27 Kasım 2018 Salı

Hastamız Var

     İnanılmaz karmaşık bir hafta geçirdik ailecek. Ablam hastaneye kadırıldı, beyin damarı tıkandı, kısmi felç oldu malesef. Bir hafta içerisinde her günümüz hastanede geçti. Koşturmadan çok bekleyiş bizi çok üzdü, acaba düzelecek mi endişesi...derken şükürler olsun daha iyi. Dün taburcu edildi, kalan arızalar dışardan tedavi ile düzelecek inşallah. Hastamız olunca şehir dışından akrabalar geldiler sağolsunlar. Annem, babam memlekette, onlara haber versek, gelene kadar bize inanmayacaklar sıkıntıdan hasta olacaklar diye düşünmekten kahrolduk.
     Belki daha önce bahsetmişimdir, annemin buradaki evini kapatmıştık ve memlekete gitmişti babamın yanına. Bana ev bakın kışın Ankara da olayım diyordu epeydir. Ablamın hastalığı vesilesiyle, acilen evi bulduk. Ortancı ablamla dönüşümlü hem hastaya refakat ettik, hem misafirleri ağırladık, hem de bulduğumuz eve eşyaları taşıyıp yerleştirdik. Tam laz işi oldu bizimkisi :))) Duyan hem şaşırıyor  -bu ne hız diye, hem de gülüyorlar bize :))
     Evi daha dün yerleştirdik, anneme haber verdik ev bitti diye. Ablamın hastalığını da bugün gelince haber vermiş bizim ortanca. Çok üzülmüş, sitem etmiş haber vermediğimiz için ama kendisi de tansiyon ve kalp hastası. Mecbur kaldık söylememeye. Babam daha 4 yıl oldu beyin damarı tıkanıklığı yaşayalı...velhasıl ikisi de habersiz geldiler, ev tutuldu dedik sadece.
     Benden haberler böyle, koşturma, üzüntü, telaş...sizleri takipteydim, dün ve bugün işe geldim. Birkaç gün daha izin alacağım bakalım, yardım edeyim evdekilere, eksik olmasınlar gelen giden çok olur.
     Kızıma gelince, O da çok üzüldü teyzesine, hemen bir not hazırladı kalpli, sevgi, sözcükleri ve iyi dileklerini belirten, teyzesine yolladı. Hep merak içinde bekledi, dua etti minnağım :) Bugün anneannesinin geleceğini duyunca okula gitmemek için türlü bahaneler buldu ama nafile başaramadı. Akşam göreceksin diye ikna ettik bakalım.

Annemin yeni evinin bahçesinden çektim, çok güzel renklerine vuruldum. Hayırlı olur inşallah yeni evi :)





   
     Yukarıdaki resimler Pinterest ten alıntı. Ne kadar güzeller. Yaparım ben bunları, evin çeşitli yerlerinde değerlendiririm diye düşündüm. Geçen hafta sonu kızıma oda takımı bakmıştık Siteler den. Süslemeler için Pinterest e girin demişlerdi mağaza sahipleri. Seneler oldu ben üye olalı ama açıp bakmayı çoktan bırakmıştım. Neler neler var, insanın aklına gelmez bu fikirler, harika hepsi :)
     Şu pompomlar, kelebekler ve birsürü fikir. Hele bir rahatlayalım ailecek, herşey normale dönsün, hafta sonları başlarım ben bunlara :)

      Son okuduğum öykü, yeğenimin hastanede refakatçi olduğum günlerde elime tutuşturduğu Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu oldu. Bu ne dedim 50 sayfalık bu 1 saate okunur. Hiçte öyle olmadı, kaldığımız servis Nöroloji olunca...hastaların birçoğu kendinde değiller, bağarıyorlar, ağlıyorlar, hertürlü ses mevcut. Refakatçiler herkesin hastasına koşuyorlar sağolsun, tabi bizde onlara yardım ediyoruz. Hal böyle olunca dikkat kesilip okuyamadım iki satır yazı. Eve gelince okudum uyuyamadığım bir gece. Fazla tasvir beni sıkıyor ama genel olarak sevdim. Tek taraflı bir aşk hikayesi ve okudukça kime kızmalıyım, kim haklı inanın şaşırdım. Kadın kendine eziyet etmiş...orası kesin. İkilemde çok kaldım okurken.

15 Kasım 2018 Perşembe

Bizden Haberler...

     Pazar günü sahte bir güneş, yakıcı bir soğuk vardı Ankara'da. Bilemiyorum belki biz öğleden sonra çıktık diye soğuktu. Yinede Ahlatlıbel'de yürüyüş yaptık renk renk sonbahar yaprakları arasında.  Kuzuyu parkta oyaladık. O ısınmışlıkla birer bira içip atıştıralım diye dışarda oturduk. Kısa süre içinde buz tutan yerlerimiz nedeniyle içeriye dar attık kendimizi :))


      Sonrası mis gibi sıcak ev halleri...


Kızımın 1. yazılıları bitti çok şükür, bizde bir rahatlama baş gösterdi. Gerçi artık başında oturup çalıştırmıyoruz ama yönlendirmek ve evde ortam ve sessizliği sağlamak adına çalışmalarımız oluyor.  Aralık ayında 2.ler başlıyor, yine kampa gireriz ailecek :)) Henüz 5. sınıf öğrencisi olduğunu düşününce yüreğimi afaganlar basıyor resmen. Yok arkadaşlar yok, sakın ola geç anne baba olmayın. Bir saatten sonra gerçekten yetişemiyoruz ve çok zorlanıyoruz. Tabi başa gelen çekiliyor o ayrı.


Geçen akşam klasik instagram kızı olarak, o mecralarda öğrendiğim Havuç Rüyası tatlısından yaptım. Kızımın hakkını yemeyeyim, epey yardım etti bana. Görüntüsü cezbedici, tadı ise hafif ve hoş. Misafir içinde hem görsel hem tat olarak isabetli bir seçim olur diye düşündüm. Tabi bu seferki kendimize :) Benim bisküvilerim az olduğundan 3 kat ve ara ara dizerek yaptım ama aslı daha sık ve 4 kat bisküvi ile yapılıyor.


     İşlerim çok yoğun ama sırf dinlenmek için bile olsa, takip ettiğim blogları okuyup ziyaret ediyorum. Bana da bekliyorum. Bu aralar yeni yeni blogerlar katıldılar aramıza. Ne hoş oldu, yeni yüzler, başka başka tarzlar. Deeptone'nin katkısı çok fazla farkındayım. Sevgiler hepinize :)



7 Kasım 2018 Çarşamba

Tuz Gölü

   

      İş yerim çok yoğundu 2 haftadır. Genel Kurul hazırlıkları, seçimler, kazananlar, tanışmalar, işler güçler derken...daha da tam oturmadı ama iki arada giriyorum bloguma. Kurul nedeniyle Cumartesi çalışınca, bana ve aileme pazar günü yaptığım programla nefes aldırdım diyebilirim. 42 yıldır Ankara dayım ve yanıbaşımızdaki Tuz Gölü'ne gitmeyi nedense hiç düşünmemişim. Geçen hafta nette gezinirken gördüm. Kendime hayret ettim aklıma gelmemiş niyeki...
     Kahvaltıyı zaman kaybetmemek için dışarıda yaptık. Gölbaşı'nda Hamlakit restaurant var. Karadeniz yemekleriyle ünlü. Kahvaltısı da öyle. Mıhlaması vs. mevcut. Manzara yok, öyle süslü püslü yada lüksü de yok ama özellikle Karadeniz tadı almak isterseniz gidin derim ama hafta sonu çok kalabalık. Fırsat varsa hafta içi gidin. Kahvaltı tabağını hiç sevmedim ama mıhlama ve yumurtalı kavurma bir harikaydı. Neyse çıktık yola. Hepsi 1 saati buldu sanırım yada biz Konya tarafına hiç arabayla gitmemişiz, yol farklı gelince anlayamadık saati :))


      Önceden hazırlıklıyım ben tabi, Tuz Gölü ile ilgili tüm yazıları okumuş hatmetmişim. Kaç mineral var içinde, yok egzamaymış, ağrıymış nelere iyi geliyor...Ne yenir, ne içilir vs. Anlattım yolda bizimkilere rehber hizmetiyle :) Onlar alışık zaten bana, haliyle görev oldu benimki. Öyle olduki eşim yoluda bana sorar o derece. Terlik götürün yanınızda yazıyordu gezi yazılarının birinden okumuştum. Fazla yürüyünce kuru tuz parçaları ayaklara batıyormuş, aldım tabi terliklerimizi.
      Göl kenarında bir tesis kurmuşlar hemen yolun sağında. Dışarda ücretsiz otopark var. Sanırım Kapadokya yada Konya yönünde giden tüm tur otobüsleri buraya uğruyorlar. Çinli mi, Japonmu kestiremediğim türlü türlü de turist var içlerinde. Birbirimize yardımcı olarak çektik fotoğrafları karşılıklı.
     Öyle bir an olduki, toplu bir gurubun resmini çektikten sonra verdim turist bayana telefonunu, baktım çektiğim fotosuna bakıyor. Gayri ihtiyari sormuş bulundum;(hani bizler sorarızya beğendin mi anlamında birbirimize) Olmuş mu? deyivermişim, eşimle kızım yıkıldılar bana. Yok okey diyecekmişim, ne anlasınlarmış -olmuş mu-dan :)))


     Çok faydası oldu terliklerin bana ve kızıma ama eşim hep çıplak bastı yere. Yaklaşık 2 saat kadar kaldık biz tesiste. Epey kalabalık gölün üstü. Bir kesim gidiyor, diğerleri geliyor. Biz epey uzağa gittik. Bol bol fotoğraf çekildik. Manzara nefisti. Öyle rahatladık ki anlatamam. Okuduğumda çokta inanmamıştım ama gerçekten insanda hamamdan çıkmışsın hissi uyandırıyor, huzurlu, dingin :) Eşim ufkun geniş olmasına bağladı, epey büyük bir alanda ve bembeyaz. Hem kar görüntüsü yada çöl, hem de deniz görüntüsünü andırıyor ve huzur veriyor. Bir kısım insan, elinde birşeylerle tuzları eşip poşete koyuyorlardı. Hatta benim terlik poşetime bile göz diktiler hazırlıksız gelenler :)) Tesise geçmeden dışarda büyük bir çeşme yapmışlar, gölden çıkanlar ayaklarındaki tuzları yıkayabilsinler diye, biz de orda yıkadık. Yanımda küçük havlu da götürmüştüm kurulama için, epey işime yaradı. Bu arada siyah alt ile gitmeyin oraya yada koyu renkli olanla, tuzlu suyun kalıntıları siyah taytımda haritalar çizdi resmen :)) Allah tan direk eve gittikte sorun olmadı.



Tam klip çekimlik yer :))


     Tuz Gölü nde epey debelendikten sonra Türk Kahvemizi de içip alışveriş bölümüne geçtik. Vazgeçilmezim magnetimi ve bir iki ıvır zıvırı da alıp dönüşe geçtik.


     Kuş gibi hafif hissettik kendimizi, eşim de ben de sık sık ayak bacak ağrılarından yakınırız. İtiraf ettik çıkarken hiç ağrımıyorlar diye.


6 Kasım 2018 Salı

Mimlendim :)


      Yeni bir mimim oldu, sağolsun Beyaz Yakalı beni de dahil etmiş. Mimin fikir annesi İnciden Notlar. Bu mimi cevaplayan arkadaşlarınkini okudum hepsi ne güzel fikirler üretmişler, ne harika cevapları var. Özellikle Beyaz Yakalı öyle güzel cevaplar vermiş ki, blog arkadaşımla gurur duydum. Ellerine sağlık :)
     Gelelim benimkilere;

1. Sihirli değnek elinizde...İlk olarak ne yapmak isterdin?

Zorlu günlerden geçtiğim ama asla yılmadığım, çaresi elimde olmadığından yokmuş gibi yapıp, Allah'a dua ettiğim ve sevdiklerimle mutlu olmaya çalıştığım şu günlerde, değneğimle kötü insanlara dokunup, yaptıklarından pişman olmalarını ve özür dileyip ıslah olmalarını sağlamak isterdim. Bunlardan sadece benim çevremde yok elbette, dileğim kişisellikten de ibaret değil üstelik. Dünya üzerindeki tüm kötülükler adına dokunacak o değnek...

2. Hangi çizgi filmdeki karakter olmak istersin?

Ben iki tane seçmek istiyorum olamaz mı? Biri çocukluğumun sevgilisi Şeker Kız Kendi...ah nasıl severdim o lüle lüle saçlı, buğulu gözlü iyilik timsali kızı :)
Tabi birde tatlış kız Haydi var, hani derelerden tepelerden, uçsuz bucaksız yeşilliklerden koyunların yada köpeğinin peşinde çılgınca ve özgürce koşan, somun ekmeği ısırıp bir fırtta mis gibi sütünü içip büyükbabasını öptüğü gibi kendini güzelliğe atan Haydi...

3. Geçmişi değiştirme imkanın olsaydı neyi değiştirmek isterdin?

Atatürk ü ölümsüz yapmak...Sanırım en büyük isteğim bu olurdu ki şuan yaşadıklarımızı yaşamazdık Atam yaşasaydı.
Ayrıca mesleğimi tabiki, bu da yaklaşık 20 li yaşlardaki tercihlerimden kaynaklıydı. O yıllara bu akılla dönmek imkansız belki ama hayal buya :)  

4. Tarihte hangi zamanda hangi olayın içinde olmak istersin?

Geçmişte yaşamak istemezdim, ismimin anlamı gereği gelecek, yarın beni daha çok cezbediyor.

5.Görünmez olmak mı yoksa insanların düşüncelerini okumak mı?

Düşünceler çok özeldir benim için, merak etsem de yine de okumak istemezdim izinsiz. Görünmez olmayı ise çocukluğumda hep isterdim. Şimdi düşününce korktuğumda istemişim görünmez olmayı. Mesela iğne vurulmaya gideceğimde, düşüp yaralandığımda annem beni (eskiden çok vardı) polikinliğe götürmesin diye yada (uzun saçı çok seviyordum ama kıvırcık olduğumdan bonus gibi oluyordu uzayınca) heray saçların oğlanlar gibi kesilmek üzere kuaföre gitmeyeyim diye isterdim hayal ederdim kendimi :))

6. Bir ünlü ile tanışacaksın. Kim olmasını istersin?

Tabiki Mustafa Kemal ATATÜRK :)

7.Eger insan olmasaydın ne olmak isterdin ?

Ay yok ben başka birşey olmak istemezdim, aklı olan tek varlık insan. Gerçi aklımın ne kadarını kullanabildiğimde tartışılır ama yine de ben insan kalmak isterdim :)


Zevkle cevapladım, tam da boş vaktime denk geldi, gönlümce cevapladım, umarım siz de beğenirsiniz, isteyen tüm bloger arkadaşım yapabilir, sevgiler :)

1 Kasım 2018 Perşembe

Doğum Gününde Beypazarı

     Yoğun bir hafta sonundan sonra yoğun bir iş hayatına dönüş yaptım Salı günü. Genel Kurulumuz var bu hafta sonu ve iyiki 3 günlük tatil yapmışız dedik ailece :)
     Can kızımın 11. yaş günü kutlamaları vardı. Parti istemedi bu yılda, arkadaşlarıyla geçireceği yada aile bireyleriyle olandan...bizimle şehir dışına çıkmak istedi sadece. Akdeniz-Ege en az 6 saatlik mesafe olduğundan, Karadeniz kesimi soğuk yada yağışlı olacağından tercihimizi sadece Beypazarı'ndan yana kullandık. Uzun zamandır gitmemiştik. Hayalimizde doğada kahvaltı, sonrası çarşısını gezip ıvır zıvır almak ve tabi dövme (hint kınası) yaptırmak vardı.
     Hava tam istediğimiz gibiydi Cumartesi, günlük güneşlik. Yine de kahvaltıyı mis gibi kuzinenin başında kapalı alanda yapmak iyi geldi. Sonrasında bol bol video ve fotoğraf çekimli bir doğa yürüyüşü yaptık. Kızım ne isterse o oldu. O söyledi biz yaptık, elimizden geldiğince mutlu etmeye çalıştık.

Havanın güzelliği









     Sonrasında çıkıp çarşıyı dolaştık, köy ürünlerinin tadına baktık. Havuç suyu bilenler bilir Beypazarı'na gidenlerin içmeden dönmediği, tadına doyum olmayan içeceğidir. Yanına karadut suyu da koymuşlar ama karadut benim için Ege'nin içeceği olduğundan yüz vermedim hiç. Oraların kekiği, ıhlamuru benim vazgeçilmezim. Hele köy ekmeği, simidi, 80 kat baklavası, havuçlu lokumu, havuçlu sabunu almadan gitmediklerimden.

Gördüğünüz Hint Kınası 2 güne silindi bileğimizden. Daha önce yaptırdıklarımız bir hafta kadar kalıyordu :(
Hepimiz geçtik arkaya eşim bile :)))

Yazdığına göre 70 li yıllarda görülmüş Beypazarı'nda en son panter. Ne olduysa kaybolmuş ama halen varlığına inanıyorlarmış.

Her köşesini bir uçtan bir uca gezdikten sonra, veda ettik Beypazarı'na.
Kızımın pastasını kesmek ve yemek yemek için Bahçelievler'i seçtik. Ankara'nın akşam keskin soğuğu başlamıştı ama Bahçeli resmen fıkır fıkır genç kaynıyordu. Neredeyse tıklım tıklımdı sokaklar. Hiç mi üşümez bu gençler ayol dedik ve yaşlandığımızı düşünüp gülüştük eşimle :)) Güç bela bir yer bulduk kendimizi sıcağa attık. Alttan üflemeli masalar yapmışlar iliklerim ısındı :)) Kızımın pastası geldiğinde tüm mekanın alkış tutması çok hoşuna gitti, nasıl edalar nasıl teşekkürler...bayıldık seyrederken. Çekirdek aile olarak video ve fotoğraf çekiminden sonra evimize yollandık. 


Sözümüz henüz bitmemişti, haliyle oturduk yere Monopoli oynamaya başladık. Baktım eşim mızıkçılık yapıyor, ev mev aldığı yok, zar tutup kendini iflasa sürüklüyor :))) Dururmuyum, hemen gizlice aldığım evleri ve paraları sakladım, ettim iflas :))) Mecburen kızımla eşim kaldı sona...Biz çıkalım kerevetine....


Böylece bir doğum gününü daha kapattık demiştim ama ertesi gün arkadaşım ve kızıyla planladığımız buluşmada sürpriz bir doğum günü kutlaması hazırlamışta haberimiz yokmuş. Çok çok sevindi yavrucuğum, şaşkınlığını izledim videodan defalarca, tabi kendimi de :))
Pazartesi mis gibi evde geçti, yemek temizlik ve kızımın dersleri ile. Bir ara çarşı yapıp, azıcık paten kaydı, buda ödül niyetineydi. Nice 3 günlere diyelim :)) 💕

Bu arada memleketimden gelen fotoğraf içimi yaktı, bizim oralarda hava çok güzelmiş hafta sonu, arada yağmur atıştırıp geçmiş. Dere tepe gezmişler İstanbul'dan gidenler. Bilseydim dedim içimden...





25 Ekim 2018 Perşembe

Bir Kadın Öyküleri- Su Kanunu

   
Fotoğraf netten alıntıdır.

     En özelinden başlamak istiyorum; duygu yüklü oluşuna, düşüncelerine, yazım şekline, bana geçenlere mi desem, yoksa öğretmenliğine, anneliğine hayran olduğum mu desem bilemediğim güzel arakadaşımın öyküsünü okudum. Beni çok bekletti bu kitap ama değdi doğrusu.
     Ne yalan söyleyeyim, kitabı elime alınca önce Bahar'ın sayfasına yöneldim, okudum yine aynı duyguyu yakaladım :) Seviyorum yazım anlatım şeklini. Sonra kitabı baştan alıp tekrar Bahar Uysal yazan sayfalara gelince bir kez daha özümseyerek okudum. Emeğine sağlık arkadaşım, çok beğendim :)
     Kadınlarla ilgili okuduğum her öykü, ayrı bir hikaye ve aslında öyle tanıdık ki. Hergün bir tanesi haberlerde, sosyal medyada yaşanıyor. Türkiye'de hatta dünyada yaşayan kadınların var olma şavaşı yada yokoluşları...Tabiki direnmeye devam edeceğiz. Gelecek biz kadınların ellerinde. Biz doğurup şekillendiriyor, topluma katıyoruz bireyleri. Öyleyse karşı olduğumuz bu insanlar neden kadınlara zulmediyorlar yada neden halen ezilmiş, sindirilmiş bir dolu kadın var dünyada? Bunu kendimize soralım ama gerçekten iyi düşünüp soralım, sonra yetiştirdiğimiz çocuklarımıza bakalım ve birdaha düşünelim!

Fotoğraf netten alıntıdır.
     Bu kitap iş arkadaşımın tavsiyesiydi ve pekte istekli değildim okumaya, çünkü bilgi içeren kitaplarda çok çabuk sıkılabiliyorum, ders kitabından nefret ettiğim kadar nefret ediyorum bunlardan. Öyle bir anlattıki kitabı merak ettim, bir de hergün sordu okudun mu diye :)) 
     Hatmettim, birçok yerin altını çizdim. Çok değerli bilgiler var içinde gerçekten, pek çok not aldım içinden ve çevreme de okuduklarımı aktardım. Keşke dedim kitapta yazılanların hepsini uygulayabilse(k)m. Yaşadığımız şehir hayatında, yazılanların üçünü beşini belki uygulayabiliriz. Bir lokmayı en az 27 kez, en çok 40 kez çiğnemek...1 saatlik öğlen tatilinde yada evdeki koşturmacada, bir lokantada düşünemedim bunu. Yaklaşık 2,5lt. suyu, sıcak çayı içer gibi yudumlayarak bir günde içmek...Doğal, canlı göz suyu içebilmek...vs. vs. Bunlar ve başkaları epey zor geldi yaşam şeklimizde bana ama yapılabileceklerde vardı; Öğünlerde sofraya çörekotu, keten tohumu koymak, tahin+pekmez ikilisi, elma sirkesi, yeşil acı biber, bol yeşillik vs. Bunları okudukça memleketimin değerini yine yine anladım. İnsan böyle kitaplar okuduğunda, film izlediğinde yada birilerinden butür bilgiler dinlediğinde nasıl etki altında kalıyor ve hemen herbirşeyi öylece bırakıp memeleketine doğal topraklara gitmek istiyor...moralim bozuldu benimde. Ne işim var burda diye düşündüm. Sürekli kazandığım kadar harcıyorum büyük şehirde. Amaç daha iyi yaşamak, çocuğum iyi okullarda okuyup iyi bir gelecek kursun güya. Sonuç bu döngüyle ömür tüketmek.
     Kısaca okumanızı tavsiye ediyorum, herkesin azda olsa uygulayabileceği şeyler var içinde. Zararın neresinden dönersek kardır :)

11 Ekim 2018 Perşembe

Maviye İz Süren- Bir Kadın Öyküleri

   

     BKM Kitap'tan siparişlerim 4 gün olmasına rağmen halen gelmedi. Bir tanesi yıllardır hem anneler gurubundan tanıdığım, hem de blog arkadaşım canım Bahar'ımın da içinde yazısı bulunduğu için çok özel benim için. Merakla beklediğim kitap;
     ''Kadının değeri, hayattaki yeri betimlenmesi kolay bir mesele değil. Hayatın her alanında, yapılan her şeyde bir kadın dokunuşuna, kadının varoluşuna ihtiyaç var. Buna rağmen kadının değerinin hiçe sayıldığı, kadının dışlandığı, mental ya da fiziki şiddetlere maruz kaldığı
dönemler yaşıyoruz. Bu gerçeği bir çıkış noktası olarak düşünürsek; bu kitap ortak paydası sadece ‘kadın’ teması olan ve birbirinden farklı yazarların, birbirinden farklı türlerde öykülerinin bir araya getirildiği bir çeşit ‘kadına saygı’ hadisesidir'' diyor Bir Kadın Öyküleri'nin özelliği için BKM.
     Arkadaşımın blog adresi şöyle;  Maviye İz Süren
     Kitap, şiir severlerin özellikle takip etmelerini öneririm :) Birçok dergi ve kitapta inceleme yazıları var.


9 Ekim 2018 Salı

Engereğin Gözü

     Livaneli'nin Engereğin Gözü kitabını İnstagram da yayınladığımda, çok kişinin sevmediğini gördüm. Hatta şöyle bir yorum da vardı 'en sevmediğim kitabı'. Ben beğendim, hani şu eskiye aşık bir grup var,, taa o zamanlara uzanan hayranlık. Ben azçok içinde neler barındırdığını okuyup araştırdığımdan sevmiyorum. Saray entrikaları, harem, kardeşin kardeşi öldürmesi, oğlancılık, gencecik ecnebi kızların çektikleri yada çektirdikleri vs. vs. Neler neler. Bunları konu alan kitapları herkes okusun istiyorum, bilsinler aydınlansınlar. Özellikle de belli bir kesim, hani şu hayran kitlesi (Belki de yaşananlar hoşlarına gittiği için hayranlardır bilmiyorum.)


          Ben Ankara da son güzel havalar dedikçe, bakıyorum bu hafta sonuda hava nefis :)) En sonunda nazar edicem havaya :))  Yine harikaydı yine pırıl pırıl. Attık tabi kendimizi bağa bahçeye. İliklerimiz ısındı, yürüyüş yaptık ayaklarımız açıldı. Geçenlerde ilk defa gidip, buraya kahvaltıya gelmeliyiz dediğimiz yer. Siyah zeytin hariç tüm kahvaltılıklar bağ bahçe mahsülüyle hazırlanmış. Servis hızlı, yemekler gayet lezzetliydi.

Altınköy Açık Hava Müzesi

           Bu kızların yaradılışında var süs püs. Yakında 10 yaş bitiyor ve evde bir küçük hanfendi dolaşıyor :)) En son küpelere sardı, hem de sallananlardan olacakmış. Takıp takıp kendini çekiyor.


     Cumartesi kızıma kaban almak için çıktık AVM yollarına.2 AVM gezdik, olanlar ya çok pahalı, ya kızım beğenmedi. Zaten çoğu mağaza henüz çeşitleri getirmemişlerdi, yeni geliyormuş öyle dediler. Aslında bot ve kaban işlerini indirimden halledip giydiriyordum ama geçen Şubat ta bulamadık istediğimiz gibi. Soğuklara kalmadan halletsek iyi olacak.

     Bu arada yeni kitaplarım yoldalar, heyecanla bekliyorum güzellerimi :) Henüz elimde olanları okurken, bir taraftan liste yapıyorum arkadaşlardan, takip ettiğim bloglardan. Tabi hepsini birden sipariş etmedim ama sırasıyla onlarda gelecek :)

3 Ekim 2018 Çarşamba

Mim-Yıldız Yağmuru

      

 https://yildizyagmuruu.blogspot.com/2018/09/mim-yildiz-yagmuru.html   blog sahibi mim yapmış, Deeptone arkadaşım da cevaplamış. Hoşuma gitti sabah sabah çöktüm başına. İsteyen herkes yapabilir :)

* Mutlu musunuz?

Zaman zaman hayat mücadelesinde üzüldüğüm anlar oluyor ama mutlu olmayı sevenlerden olunca, bunun için hertürlü gayreti gösterip mutlu olacak anlar yaratıyorum kendime ve çevreme. Mutsuzluğu sevmiyorum, hele takılıp kalmayı asla!

* Kim ya da ne olmak istiyorsunuz?

Kendim olmayı seviyorum. Ne olmak konusuna gelince, kesinlikle şuan olduğumu olmak istemediğimi biliyorum :))  Sanatçı olmak isterdim, bir ressam, bir ses sanatçısı, hayalimde buydu ama alakasız bir alanda çalışıyorum.

* Yaptığınız işi seviyor musunuz?

Nefret ediyorum o derece yani :)))Bakınız gülüyorum, ilk sorunun cevabı bunu anlatıyor. Her şekilde olan olmuş, zevkine varmak benimkisi :)) Aklımın ucundan geçmeyecek bir iş yapıyorum, muhasebeciyim. Oturmaktan masa başından nefret eden ben...:))

* Kendi paranızla aldığınız ilk şey nedir?

Orta son tatildeyim, evden izin koparmak için ağlaya zırlaya girmiştim mahallemizdeki konfeksiyon atölyesine. Gerçi 1 ay kadar çalışabildim ama aldığım maaş bana dünyadaki herşeyden daha değerli gelmişti ve koşarak anneme götürmüştüm emeğimi sevinçle. Annem elimden tutup çok istediğim tımbırlent ayakkabıyı ve yine çok sevdiğim bir altın yüzüğü aldırmıştı bana. O zamanki sevincimi düşününce halen yüzümde kocaman bir tebessüm oluşuyor :)

* En son ne zaman harika bir yemek yediniz?

Yemeklerimi genelde zevkle yerim, sevmediğim şeyi de ağzıma pek sokmam. Ekmek yerim ama sevmediğimi yemem.

* Şu anda yaşamınızda sizi en çok mutlu eden şey ve yapmaktan en keyif aldığınız şey nedir?

Ailemle vakit geçirmek, tatile gitmek ama sık sık olanlardan :))) 

* Başardığınız en zor şey neydi?

15 yıldır masa başı işte çalışabilmek.

2 Ekim 2018 Salı

Sonbahar

     Geçen hafta bizi donduran soğuklar nereye gitti bilmiyorum ama biz hafta sonu yazı yaşadık yazı...Kendimizi doğaya bıraktık. Meşhur Eymir Gölü'de keyifli saatler geçirdik. Son haftalarda yaptığımız sokak gezmelerinde hep 'bunlar son sıcaklar, son dışarda vakit geçirmeler' diye diye atıyoruz kendimizi dışarılara. Kış gelince elimizde kalan tek aktivite AVM. oluyor haliyle. Ankara nın yakıcı keskin soğuğunda 5 dak. dan fazla sokakta yürüyemezsin çünkü. Hadi diyelim ben yürüdüm...burnum biryandan akar, gözlerim şakır şakır diğer yandan :)) Soğuk içime işler anında. Aman deyim; ne kadar gezmeniz, sokak aktiviteniz varsa topunu yapın, soğuk hava ben geliyorum deyince çekiliverin yuvanıza :))


     Bu aralar iş yerim çok yoğun, yeni kayıt giremiyorum ama şu Eylül miminden kaynaklı, takip ettiğim blog arkadaşlarımın hergüne bir post uygulaması çok hoşuma gitmişti. Her fırsatta okudum hepsini. Kafa dağıtmak için birebirdi. Hepsi ayrı ayrı konularda yazıp duygu ve düşüncelerini aktarmıştı. Pekçok konuda fikir sahibi oluyor insan okudukça. Bazıları da çok eğlenceli konulara değiniyorlardı, işe dalmış muhasebe ortamında kahkaha attırıyorlardı bana :)) Ellerinize emeğinize sağlık :)
     Önceki gün bir rüya gördüm. Kısa yoldan gideyim derken kum yığınının altında kalmıştım omuzlarıma kadar. Üstelik bile bile yaptım ama kendi hızımı düşünerek geçebilirim sandım kestirme yoldan. Sonra kurtarılmayı beklerken rüya bitti. Yorumları okudum sabah işe gelince (çok severim ve inanırım rüya yorumlarına), aman bir bolluk, bir bereket, bir yükselme...ne ararsan var. Dün birşey olmadı, bugün de beklemedeyim :))) Şans oyunları oynamıştım, onlarda da birşey yok...nereden gelecekse gelsin bekliyorum ben halen :))
     Şu Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT deniyor kısaca) mevzusu var gündemimde. Ne yapacağımı bilmiyorum henüz ama kulağım gözüm meclisten gelecek haberde. 5,5 yılım kaldı emeklilik için ve yaşdan bekliyorum ben de diğer EYT liler gibi. Emeklilik maaşını düşükten alacakmışız, bizim günahımız ne anlamadım. Sen geriye dönük bir yasa çıkar, o geride olanlar çeksin günahını. Böyle yasa olur mu? Kazanılan hak geri alınır mı?
     Toplu aldığım kitaplardan elimde yanlızca bir tanesi kaldı ve inanırmısın ben kıyıp okuyamıyorum :( Bitecek kaygısı var içimde. En kötü 2 günde okurum ben bunu diye yanımda taşıyorum yaaa, hiç böyle olan oldu mu?