait mi bu saatte vs. Kızım direk geçti İngilizce sordu, yine bir ohh dedim öptüm kızımı :) Ay bayıldım tabi havuza, o sıcaktaki serinliğine. Atladık görmemiş olduğumuzdan havuza, baktık bir kenarı jakuzili, diğer tarafında su akıyor yukardan. Küçük ama güzel bir havuz yapmışlar, barı ve şişme yatakları var vs. Epey vakit geçirdik orada da.



                           Odamıza geçip duşlar alınıp bir güzel süslenip çıktık akşam yemeği için.






     Bu sefer fiyatları Thermes te görünce, karnımızı bir pizzacıda doyurup öyle alemlere akalım diye karar verdik. Pizzacı ara sokaklarda daha uygun olsun diye seçtiğimiz yer idi ama mümkünatı yok bizim para euro karşısında gerçekten paçavraymış dışarı çıkınca anladık. Markette küçük su 1,60 yada 1,8 euro. Neylesin zavallı orta halli Türk oralarda. Bu sefer 250TL. civarında geldi hesap. Pişmemiş kötü pizzaya verdiğimize acıdık resmen. Eşim orada yemin etti gidince toprağı öpeceğim diye. Tabi karnını da tıka basa doyuracakmış, aç kalmışmış :))
     Yemeği de ucuza halledince111 hadi dedik rakı balık Kos yapalım, deniz ürünlerini tadalım. Ne siz sorun ne biz söyleyelim. Fiyatlar el yakıyor bizim paramız ölü oralarda ama kesinlikle değdi gitmek görmek. Fiyatlar el yaksa da yine yine yurt dışına çıkmak isterim, farklı yerleri, insanları, kültürlerini, ne yer ne içerler tatmayı çok severim. Ülkem de Çanakkale hariç her yeri çok defa gördüm. Son yıllarda daha küçük kasabalar turistik olmaya başlamış, onları da fırsat buldukça geziyorum ama Çanakkale den sonra yurt dışı gezileri benim vazgeçilmezim olacak, bu kesin.





Bildiğiniz İstanbul Kapalıçarşı ama minyatürü.



Yatlara kaşı cila olsundu.



Meşhur Hipokrat ağacını arıyoruz. Kızımın hayali Müzisyen+Doktor olmak olunca, Tıpı bilim haline getiren, Kos doğumlu Hipokrat ın öğrencilerine altında ders verdiği söylenen ağacı aramaya koyulduk. Sora sora Bağdat bulunurmuş :)
     Bir kere çok eğleniyorum dil bilmediğim için. E yanımda eşim ve kızım var yardımcı olacak ama en güzeli benim kendi çabamla çırpınıp derdimi anlatmaya çalışmam. Gezi sonrası kızım soranlara beni anlatıyor; 'Annem beden dilini kullanıyor.' diyor :))) İnsan karşındaki sonuçta, anlaşıyoruz bir şekilde.
     Kos a giderken feribotta harita ve broşürler vermişlerdi elimize. İçinde Türkçe-İngilizce-Yunanca kendini kurtarabilecek bazı kelime ve cümlelerin anlamları vardı. Kızım 45 dak. yolculukta onları ezberledi. Gittiğimiz yerler yada konuştuğumuz insanlarla Yunanca konuştu ara ara. Nasıl sevindiler :)) Ben İyi akşamlar, merhabaya devam ettim o ayrı.
     Çok güzel sokaklar var alışveriş dükkanları ile dolu. Tertemiz ara yollar, dükkanlar, hele satılan ürünler nasıl güzellerdi. Ben daha çok video çektiğim için fotoyu unutmuşum. Görünce bayıldım dükkanlara, satılıklara. Biraz Kos şekeri, Uzo, magnet aldım. Alkol alımını Free Shop a bıraktık çıkış ta almak üzere.  Akşam heryer ışıklandırılmış, meydan da insanlar geziniyor. Ben önüme gelen restoran çalışanlarıyla konuştum :)) Kimi merhabayı biliyor Türk turist çok olunca öğrenmişler. Eşimi hep Yunan sandılar sarışın mavi göz ve tipten dolayı, çok güldüm. Ben direk Türk kadını profili :))



     Her sokakta kendimli fotoğraf çektirdim. Başka turistlerle birbirimize yardımcı olduk ailece çektirmek için fotoğrafı, bu da çok hoşuma gitti.İnsanlık her yerde insanlık, dil bilmesen de yaşanır birlikte :)
     Deniz ürünleri ile rakı içeceğimiz mekanı ararken dükkan önlerine koydukları menülere bakıyoruz. Tabi hemen garson geliyor yanımıza. Önce Yunanca, sonra İngilizce sesleniyorlar, gelin burada yiyin, hoşgeldiniz diye. Biz Türkçe teşekkür edince kimi hoşgeldiniz diyor, gerisi yok :)) Sonra diyalog başlıyor aramızda. Bir tanesi etleri gösteriyor menüden, bu chicken(tavuk) eti diyor, bu da domuş eti :))) Domuş deyişleri beni çok güldürdü. Biliyorlar tabi yemeyeceğimizi, öğrenmişler :)) Sonra başkası, sonra başkasının önünde durup sohbet ediyoruz, böyle çok eğlendik, diyalog çok zevkli dil bilmesen de. Kızım 'annem yine başladı beden dilini kullanmaya' deyip duruyor, sürekli İngilizce karşılığını bana öğretmeye çalışıyor :)) O kadarını ben de biliyorum ama ben hem eğleniyorum, hem de kızımın tercüme edişi beni mutlu ediyor.




      Ertesi gün sabah erken uyandık günü uykuda geçirmemek için. Otelin kahvaltısı bizim açık büfeler ile aynıydı, lezzetliydi de. Hemen kendimizi yollara vurduk eşyalarımızı da alarak., çünkü akşam feribotu ile Bodrum'a dönecektik. Gez dolaş, bilumum tarihi eser arasından geçerek Hipokrat ağacını buluyoruz. Etrafı sarılıp kapatılmış. O ve yakınındaki eski binalar deprem sonrası aldıkları zarardan dolayı koruma altına alınmışlardı. Yine de dileğimi içimden diledim, kızımın orada fotoğrafını çektim ve inşallah dedim, istediği olsun :)

 


     Bu arada ada merkezinde ne kadar sokak varsa gezdik diyebilirim. Denize girmek istemedik, gelmişken her yerini görelim dedik. Merkez de büyük bir markete girdik, yol için su, bisküvi vs. aldık. Fiyatlara baktık. Kızım Kos hatırası giyecek istiyordu. Geze geze sevdiği bir elbisede karar kılınca aldık giydi yolda.


Gitmeden okumuştum Yunan adalarında Ahtapot un hasını önce güneşte kurutup sonra pişirerek yaparlar diye. Suyu içinde kalırmış böylelikle. Sokak lokantalarının önünde böyle standlar yapmışlardı, ne güzel.






     Gez gez nereye kadar, ayaklarımızın perti çıkınca ilk feribottan çıktığımızda otelimizi sorduğumuz Türk bayanın cafesine girdik. Bol soğuk içecek ve tabiki Frappe içmeden gelmedik, bir de Türk kahvesi içtim eşim güldü halime. Özledim işte ne var :))
     Yine Pasaport ve Feribot sırasına ilk biz girdik, çok çabuk işimiz halloldu yerimizi alıp oturduk.


      Bodruma inince kontrolden çok hızlı geçtik ve herkes şok oldu. İsteyince oluyor demek ki dedik. Yunanlılar nasıl zor almışlardı adaya bizi. Free shop a Pet Shop dediğimi söylemişmiydim Bodrum çıkışı :))) Görevli ne gülmüştür arkamdan :))) Dedim Türkiye Pet Shop mu ucuz Kos  Pet Shop umu? :)))) Bu arada Kos Free Shop tan aldık ürünleri. Kişi başı 3 litre alkol alma hakkı varmış. Bir tanesinin alkol oranı yüksek olabiliyormuş, diğer 2 tanesi düşük.
      Kızım babasının toprağı öpme sözünü unutmadığından yol boyu ve feribot inişinde babasını darladı öp diye.  Öyle ki eşim gibi öpecek olanlarda duyunca sözünü tutması farz oldu :)))) İner inmez arabamızı bıraktığımız otoparka koştuk, valizimizi bırakmak için. Ayrıca gitmeden aldığım iki saksı begonvili de otoparkçılara emanet etmiştim. Sağolsunlar çok iyi bakmışlar begonvillerime. Araba ve begonvillere sağ salim kavuşunca aç karnımı doyuruk ilk gördüğümüz lokantada. Tıka basa yediğimiz lokantada hesap 75 TL. geldi. İllede vatanım dedi eşim. (bir yandan da şu yurt dışı gemi turu nasıl oluyor, bir araştıralım diyor bana.)
     Yine bekleyenlerimiz olduğundan yemek sonrası düştük yollara yollara. Sonraki durak başka posta kalsın, çok uzattım ben :)