12 Aralık 2013 Perşembe

Pamukta Mercimek Yetiştirmece & Atardamar Deneyi

     Akşam babası gelirken balık almış, ama bir kanadını dahi bitiremedi, bol bol salatalık yedi balık yerine. Bu aralar hiç iştahı yok diyebilirim, yüzü minicikti, şimdi kayboldu nerdeyse. Ben bulaşıkları kaldırırken, gelip benden kek istedi, arkasından da Trabzon Hurması...1 dilim kek üzerine hurmanın yarısını da yiyip bitirdi. Burnu akıyor bol bol ve ne kadar ikaz etsemde koluna siliyor burnunu :( Geniz akıntısı da var, bu nedenle sadece iştahının çektiğini yemek istiyor, sofraya koyduğum şeyleri canı istemiyor. İyice hasta olmadan atlatır inşallah bu süreci. Gerçi 2-3 haftadır böyle, vücut savaşıyor. Her akşam rutine girdi artık, 1 demlik ıhlamurumuz var, bol limonlu, ballı, zencefilli. Benimde burnum tıkalı...hayırlısı inşallah.
     Akşam kuzumla mercimek yetiştirmek istedik pamuğun içinde. Bu benim hatta herkesin çocukluk deneyidir herhalde. Ben her seferinde mercimeği tercih ederdim. Çünkü mercimeğin yaprakları çıtır çıtır bir şey, fasülyeninki gibi büyük yapraklı değil. Bende onu büyürken seyretmekten çok zevk alırdım, incecik yapraklar bana ayrı bir mutluluk verirdi. Yine aynını seçtim, öncesinde mercimeği ılık su dolu çay tabağında 1 saat kadar beklettim ki, daha çabuk açılsın arası ve büyüsün. Sonra tarif edip, kendi başına yapmasını sağladım, çok zevk aldı kuzucum. Ne zaman büyüyecekmiş, ne kadar su ve ne aralıkta sulanacakmış gibi sorular sordu. Yapmaktan en çok hoşlandığı şeylerin başında deneyler ve gezegenler geliyor. Sık sık evde güneş, ay ve dünya olup, canlandırma yapıyoruz ailece. Nerdeyse her akşam Göz Kırpan Yıldız hikayesini okuyoruz, kendi isteğiyle.
Öğretmeni hikaye anlatımı ödevi vermiş, kızımın sırası Ocak ayında ama bir türlü hikaye seçiminde karar veremiyoruz. Pamuk Prenses olsun istiyor, bense daha önce onu okulda anlattığından, başka seçsin istiyorum. Henüz ikna edemedim küçük hanımı. Akşam bir diğer deneyimizde atardamarımızın dakikada kaç kez attığını öğrenmeye çalışmaktı. Oyun hamurundan bir parça koparılıp atardamarın üzerine yayılarak yerleştirilir. Tam damara denk gelen kısma 1 adet pipet alınıp diklenir ve kımıldamadan dakika tutulur. Atardamarın her atışında pipet kımıldar ve saymaya başlanır.
Deney bende ve babasında da denendi ama benim elim titrediğinden pipet pek çok kez kımıldadı :)))

11 Aralık 2013 Çarşamba

DENEY & SATRANÇ CD'si

     Kuzucum akşam ışıl ışıl gözlerle girdi eve. Nedense pek bir mutluydu, önce ne yemek var diye sordu? Sonra da (bu bizim evde pek meşhur bir durum),bugün ikimizin günü olsun annecim olur mu? dedi. iyi de dedim, dün senin günündü, bugünde benim, yarın babanın günü olsun. Olmazmış :)) bugün ikimizin, yarında üçümüzün günüymüş, ama dedim haksızlık bu, hep senin günün oluyor ama bizim günümüz sırayla oluyor :(( Yoo diyor, işte bugün ikimizinya...
     Ertesi gün için beslenmesinde sigara böreği vardı, hafta sonundan sarıp diffirize attıklarımı çıkarıp kızarttım. bir kısmı beslenmeye gitti, bir kısmıda ıhlamurun yanında, bize akşam keyfi yaşattı. Hayret ettim, peynirli böreği sevmez, sigara böreğini de yemezdi ama zevki değişmiş belliki, yedi bitirdi sigara böreğini maşallah :)Sonra da mutfağa gelip bir deney yapmak istediğini söyledi. Böyle zamanları çok oluyor, nerdeyse 2 akşamda bir deney yapmak ister ve bende hep destek olmaya çalışırım. Bu sefer buz, su, bardak, kaşık ve şeker istedi benden. Renklendirmek için de karabiber gerekliymiş :))) Buzlar eriyene kadar karıştırdı, rengine baktı vs. Bir deney daha burda bitti :)) Pazıl yapacaktık, bir baktım saat olmuş 9, bugüne erteledik...kısmet bakalım :)
     Biraz önce bloglarımı takipteyken gözüme çarptı; satranç öğrenmek isteyen çocuklar için harika bir çizgifilm miş. Anne kaleminden blogunda tanıtılmış, tşk ettim blog sahibine ve hemen araştırmalara başladım. CD satrancı eğlenceli ve kolay şekilde anlatmış, anladığım kadarıyla. kızım çok istekli bu konuda ama ben uzun yıllardır oynamadığımdan nerdeyse unutmuşum. Gerçi taşları tanıyor, isimlerini ve dizilişlerini artık biliyor ama hamlelerin ilerleyişinde sıkıntı yaşıyor. Alayım bakalım, sonuçlarımızı ve izlenimlerimizi yazarım. CD nin ismi: Cingöz & Fındık'la Satranç Öğrenelim.
     Üstteki fotoğrafı sabah çektim, ben hazırlanırken baktım ortalıkta yok, salona göz atınca gördüm ki, menekşesinin başına geçmiş bıdır bıdır sevgi sözcükleri mırıldanıyor; 'beni özle tamam mı, akşam gelene kadar bekle beni. Güzel güzel büyü, canın sıkılmasın, Yıldız da(beta balığı) burda bak'. Flaşh sesini duyunca beni farketti; 'anne nasıl iyi sevebiliyormuyum çiçeğimi, daha iyi büyür mü şimdi?' :))) Yerim yaa, çocukların sevgi dolu yüreklerine, saflıklarına hayranım, kuzum benim, seni ve tüm çocukları Allahım esirgesin, kötülerden, kötülüklerden, hep böyle güzel kalın emi :)

10 Aralık 2013 Salı

Ayas & Armada Çocuk Müzesi(Dinazorlar)

     Nerelere gittik nerelere... ilk sinema deneyiminde çok heyecan duymuş ve dilinden düşürememişti izlediklerini. Bende arkadaşlarımın izlenimlerinden öğrendiğim kadarıyla Ayas ın pek içaçıcı olmadığını, hatta çok sıkıldıklarını öğrenmiştim, gerçi çocukları sevmiş filmi. Başka filk varmı diye bakınca Niko2 Tatlı Bela Küçük Kardeş i buldum, film bize en yakın Kentpark AVM. de varmış. Cumartesi gittik ama kızım Niko2 yi sadece afişine bakarak reddetti, illaki Ayas ı istiyormuş. Tamam dedik mecburen. Yanlız 3d olmadığını öğrenince üzüldü ama mısırını alıp başladı izlemeye :)
     Ben hiç hoşlanmadım, tv. deki leliko, pepe vs. türevlerindendi, bir sinema filmi olması için 40 fırın ekmek yemesi lazım. Başladım uyumaya, bir ara kafam gidince, yan tarafımızda oğluyla oturan ve çok eğleniyormuş gibi yapan, oğluna film hakkında yorumlar yapan ve birlikte kahkahalar atan kadının sesiyle uyandım. Suçluluk duydum ve bende katılmaya çalıştım heyecanına. Film sonrası karnımızı doyurup dolaştık biraz AVM de.
                                                      (bu foto küçük hanımın eseriymiş)
     Pazar günü eşim nöbetçiydi, bizde birlikte önce, kartopu oynamak için dışarı çıktık ama yerde kar kalmamıştı, araba üstlerinden bulduğumuz kadarıyla idare ettik. Ellerim buz tutunca ikna edip Armada Çocuk Müzesine gitme kararı aldım. http://t24.com.tr/haber/teknoloji-harikasi-34cocuk-muzesi34-acildi-ankara-aa/173977 ilgili linkten bilgi alabilirsiniz. 1 gün önceden zaten söz vermiştim buraya gidicez diye. Tesadüfen saat 2 de başlıycak guruba denk geldik, bizde girdik. Biz diyorum çünkü tek başına girmek istemedi :( Önceleri yanımdan ayrılmadı, hatta hep sarıldı bacaklarıma ama yarım saat kadar sonra açıldı kabak çiçeği gibi :))) Beni nerdeyse unuttu diyebilirim. Hep tlf.dan çekmişim fotoları, şimdilik buraya aktaramıycam.
     Gitmek isteyenler için gerçekten tavsiye ediyorum. Öncelikle vahşi yaşam bölümünde, hayvanlar tanıtılıp, haklarında bilgi verildi, çoğuna hareket ve ışık özelliği vermişler, çok eğlenceliydi, çocukların katılımı ön plandaydı ve öğretmenleri de çok içtendi. Yaklaşık 1,5 saat sürdü gezimiz. ikinci olarak dinazorların bölümüne geçtik, tüm çocuklar tiyreksin ismini biliyordu, benim kide dahil, ilk olarak onu sordular. kızım Tiyreksi, benim annem bir dinazor filminde görmüş. Hepsinin önünde fotomuz var ama tlf. da malesef. Atamadım bilgisayara ne hikmetse, yardım alınca atıcam söz. Dinazor tanıtımından sonra, ortaya bir kum havuzu yapmışlar, içinde de belliki dinazor iskeleti var ama üzeri kapalı, öğretmenleri çocukların eline uzun saplı fırçalar verdi, nasıl yapılacağını göstererek, dinazor iskeletini ortaya çıkarmalarını sağladı. kuzum bundan da çok hoşlandı:' ben yaptım öğretmenim' diyerek heyecanlandı :)))Gerçekten harika bir deneyimdi onun için :) Sonra çiftlik yaşamına geçtiler. Ali baba ve hayvanları hakkında, unun nasıl yapıldığı, ineğin nasıl sağaldığı uygulamalı olarak gösterildi. Tabi maketler üzerinde. Sonra da 4 mevsimin canlandırıldığı bölümlere geçildi, çocuklar ençok kış mevsimini sevdiler, çünkü yukardan kar niyetine köpük fışkırdı üzerlerine :))) En son olarakta, çember yapıp oturdular, neleri sevdiklerini, neler öğrendiklerini sordu öğretmenleri, onlarda tek tek cevapladılar. Video ya aldım kuzumu :) Armada içinde Penti idi sanırım, mağaza sahibi, hemen mağaza önüne dilek ağacı koymuş, hemen sarıldı kırmızılı kutuya, baktım üzerinde AŞK yazıyor, kızım bırak diyorum, eğitimi seç, sağlığı seç, huzuru seç, dinlemez beni :))) Aldım hepsinden birer tane
     Yaklaşık 1 haftadır burnu akıyor , her akşam bir demlik limonlu, ayva yapraklı, zencefilli, çörekotlu, naneli, elma kabuklu ıhlamur hazırlıyorum, ailece içiyoruz. Şifa olsun, hastalıklar uzak olsun hepimizden, herkesten.
      Uyku vakti gelmeye başlayınca, aşağıdaki hali alıyor, hafif kaykılıp yayılıyor ve tablet veya tlfu alıp oyun oynuyor, keyifçi kızım benim :)
     Pazartesi okula gidince, kapıdan girer girmez öğretmenine müzeyi anlatmış, ne kadar çok etkilenmiş sevmiş demekki :)Sonra sinema yı, dilek ağacını..vs. babası,kızımın lafı bitmeyince, bir türlü çıkamadım sınıftan diyor. Herkese eğlenceli haftalar diliyorum :)

6 Aralık 2013 Cuma

Şiş Kafa & Kantaron Yağı

     Kuzucum akşam çizilmiş ve kocaman şişmiş bir alınla geldi eve. Şok oldum görünce, baktım yüzü gülüyor ama çok sürmedi gülmesi. Önce anlatmak istemedi, sonra bir bir döktürdü duygulu duygulu anlatırken; Etüdde arkadaşları koşuştururken(kendisi Ezgi arkadaşıyla sırasında oturuyormuş),yanındaki arkadaşına çarpmışlar, kızcağız düşmek üzereyken, kızım elini uzatmış, tutsun düşmesin diye. Olanlar o anda olmuş, Ezgi altta, bizimki üstte...yuvarlanmışlar yere birlikte. Ezgi nin karnı acıdı diyor. kızımınsa hem yanağı çok acımış, hemde alnı. 3 koca çizik vardı alnında ve şişmiş epeyce. Öğretmenleri zeytinyağı ve çiğnenmiş ekmek uygulamışlar. Ne yani dedim, yokmu etüdde ecza dolapları, malzemeleri :( Üstelik bize de haber vermediler :( Bugün arayıp söyledim, böyle birşey olursa bize mutlaka haber verin diye.
     Evde malzeme kalmamıştı ve dışarda yemek yemeye, sonra da alışverişe karar vermiştik gündüzden. Hazırlanıp çıkalım dedik ama gündüzden epey etkilenmişti belli ki :( Bebek arabamı da alın diye tutturdu. Çıktık gittik ama bu seferde kurufasülye-pilav isterim diye tutturdu. Tam bulduk alalım derken, bu seferde hamburger istiyorum dedi. Neyse onada tamam dedik. Ama hep vızır vızır...canımıza okudu resmen. Bu arada babası kendine mont bakmak istedi, vızır vızır, ne onu kırabiliyorum,ne de onu :(( Neyse müzik kutusu aldım Remzi Kitapevi nden, sesini kesti, mağaza mağaza dolanırken...sen tut müzik kutunu biyerde bırak, bir posta da eve gelince bunun için vızırdadı. 'ben onu arkadaşlarıma gösterecektiiiimmm...vızzz'.
     Belliki yaralandığında, kabadayılık yapıp ağlamamış ama canıda yanmış, ağlamakta istemiş ama yapamamış. Tıpkı benim kafama mutfak dolabı düştüğünde, ilk koşanlar henüz tanımadığımız komşularım olduğundan ağlayamamam ve onlar gidince ağlayıp içlendiğim gibi olmuş :(( Aldım kollarıma, sevdim okşadım, sırtını kaşıdım(bundan çok hoşlanıyor) öptüm kokladım, birazda nazladım, rahatladı da yattı ama sabah kalktığında yine kötü uyandı bebeğim. Etkisi geçmemiş olayın demek ki. Okula gitmek istemedi, kusucam dedi, kahvaltı yapmak istemedi, yüzünü yıkatmak istemedi..vs. Gerçi öyle direnmiyor, hani elimden kaçıp ağlamıyor, sadece vızıldıyor, yok diyor inceden ama bu bile biz alışık olmadığımızdan çok geliyor bize. İnşallah akşama iyi ve moralli gelir canımın içi, inşallah :)
     Not: Eve geldiğinde ilk iş, şiş olan alnına Kantaron Yağı sürmek oldu. 1 saat geçmeden indi şişi alnının. Birçoğunuz biliyorsunuzdur eminim ama bilmeyenler için, evinizde mutlaka bulundurmanız gereken bir ilk yardım malzemesi diyorum. Aynisefa denilen bir marka var, tavsiye ediyorum, biz Ayvalık gezimizde ev yapımı olanlardan almıştık 2 şişe. Keşke daha alsaymışım diyorum. Yaza yeniden gitmek istiyoruz, eşe dostada alıcam gidince.

4 Aralık 2013 Çarşamba

Bayatlamayan Poğaça & Portakalı Soyduuum

     Dün yemek bloglarını gezdim biraz, kolay ve az malzemeli ne varsa topladım aldım. Eve gidince bir gördüm ki, yemek listesinde poğaça var. Hemen aldığım yeni tarifi denemek istedim 'Bayatlamayan Poğaça'. Hem tarif çok basit, hem de gerçekten yumuşacık bir poğaça, ama bayatlayıp bayatlamadığını görmek pek mümkün olmayacak malesef. Daha pişirir pişirmez alt komşulara dörder dörder dağattım(elimde birikmiş aşure tabakları vardı). Sabah ta iş yerime kahvaltı için getirdim biraz. Ayrıca akşam bizde yemek sonrası, çayın yanında bir posta yedik. Evde 4-5 adet kaldı sanırım.
     Tarifi ''Hilalin El Emeği'' isimli blogundan aldım,ellerine, kalemine sağlık,iyiki paylaşmış :) ******Malzemeler: 2 bu bardağı yoğurt 1 su bardağı sıvıyağ 2 yemek kaşığı şeker 1 tatlı kaşığı tuz 4,5 su bardağı un 3 paket kabartma tozu ******İç Malzemesi: Maydonoz ve peynir ( dilediğiniz her şeyi koyabilirsiniz) ******Yapılışı:Yoğurt, sıvıyağ, şeker ve tuzu karıştırın. · İçine unu ve kabartma tozunu aynı anda ekleyin. Yoğurup hamur haline getirin. · Cevizden az büyük parçalar alın, iç malzemesini koyup yuvarlayın. · Üst kısmını galeta ununa veya benim yaptığım gibi buğday ruşeymine bulayın. · Önceden ısıtılmış 180 derece fırında, üzerleri kızarana kadar pişirin. ******Akşam kuzum uyuyunca, eşim meyveleri getirdi yiyelim diye. Benim çocukluğumdan kalma bir portakal yiyişim var ki, buna eşim çoook gülüyor 'niye bukadar eziyet çektiriyorsun kendine, soyup yesene' diyor ama ben zevk alıyorum kendi sitilimden :))) Böyle yemezsem tadı çıkmıyor portakalın: portakalın bir başını yuvarlak şekilde kesiyorum. 1 adet tatlı kaşığını alıp, içini suyunu kaşıkla alarak yiyorum, önce suyunu sonra posasını. Böylece portakal tas gibi kalıyor elimde, içi boşaltılmış olarak. Akşam yine yedim aynı şekilde. Sonra aklıma geldi, bu boş portakalı yeni yılda masamı düzenlerken yaptığım gibi şekillendireyim ve içine mum koyarak süsleyeyim diye. Gittim mutfağa, göz, ağız yaptım bıçakla, içlerine de mum oturtup getirdim salona. Işığı kapadım, çam ağacımızın lambasını yaktım, portakal lambamı da sehpaya koyup, romantik şekilde 'benim için üzülme' adlı dizimizi izledik eşimle :) kuzumun da bunu görebilmesini isterdik dedik, akşama yine mum yakıp kuzumuza gösterelim dedik, eminim bayılacak 'anneee ne güzel şeyler yapıyorsun seeen' diyecek, hayran hayran bakarken :))
     En kötü günümüz böyle olsun canlarım :) NOT:(küçükken, portakalların içini yiyerek boşaltırdım, sonrada yenilmemiş portakalların içine oyuk kısmı görünmeyecek şekilde koyardım. Büyük bir zevkle ve sessizce beklerdim, kim eline yemek için alacak ve içinin boş olduğunu görünce nasıl tepki verecek diye. Sırf bu anı yaşamak için çıldırırdım için için :))) Aklıma geldikçe halen gülüyorum :)))

2 Aralık 2013 Pazartesi

NEXT LEVEL AVM.

     Bot arıyorum bot arıyorum derken sonunda buldum, istediğim çok şey değildi ki(yine de nedense kaç haftadır Ankara da gezilmedik, girilmedik AVM. bırakmadık ama bulamamıştık.), sadece siyah, düz bir bot,platformlu ve topuklu. Yoktu vallahi yoktu, ya klasik çok ince topuklu, ya biryerlerinden toka vs. süslemeler fışkıran, ya ucu sivri vs. yada inanılmaz fiyatlara 500.tl. ve üzeri... Sonunda aklımıza açılışı yeni yapılmış olan Next Level AVM. geldi. Vayy beee dedik görünce mağazaları, hepsi teleffuzu zor mağaza isimleri, hemde nasıl pahalı fiyatlar, çoğunun ismini ilk duyuyorum, neyseki 1-2 tanıdık mağazada vardı da kendimizi Türkiye de olduğumuza ikna edebildik. Vitrinlerine dahi yaklaşmaya korktuk, bir ara ' aşkım az yaklaşalımda şu mini yazılı etiketi bir okuyuver, ben seçemedim sayıları' demişim, demez olaydım :)) bere=348.tl. yazıyormuş...vıyyy sadece bere bu fiyataysa dedik ve anında tüydük mağazanın önünden.
      Yanlız itiraf etmeliyim, çok klas bir AVM. olmuş, beğendik, belliki bizim gibi meraktan ve sadece birşey aramak için gelenlerin dışında, gelir düzeyi epey yüksek olanların uğrak yeri olmuş bile şimdiden. Bu arada Maliye Bakanını ve eşiyle Hulki Cevizoğlu nuda görmek kısmet oldu oralarda :)) Dedik kapışmazlar inşallah :)))
En çokta üst kattaki açık alana bayıldık, kış ve yaz aylarında, hatta her mevsimde çok hoş olacağı kesin buranın, güzel kafeler açmışlar, süslü havuzlar, içlerinde balık ve ışıklı kuğular var, hepimiz çok sevdik. Sıra küçük hanımın gönlünü yapmaya gelince, oyun alanına geçtik. Bol bol oynayıp kahkaha attı kuzucum :)

Öğretmenler Günümüz Kutlu Olsuuun :)

     24.11.2013 tüm öğretmen dostlarımın ve diğer öğretmenlerin Öğretmenler gününü Kutluyorum, mübarek elleri öpülesi, hakları ödenemeyecek kadar çok olan yüce insanlar, çok tşk ediyorum, zahmetleriniz ve özverileriniz için :)
Kutlama günü Pazar gününe denk geldiğinden, sınıf annesi Cuma gününden öğretmenimize hediye ve kutlama için gidilme kararı almış, biz velilerde uygun görünce, toplaştık o gün sınıfta. Ayyy özlemişim velileri. Okullar açılınca 1 hafta boyunca sohbetler ettiğim, gülüşüp konuştuğum annelerin bir kısmı ordaydı. Ne güzel dedim içimden, hergün çocuklarını okula götürüp getiriyorlar, sohbet ediyorlar, belki çıkışta bir kahve içiyorlar beraberce. Çoğu çalışmıyor bunların...ohhh keyif, eve gidip kahvaltı yapıyorlar, işlerini bitirip ya kitap okuyorlar, yada TV. izliyorlar. Sonra akşam yemeklerini pişiriyorlar...Gelsin çarşı pazar gezmesi yada güne gidiyorlar :))) Hayal işte...çalışan kadının hayali..       Hayale dalıp lafı uzatmıyayım :)) Çocuklar çıkmadan, daldık sınıfa, Hürriyet hanım, çok çok değerli bir öğretmen...güleç yüzü, mülayim hali, üstüne birde kendine has otoritesi...bizi yine o muhteşem güleryüzüyle karşıladı, öptük bir bir. Hediyemizi verip birazda foto çekindik. çok seviyor öğretmenini şükür :) Beni gören kuzum çığlığı bastı 'anneeeee' diye. Yanlız tek hevesli bizimkiydi, diğerleri sıralarında oturup akıllı akıllı beklediler, bizimki sarmaş dolaş :))) Çılgın bedişim benim. Sonrası,  elimden makineyi alıp tüm arkadaşlarına tek tek poz verdirip, fotolarını çekti, tabi birde benimle tanıştırdı hepsini :) Kankisi Asya imiş kızımın :)
      Çok güzel bir gündü, hepsiyle ayrı ayrı sohbet ettim velilerin, sonra vedalaşıp kızımla Etüt e gittik, öğleden sonra gelmeyeceğini söylemek için. küçük hanım da keyifler 10000 tabi :))) 'anne bügün eve gitmeyelim, evşek merkezine gidelim nüpteeen' deyince dayanamadım, atladık dolmuşa doooğru Armada ya. Klasik yemek yeme ve sonrasında çocuk mağazaları, biraz alışveriş ve ev şeklinde, gezimizi tamamladık. Yorgun argın attık kendimizi eve. Hergünümüzün böyle serbest olduğunu düşündüm de biran...ne harika birşey bu, kuzumla istediğim kadar beraber olabilmek...kısmet olur inşallah hayırlısıyla bana da :)

28 Kasım 2013 Perşembe

Allah düşürmesin, onlarsız da bırakmasın...

     Merhaba, yazamadım, yazamadıkça da birikti anılar. Zor günler geçirdik 10 gün boyunca. Peşpeşe sağlık sıkandalları kovaladı arkamızdan ama neyseki hallettik, bitti gitti. Annem rahatsızlandı, mide sorunu var zaten yıllardır. SSK, SO. Ne varsa gider dururda...bir çözüm bulamaz ağrılarına. İsmini yazamıyacağım özel bir hastaneye gitti anacığım. Doktor endoskopi demiş, anacığımda hazırlanıp, kardeşimle gitmiş gününde. Genel anestezi yapılarak uyutulmuş,kendine gelmiş,gidecekken...şu kadar ücret var demişler, bizimkiler hazırlıksız olduklarından nüfus cüzdanını bırakıp çıkmışlar, kardeşim sonradan gidip ödemiş.
     Sonuçları öğrenmek için tekrar gitmişler, doktor midesinde iltahap olduğunu, şu şu şu ilaçları içmesi gerektiğini söyleyip yollamış. Annem ilaçları içip bitiriyor ama hiçbir gelişme olmuyor...ağrılar devam ediyor. İshal, kabızlık, şişkinlik ve ağrıya devam. Etlik SSK dan medet umup, birde oraya gideyim diyor anacığım. Doktor kan, idrar, gayta tetkikleri istiyor, yapılıyor, sonuç olarak gerizekalı doktor anneme, sadece ve sadece gaytada çıkan kan nedeniyle; kanser olabileceğini, kansere çok benzediğini söylüyor...haydaaa annem dahil tüm aile panik şekilde...dışkapı SSK ya yönlendiriyor kolonoskopi yapılsın diye. Annem istemedi orayı, canlı canlı yaparlar dedi. bizde ilk gidilen özel hastaneden randevu aldık, yine gerizekalılar...işlemi telefonda söylemiş olmama rağmen, aletin bozuk olduğunu bize söylemediler. muayeneye gittiğimizde söylediler, Başkent Hastanesine yönlendirdiler. Endoskopi yapan doktor;'niye iyileşmedin sen, gel yine endoskopi yapalım sana' demez mi? (neden bu kadar kızdığımı henüz bilmediğinizden beni haksız bulabilirsiniz, okumaya devam lütfen.)
*****Bu arada annem eş-dost konuşmaları sonucu Etlik Lokman Hekim Hastanesinden bir doktor ismi alıyor. Herkes memnun kalmış, ileri derecedeki hastalara bile şifa bulmuş vs. İyi dedim, hadi için rahat etsin anacım da, ordan alayım randevu. Bu arada tüm akraba Ankara ya doluştu.*****Ön muayene için gittiğinde gerçekleri öğreniyoruz. Diğer özel hastanede yapılan tetkik sonuçlarını gösteriyor annem. Doktor şaşırıyor;'sana endoskopi yapamamışlar -hasta rahatsızlık verdiğinden yapılamadı- gibi bir not varmış tetkik sonucunda. Annem şok oluyor, ben uyutuldum diyor, nasıl rahatsızlık verebilirim, iltahap var midende denildi ve birsürü ilaç kullandım, bana söylemediler yapılamadığını, üstelik birde neden iyileşmedin, gel bir daha yapıp bakalım midene dediler!!!!deliriyor sinirden kadıncağız :((( Doktor da şikayet edin, bildirin, ayrıca ücreti önceden söylemek zorunda özel hastaneler, paranızı da geri alırsınız demiş. Hepimiz çok üzüldük, yazık diyorum...çok yazık...
     Yeni doktor annemi bir güzel muayene etmiş, hem endoskopi hem de kolonoskopi yapılacak demiş. Gün vermiş hemen. Tüm sülale gittik saati gelince, anneme 2 gün boyunca bağırsakları boşaltan bir solüsyon verilmişti, kadıncağız zaten yemek yiyen biri olmayınca, üstünede hastanede lavman yapılınca, olduğu yere yıkıldı...sedyeyle götürdüler...çok üzüldük,zor anlar geçirdik. Annemi uyutup yaptılar tetkikleri, kendine gelmeden alınan hasta odasında anneciğimin sayıklamaları halen kulaklarımda :(( 'size zahmet ettim, hafta sonunuz benim yüzümden mahvoldu, Çınar iyi olacak...'           Kendine gelince çok sevindik, 1 saat içinde de sonuçları aldık, öyle bir sevinç vardı ki anlatamam, hepimiz birbirimize sarılıp öpüştük, kuzum zaten annemin başından hiç ayrılmamıştı, kuzum benim, sedye ile asansöre bindirilirken bile çekilmedi ki...sıkıştılar kapıya. Ben anneannemi bırakmam dedi başka şey demedi :( Annem anestezinin etkisindeyken 'beni dağlara götürün' dedi, kuzum 'ben seni ulutepe ye götürücem anneanne' dedi, sonradan bize diyor ki 'üzülmesin diye öyle söyledim.'
     Anneme yeni ilaçlar verdi doktor,hastalığını bir güzel anlattı bize: Midesinde ileri derecede gastirit, bağırsağından alınan 2 adet polip ve iç basuru olduğunu söyledi. Gayta da görünen kanda iç basur nedeniyleymiş, SSK daki doktorun söylediği gibi kanser demek değilmiş. Nasıl olurda bir hastanın psikolojisiyle böyle oynanır, insan bu korkuyla ölüme gider Allah korusun. Annemin yüksek tansiyonu var, bu haberi verince kadıncağızın tansiyonu çıksa...sorumlusu kim olacak :(( Neyse şükürler olsun şimdi herşey yolunda, annem ilaçlarını kullanıp tedavi oluyor,1 ay sonraya kontrolü var. Ağrıları devam ediyor ama başka doktorlar gibi geçici olarak ağrı kesici verip yollamadı doktor, tedavi ilaçları verip, ağrının gittikçe azalacağını söyledi. Allah razı olsun.

11 Kasım 2013 Pazartesi

RÖFLE...

     Kuzumun her Cuma anneannesine gidip, pazar günü eve dönmesi, ailece alışılagelmiş bir hal aldı. Bu bizi birbakıma rahatlatsa da, diğer yönlerden huzursuzda ediyor aslında. Pazar akşamları eve döndüğünde, birkaç saat bizi ve kurallarımızı kabullenemiyor, itiraz başgösteriyor, derslerini yapmakta direniyor vs. Ertesi gün tekrar evimizin ve bizim kurallarımıza uyuma devam...yanlış mı yapıyoruz diye düşünüyoruz bu aralar, aslında daha çok ben düşünüyorum. Hafta sonlarımız malum...çok hareketli geçer bizim, eve yayılıp miskin miskin tadını çıkaralım modu pek yoktur bizde. Gittiğim AVM. yada açık alan gezilerinde onun da yanımızda olup, gördüklerimiz, yediklerimizden faydalanmasını istiyorum. Diğer yandan anneannesini çok özlüyor ve resmen yalvarıyor bize, ona gidebilmek için...yokluğunda bu hafta ona biraz masal kitabı alalım dedim, Panora AVM. D&R dan aldık bu tatlı hikaye kitaplarını, yaklaşık 1,5 saatimi geçirdim çocuk kitaplarının arasında, ne güzel kitaplar var, nasıl güzel konulu ve resimliler :)
     Son zamanlarda(uzun zamandır demeliydim) prenses,koca,aşk,peri..vb. konulara ilgisinin çok olduğunu gözlemliyordum ama bir yanımın hoşuna gidiyordu, bir yanımda bu kadar takılmasa bu konulara diyordum. Tabi bu benim suçum, aldığı çizgi film CD.leri ve hikaye kitapları hep butür konulardandı, haliyle kuzucumun ilgi alanı bu yönde oldu. Bunu değiştirmek gerektiğini geç olsada anladım ve yeni kitaplarını farklı konuları işleyenlerden seçtim, hem hayal dünyasında sadece sevgili, prenses+prens, evlilik harici konular da olsun :)))
     Yukarıda çizdiği ve özellikle çekmemi istediği resmi görüyorsunuz, yazısını yazmamı benden rica etti, diğerleri kendine ait.  yazmaya çalışmış...bende bloga eklemek istedim :)
Akşam, her pazar akşamı anneannesinden geldiğinde olduğu gibi, kaç posta yemek istedi benden, özellikle ketçaplı makarna olsunmuş(tamam biliyorum ama ketçapı bıraktıramadık kızıma). hazırlayıp verdim. Saat 22:00 sularında. Anneannesinde mide kapasitesi 2 katına çıkıyor kızımın, hafta içi tekrar küçülüyor malesef :(
     Buda yeni saç rengim, Pazar günü, hem röfle yapıldı, hem kesilerek şekil verildi...ohhh dedim, rahatladım ama bana tam 4 saate maloldu bu güzellik :)))

8 Kasım 2013 Cuma

İlk 3D Sinema Deneyimi

     Aklımın bir köşesinde, daha önce de sinemaya götürdük, ancak pek beğenmedi ve uyukladık, sanki 2.yarısında da çıktık...gibi bir düşünce var ama yok yaaa diyorum sonra, sadece Leyla Gencer Sahnesinde Çocuk Müzikaline götürmüştük, çokta beğenmişti, hatta Zeynep Duru da vardı diyorum. Belkide kendi sinema anımı hatırlıyorumdur :))) Yaşlanıyorum ben galiba :)))
İnanılmaz heyecanlandı sinemaya gideceği için. Baktık araştırdık, gösterimde olan tek çocuk filmi Çılgın Hırsız dı. Girmeden anlattım, 3D gözlüğü vs. Koca bir kova mısır patlağı ve meyve sularımızı alıp, filme girmeden başladık yiyip içmeye :)) aşkım AVM. de bekledi bizi. Ana-kız sinema keyfi yapmakta çok güzelmiş, dilerim genç kız olduğunda da böyle birlikte takılırız, hatta hayal bile ettim o günleri beklerken.
     İçeri girince gözlüğümüzü taktık, bu çok büyük diye epey söylendi. Sonradan öğrendim ki, çocuklar için küçük gözlüklerde varmış, biz kör cahil olunca sorup istemeyi akıl edemedik tabi :(
Tarihe not düşmek lazım; ilk 3D sinema deneyimi 29 Ekim 2013 te, yani tam 5 yaşındayken oldu. Tamam biz biraz geç kaldık, çünkü anne-baba sinemadan pek hoşlanmıyor malesef. Karanlıkta, 2-3 saatimi koltuğa çakılı vaziyette, hareketsiz geçirmek bana göre değil.
     Çok sıkılıyorum ben otururken, uykum geliyor. Kızmayın sinema severler bana, ben illa kıpırdayıp hareket edicem, yürümem lazım hep :))) çok sevdi sinema işini, hem de tahminimden çok, mısır kovasını önüne alıp, öyle bir daldıki filme...ilk yarıda koca kova yarıya inmişti nerdeyse, heyecandan hepsini yemiş :))) Hele o kahkahaları yok mu? kulaklarımda halen sesi, deli kız...nasıl eğlendi, yorumlar yaptı, önümüze kadar gelen karakterlerle çok eğlendi...binlere bayıldı :))) Ben bir ara uyuyayım dedim, baktım kızıma ayıp olucak, yorum yapıyor, benim gözüm kapalıyken kaçırdıklarımı soruyor, eksik kalmayayım, paylaşalım diyerek açtım gözümü, birlikte izledik kuzumla :)
     Çıkışta heyecanla babasına anlattı filmi, yine gidelim diye de tambihledi bizi ama Pamuk Prenses e gidelim istiyor bu seferinde. Karnımızı doyurduk film sonrası, bol bol foto çektik beraber :)Cahillikten yaptığım birdiğer yanlışta, film çıkışı, elinde gözlük dolu kutuyla bekleyen adama, gözlüklerimizi vermemdi :)) Parayla aldık biz onları, vermek zorunda değilmişiz. Birdaha aklımda olsun bu :)))
NOT: Bu instagram yüzünden fotolarım hep bölündü, ne güzel bir foto çekmiştim diyorum ama hep cepten çektiğimi farkediyorum, buraya atamıyorum onları. Hatta en güzellerini cepten çekiyorum ki, instagram da yayınlayabilmek için.
      Yukarıda gördüğünüz şaheser ve komik kaktüsün tüm hakları benim değil elbette :))) Face de gördüm, birileri yayınlamış, benim de işyerimde bilgisayarın radyasyonunu alsın diye çok zaman önce alıp koyduğum, sonraları düşünce elime battığından saksının köşesine atıp unuttuğum, face de kaktüse takılan gözlerden ilham alarak gerçekleştirdiğim ''sonbahar da koca gözlü kaktüsle aşk'' adlı eserim :))) Umarım beğenmişsinizdir :)))
Kuzum dedesiyle :) Allah ayırmasın,Amiin :)