15 Mart 2019 Cuma

Ah yağmur ah...

     Hava bugün fırtınalı yağmur şeklinde, gökyüzü karanlık ve soğuk...İçim daraldı inanın. Yarında kar görünüyor Ankara da. Muhtemelen merkeze yağmaz ama yine de hafta sonunda havanın kötü oluşu üzüyor beni. Kar boran, yağmur çamur ne varsa hafta içi olsa diyorum hep. Yeterki biricik hafta sonumuzu mahvetmesin. Gezelim tozalım, camları açalım eve güneş temiz hava girsin. Hatta balkonda öğlen sıcağında oturabilelim olmaz mı ki?
     Dün bugünün aksine inanılmaz bir hava vardı Ankara da. Öğlen tatilinde kendimi tutamayıp dışarı attım arkadaşla. İş yerine geri geldiğimde havanın sarhoşluğu vardı üzerimde...öyle güzeldi ki anlatamam.


     Bu arada telefonumu yere düşürdüm, evirip çevirip baktım birşeyciği yok. 1 hafta sonra kızım arka kabını çıkarmış çekim yapıyor benim telefonla. İlk o farketti arka camın kırıldığını. Nasıl üzüldüm anlatamam. Yaklaşık 1,5 ay öncede bozulmuştu telefonum, kullanıcı hatası nedeniyle servis 1500tl. isteyince kaskoda bedava yaptırdık. Yaptırması sorun değil, kasko 2 yıllık, yani devam ediyor ama takriben 10-15 gün kadar telefonsuz kaldım. İstanbul da kasko şirketi ve gönder et epey oyalıyor. Bir de geldiğindeki ayarlar var ki...canımdan bezdirmişti beni. Telefon ayarları sıfırlanıp geliyor, haliyle herşeyi yeniden yükle..bir de şifre özürlüysen, yani bilmiyorsan şifrelerini yandın demektir. İşte şimdi yine aynı şeylerle uğraşacağım hayırlısı. Kızımın telefonuna el koyuyorum böyle zamanlarda, şimdiden şikayete başladı bıcırığım :))
      Bu satırları yazarken dışarıdan gelen gök gürültüsü kendini bana unutturmuyor. Gök delindi denir ya işte o cins birşey. Camdan bakınca ağaçların rüzgarın etkisiyle savruluşunu, puslu havayı görüveriyorum. Sonra ofisteki çiçeklerime bakıp gülümsüyorum. Odamda bulunan çiçeksiz bir bitkim var ismini bilmiyorum. Bol yapraklı bir birki. Gün gün kurudu, tüm yaprakları döküldü. Arkadaş atmak istedi ama ben kıyamadım geriye kalan çalılara. Kızımın elişi kağıtlarından 20 kadar renk renk kelebekler çizip kestim. Getirdim taktım bugün. Resmen havası değişti ofisin. Uçuş uçuş bakıyorlar bana. ben de baktıkça mutlu oluyorum :) İstenirse mutluluk ne kolay. Allah büyük sıkıntılar vermesin bana, sevdiklerime ve bunu okuyan herkese :)

12 Mart 2019 Salı

Denizli Kaçamağı

     Çok eğlenceli bir 3 gün yaşadık ailemle Denizli'de. Otobüs yolculuğunu çok sevmemiş olsam da birlikte olmuş olmak iyi geldi bana.
     Annem Pamukkale'yi görmediği için, ilk gün planımızı bu yönde yaptık. Rahatsızlıkları nedeniyle eskisi gibi uzun yol yürüyemiyor olduğundan mutlaka gezi yarıda kalacak diye düşünmüştüm. Hiç öyle olmadı. Dinlene dinlene tüm alanı gezdik. En güzeli de travertenlerdeki su birikintilerinde çocuklar gibi oynamasıydı annemin. Nasıl mutlu oldu anlatamam. Suların içinde birikmiş kili kollarına, bacaklarına ve tüm yüzüne sıvayıp bekledi şifa niyetine. Hiç acele ettirmeden bekledik başında. Biz de bol bol fotoğraf çektik. Bir ara üzerindekilerle suya gireceğinden korktuk ki...kendisi de içten içe çok istemiş girmeyi, sonradan itiraf etti bize :)) Turistler bikini, mayo üzerlerinde sulara girdiler...ne güzeldi. Keşke dedik biz de hazırlıklı gelseydik. En azından şortumuz olsaydı üzerimizde. Tabi Ankara dan gelince insan bilemiyor her ne kadar ablam söylese de ince giyinin diye, güvenemedik aman dedik üşürüz müşürüz.


     Bir ara kızım susamış, dur alayım diye büfeye ulaştığımda bildiğiniz küçük su fiyatının 6 tl. olduğunu duyunca gözlerim pörtledi resmen. Yanımızda götürdüğümüz meyve suyunu verdim ve 6 tl. ye 6 tane su alırız dedim kızıma.


     Pamukkale'ye giriş şöyle: Yetişkin 50tl., öğrenci için 30tl.lik müze kart alıyorsun, 1 yıl ücretsiz giriyor. Çocuklara ücretsiz zaten  Ha bir de 65 yaş üstü ücretsiz. Benim ve eşimin müze kartı var. Her yıl alıyorum. Gittiğimiz yerlerde çok işimize yarıyor. Orada da kullandım ücretsiz girdim.


     Travertenlerden sonra kleopatra havuzuna geçiyorsun, doğal havuza girmek istersen giriş 50tl. Sütunların arasında küçük doğal bir havuz. Etrafında küçük dükkanlar var hediyelik eşya satan. Annem sonraki gelişinde mutlaka girmek istiyormuş bu havuza, çok sevdi.


     Gezimiz bitince yol üzerinde Karahayıt denilen bir köy var. Turistik. Hediyelik eşyalar, lokantalar vs. Yemeğimizi yedik, birşeyler aldık oralara özgü. Kaplıcaları ile ünlü bir yer. Heryer turist. Yine gözüm gönlüm açıldı etrafı izlerken :) Birkez daha kahrettim Ankara da oluşuma. Ben -deniz-güneş-kızlar- insanıyım :)) Tamam tamam deniz yok Denizli de ama çok yanında olmak ta yeterli. Üstelik turistik bir şehir ve sıcak :)



     Ertesi gün Babadağlar İşhanı na gittik. Havlu ve tekstili ile ünlü bir ilimiz nede olsa. Aksilik Cuma Namazı saatine denk gelmişiz. Biz katları çıktıkça tüm havluların üzeri bir bir kapatıldı ya a dostlar :)) Kalan birkaç dükkanla idare ettik. Güzel şeyler vardı hakikaten, epey birşeyler de aldık. İyiki çoğu namaza gitti dedim içimden :)) Cebi boşaltıp dönecektik yoksa.


    Ordan meşhur horoz heykeline kadar yürüdük etrafı keşfederek. Önünde bolca fotoğraf çekildik. Öncesinde de oraların meşhur dondurmalı irmik helvasını yedik tarihi bir yermiş te ismini not almamışım çok üzgünüm. Uzun bir cadde de, alışveriş dükkanlarının, kafelerin ve gençlerin bol olduğu bir cadde diye tarif edeyim size. Oraya giderseniz sakın deyim yetişkin boyu almayın, gerçekten insan olana o boy çok fazla. Çocuk boyu denilenden alın, en ideali o. Beğenerek yedim, zaten irmiğin her halini severek yerim ben.


     Ankara da yokmuşcasına o caddedeki çoğu giyim mağazasından alışveriş yaptık...kadın milletiyiz  dedim içimden :))
     Geziler dışında kalan vaktimizi evde maaile Tabu oynayarak yada balkonda kahve içip sohbet ederek geçirdik. Gün boyu gezince açık hava çarpıyor insanı, akşam dışarı çıkmak istemedik hiç. Pazar kahvaltı sonrası tekrar düştük Ankara yollarına. Evi hiç özlememişim. Annemin bir lafı vardır 'evi özleyeceksin' der. Belli aralıklarla şehir dışına gidip gelmek, değişiklik yapmak anlamında kullanır bunu.
     Bir tek eşimi özlemişiz ana-kız. Valizi boşaltıp kendimizi koltuklara attık, Denizli anılarımızı paylaştık eşimle. Doooğru yatağa...ev-iş-okul üçgeni başladı vesselam.
       

7 Mart 2019 Perşembe

Bu Aralar İyi Okudum

     Bu akşam Denizli yollarına düşüyoruz annem ve kızımla. Ablamı, eniştemi ve çocukları çok özledik. Küçük bir kaçamak olacak bizim için, üstelik otobüsle gideceğimiz için, eski günlerdeki gibi macera olmuş olacak :) Havalar güzelmiş oralarda. Güney havası iyi gelecek hepimize :)

     İş yerinde yeni servisime alıştım çok şükür. Huzur ile işlerimi yapıp boş vakitlerimde elimdeki kitaplarımı okuyup erittim bile. Kiminde zorlandım, kimi elimde su gibi akıp bittiler :)

     Çok çok zorlandım Adriana Mater'i okurken. Ben roman seviyorum. Sadece bitsin yarım kalmasın diyerek okudum doğrusu. Opera sözleri aktarılmış karşılıklı diyaloglar var içinde.


     Kumarbaz, başlarda sıkılsam da, sonrasında epey saran bir kitap oldu. Kumar, aşk, gizem, sefalet ve varlık...hepsi harmanlanmış. Diğer kitaplarını da okumak istiyorum.


     Körlük....gerçekten rüyalarıma girecek kadar etkileyiciydi. Bir ara eşime dahi kötü kötü baktığımı yakaladığım anlar oldu. Çok gerçekçiydi. İnsanoğlunun nasıl vahşi hayvanlara dönüşebileceğini, tek bir kadının gücünü görebilirsiniz bu kitapta. Filmini en kısa zamanda izlemek isterim.


Tezer Özlü'yü sevgili Deeptone sayesinde tanıdım. Gerçekten gamlı prenses kendisi. Yine beğenerek okuduğum bir kitap oldu.

     Eşimle yaptığımız gizli bir kahve kaçamağından.Üstelik iş saatleri içinde :)))




18 Şubat 2019 Pazartesi

Mogan Park- Gölbaşı

     Şubat Şubat mis gibi bir hafta sonu geçirdik ailecek. Şaşılacak kadar güzeldi bu zamanda buralar. Cumartesi annemin ve erkek kardeşimin doğum günü münasebetiyle evde kalıp hazırlık ve kutlama yaptık. Biz deli bir sülale olduğumuzdan saatler epey kaynak geçiyor. Durup dururken ayağa kalkıp horon tepmeler, şaka şamata, hep bir ağızdan konuşma, üstelik yüksek tonajda :))
     Pazar günü de hava güzel dedik kaçırmayıp, Ankara da az da olsa bulduğumuz göl ve doğayı değerlendirelim diye attık kendimizi dışarılara. Mogan Park a gittik. Uzun zamandır yürümediğim kadar yürüdüm. Düzenli yapılması gerekeni ben 3 saatini 1 güne getirip yaptım :)) Ayaklarım kopmuştu ama hiç şikayet etmedim. Parkta çocuklarla hoplayıp zıpladım. Yaşıma aldırmayıp gençken yapabildiğim tüm akrobatik hareketleri yapmaya inat etmiştim :))


      Bizim de Gölbaşı mız var, denizimiz olmasa da. Nefes almaya gidiyoruz. Bir çoğu gibi yapay değil, kirlenmiş olsa da. Balığımızı yiyoruz, semaverde çayımızı yudumlayıp Karabatak ları seyre dalıyoruz. İsteyen kayıklarla gezinti yapıyor. Mangal yapıyorlar göle karşı. Pikniği pek sevmiyorum, küçüklükten kalma olsa gerek. Şöyle herşeyin masama hazır gelmesi daha keyifli ama eşim aynı fikirde değil. Bayılıyor piknik-mangal olayına. 13 yıl da sanırım 4-5 defa yapmışızdır, o da birileri vesile olmuştur. Hafta sonu Gölbaşı nı mangalcılar istila etmişti. Her yer et ve kömür kokuyordu :))) Eşimin canı çekti. Söz verdim biraz daha havalar ısınsın yaparız diye.



     Yeni yerimde tam 1 ay geçmiş, bugün görünce çok şaşırdım. Zaman çok hızlı ilerliyor insanın keyfi yerinde olunca. Allah bozmasın. Neredeyse gün boyu hiçbirşey yapmıyorum ama su gibi akıp gidiyor...bakmışım akşam olmuş. Boş vaktimi değerlendirip bu fırsatta kendim için bir şeyler yapmam gerekiyor aslında. 28 günlük mim de bugün 10 tanelik liste olayı var. Çok düşündüm bu listeyi yapmayı ama öyle bir ruh halindeyim ki, bir şey yapmadan vakit öldürüyorum. Belki de 15 yılın acısını çıkarıyorum bilemedim. Yavaş nedir bilmiyormuşum ben, boşluk, boş vakit... Yaşım daha genç :))) Öğreneceğim inşallah :)

15 Şubat 2019 Cuma

171- Sigarayı Bırakmak İstiyorum

     Bu huzur denilen duygu ne menem birşey ki, insanın hayatını sil baştan yapabiliyor. Allah isteyen herkese nasip etsin. Yeni yerime alışmak hiç zor olmadı, zaten tanıdığım arkadaşlarımla kah işlerimizi yapıyoruz, kah sohbet ediyoruz. Zevkle geçiyor günler. 1 ay kadar önce emekliye ne kadar var diye soran olduğunda, üzüntülü ve çok uzun bir süreymiş gibi cevapladığım 5,5 sene için, şimdilerde 5,5 senecik deyiveriyorum. Ne uzun geliyordu bu süre bana, hatta saatler geçmiyordu bu süre içinde.
     Tabi ne sırttan vuranlar gördüm, ne kalleş arkadaşlar tanıdım, dost sandığım ama yılan çıkan. Yazıklar olsun diye diye şoka girdiğim kişiler...Allah a havale ettiğim insancık müsvetteleri. Üst kademede olanlara yalakalık etmek için insanlığını kaybedenler...eminim ayakları taşa takılıp Allah ından bulduklarında ben akıllarına geleceğim. Kiminin canının yandığını gözlerimle gördüm, bana yaptıklarından sonra. Yapmayın kardeşim kul hakkına girmeyin, adileşmeyin ki hayatınız düzgün gitsin, işleriniz yolunda, sağlığınız yerinde olsun. Hepsini geride bıraktım...gerçekten bıraktım. Sadece burada bir açıklama yapmayı borç bildiğimden azçok fikir vermek istedim bir önceki postta bahsettiğim konu üzerine. Amacım hep mutluluk dağıtmak oldu bu hayatta, pozitif bir insan oldum, öyle de olmaya devam edeceğim. Bu benim yapım, değişmez. Ne güzel insan sevmek, sevindirmek :)


     (Merak ederek aldığım ancak elimde sürünen bir kitap oldu Kumarbaz. 65. sayfaya geldim ve konu yeni yeni beni sarmaya başladı. Yazarın dili beni çok yoruyor, o zamanların konuşma dili ve şekli...ama bitireceğim söz. Sonra kendimce yorumlarım.)
     Dün sevdiğimizi birbirimize hatırlatmak için vesile olan bir gündü. Biz bu tür kutlamaları yapmayız. Ancak, huzura erdikten sonra yapmak istediğim şey sigarayı azaltıp, hayatımdan çıkarmaktı. 1 haftadır günde 4 ila 6 adet içiyorum ve Sevgililer Gününü de araya şıkıştırıp (bahane edip) Şarabımızı açtık, ufak bir kutlama yaptık sigara içerek :)) Şaka tabi... sigara içmedik. Kendimi ödüllendirip biraz alışveriş yaptım birkaç gün önce. Bunlar sigarayı bırakmaya yardımcı yöntemlermiş. Sakız çiğniyorum bol bol ama çenem çok yoruluyor alışık olmayınca. Elimi dolu tutmak için tespih, stres topu önerileri var, ben telefonumdan Top Blast ı oynamayı tercih ediyorum :)) Aklı kaybedip içmemek için de geçen yıl sipariş ettiğim kitaplarımı okumakla meşgul oluyorum. Hiç kolay değil gerçekten ama günde 20 adet içen ben için şimdilerde en fazla 6 adet içmek...epey yol aldığımı hissettiriyor. Mutlu oluyorum.
Bırakmaya yardımcı, bana uyan maddeleri de not almıştım belki bakmak istersiniz;
*Sakız çiğnemek,
*İstek geldiğinde pipet üflemek,
*Tespih, stres topu,
*Ödül,
*Kültablasını yok etmek (sigarayı hatırlatan herşeyi elinin altından yok etmek),
*Yürüyüş,
*171 i aramak,
*Sigarayı bıraktığınızı tüm çevrenize ilan etmek,
*Çevrenizden biriyle aynı anda bırakmak,
*Bol su içmek,
*Nikotin bandı yada sakızı edinmek.
Bu ve benzeri yöntemler var size yardımcı olacak. Ben annemle birlikte bırakmak için girişimde bulundum ancak annem uygulayamadı :( Yanlız kaldım. 171 i aramadım henüz, ne gibi yardımları dokunuyor acaba bilemedim. En istediğim şey yürüyüş yapabilmek ama bunu hiç yapamadım. Fibromiyalji mede faydalı olan hareket artırma meselesinde çok eksiğim hala. Kendime ve benim gibi bırakmak isteyenlere bol şans diliyorum :)

5 Şubat 2019 Salı

Ali Kuşçu Gökbilim Merkezi

     7 hafta olmuş dile kolay...bir dolu sıkıntılı günler birbirini kovaladı ve her sıkıntılı yolun feraha çıktığı gibi, benim yolumda da sonunda ışık göründü şükürler olsun :)
     Buralardan kopmadım tabiki, ara ara blog listemde gezip yorumlarımı bıraktım.Yeni meydan okuma şeysileri yapılmış, zevkle okuyorum, çok sevdim :)
     Yarıyıl tatilinde kızım anneannesiyle vakit geçirdi, çok mutluydu. Ben işe gidip geldim.
                                                                                *
     Son gelen kitaplarımdan sadece birini okuyabildim çok üzgünüm. Onu da yeni bitirdim.
Almanyalı Gelin 'in güzel yorumu sayesinde vurulup sipariş ettiğim Anne Frank'ın Hatıra Defteri kitabını aldım. 13 yaşlarındaki Yahudi genç kızın ve ailesinin, komşularının Nazi mezaliminden saklanışları, Arka Ev'deki maceraları konu edilmiş. Anne'in saklandıkları süre içerisinde yazdığı hatıra defteri kitap haline getirilmiş.
     İş yerinde 15 yıldır çalıştığım bölümden, kendi isteğimle başka bir servise geçtim, burada huzurluyum.
     Annem artık yanıbaşımda ve yine huzur :) Allah bozmasın.Babam memlekete geri döndü, Ankara mutlu etmiyor artık babamı.
     Ankara'da bilenler bilir, meşhur Atakule miz vardı bizim, uzun zamandır kapalıydı, tadilat vs derken açıldı yakınlarda. Ziyaret edip eski günleri andık. 30 sene öncesine gidip geri geldim resmen, lise yıllarıma...ahhh ah dedim...
     Sıkıntılardan uzaklaşmam, rahatlamam için eşim beni akşamları, hafta sonları gezdirdi durdu :) Kızımsız gezilerde elele ilk yıllar gibi gezdik.
     Ankara ya bu sene çok kar yağdı, yağmur yağdı. Güzel mi güzeldi :) Epey üşüsekte insan kışı kış, yazı yaz gibi yaşamak istiyor.
     Sıkıntılı günlerimde aldığım izin ve raporlar sayesinde evde epey vakit geçirdim. Çiçeklerime vakit ayırdım. Açmalarına şahit oldum...öyle güzeldiki :) Saçlarımı boyattım,mutlu oldum. Yemekler yaptım vakitli vakitli rahat rahat :) Tek sorun çalışmayan arkadaşımın olmamasıydı :(( Emekli olmadan çalışmayan bir sürü arkadaş edinmeliyim diye düşündüm :))
     Yılbaşı akşamını annemde tüm kardeşler birarada geçirdik. Öyle güzeldiki, şenşakrak güle oynaya geldi geçti :)
     Erkek kardeşimin eşiyle kendimize koca bir gün ayırdık. Bunu ilk defa yaptık. Niye hiç aklımıza gelmemiş. Gelin görümce türküsünü söyledim durdum yanında :))) Tunalı Hilmi Caddesi'nde sabahtan akşama gezdik, eğlendik çocuksuz. Bir daha yapacak biz.
     Kızımla Aquaman filmine gittik, çok beğendik :)
     Geçtiğimiz Cumartesi Ali Kuşçu Gökbilim Merkezi'ne gittik. Kızım okul arkadaşlarıyla gitmiş ama layıkıyla her şeyi görememiş, tekrar istedi. Uzaya ilgisi küçüklüğünden bu yana çoktur. Hal böyle olunca beraber gidip doya doya incelesin dedik.


   


(Fotoğraflar netten alıntıdır.)
Ankara kalesi turu attık yarıyıl tatilinde, nasıl kalabalıktı anlatamam. Yazın bile park yeri bulabiliyorken, zorluk çektik araba parkı konusunda.
 Çok uzun zaman sonra evde kumpir yaptık, ayıla bayıla yedik :))
 Dolayısıyla kendime geldim, yenilendim ve yeni servisimde işe başladım. Tek sorun telefonumdaki fotoğraflarımı bloguma atamamam, bakalım çözebilecekmiyim ilerleyen zamanlarda?

11 Aralık 2018 Salı

İşler Hafifleyince & Kabuk-Zeynep Kaçar

   

En son okuduğum kitap Kabuk. Zeynep Kaçar aile içi çalkantılı bir yaşantıyı ama en karmaşığından, sırlarla rüyalarla çevrili, bir ailenin delirmesinden tutunda, hayata defalarca tutunmasını, deliliğini, aşklarını konu alan güzel bir roman yazmış. Çoğunca kişileri karıştırdım okurken, rüyamı gerçek mi, aynı kişiden mi bahsediyor bilemediğim, satırları tekrar tekrar okuduğum oldu anlamak için. Genel olarak konusu ilgimi çektiği için sevdim diyebilirim :)

Bu arada listemden birkaç kitap sipariş etmiştim. Geldiler. Tek tek elleyip sevdim ve masama yerleştirdim. Şimdi herbiri boş anımı bekliyorlar, ne güzel :)



Kanadı Kırık Melek'in Kanadına Takılanlar kitabından 2 tane sipariş ettim. Bir tanesi kitapkurdu güzel yeğenim Ceren için :)

Led ışıklı ayakkabı modası varmış ergenler arasında :)) Bizde de bir tane olunca haberdar oldum. Siparişimiz gelince evde çılgın akrobasik hareketler yapan, yeni dans figürleri yapıp ayakkabısıyla videolar çeken kızımı durdurabilene aşkolsun :))
İlgisini çekecek olanlar için gittigidiyor dan aldık. Markalar epey pahalıymış, burası daha uygun geldi bana.


5 Aralık 2018 Çarşamba

Fibromiyalji

     İki hafta önce o koşuşturmanın içinde, önceden randevu aldığım için romatoloji bölümüne gittim muayeneye. Yıllardır ağrılarım var el, kol, ayak, bacak ağrıları. Çocukluğumda geçirdiğim romatizmadan kaynaklı olduğundan şüpheleniyordum. Geçen yılda kapl damara gitmiştim sigaradan kaynaklı damar tıkanıklığımı var diye, doktor ağrılarımın sigaradan olduğunu, bırakmam gerektiğini söylemişti. Tüm test sonuçlarım temizdi. Bu sefer romatolojiden çare aramaya gitmiştim. Filmler, kan vs. aklıma gelmeyecek sorular sordu doktor, çok ilgiliydi. Muayene sırasında neremi tutsa -ne iyi geldi diyordum, masaj gibi geliyordu rahatlıyordum :)) Hafta sonu sonuçlar çıkınca gittik göstermeye.
Görseller alıntıdır.

     Sonuçlar yine temiz çıktı maşallah :) Sadece dizlerde biraz şişlik vardı, bunun için hareket yürüyüş,yoga yada yüzme vs. dedi. Biliyordum dedim, sanki kapalı kutudayım ve hareket edecek yerim yokmuş gibi kasılmış hissediyordum kendimi uzun zamandır.


     Diğer ağrılarım içinse veri bulamadı vücudumda. Anlattığım tüm şikayetlerim gerçek değilmiş gibiydi ama yıllardır, yorgun uyanmam, işyerimde elimi kolumu ovmam, ağrısı gitsin diye sürekli koltuğa elimi kolumu sıkıştırmam, bacaklarımı çekmecenin üstüne koymam yada masanın altında gizlice koltukta toplamam, ağrılarım azalsın diye işyerimin WC sinde bilmem kaç tur atıp hareket ederek rahatlamaya çalışmam...e peki bunlar ne dedim doktora? Fibromiyalji dedi. Ben fibromiyalji olmuşum.

Ekşi Sözlük te şöyle demiş birisi;
'Şiddetli kas agrilari,uyku bozuklugu,yorgunluk,endise ve depresyon gibi semptomlarla ortaya cikan bir hastalık..cogunlukla 20-40 yas arasinda ortaya cikan bu hastaligin kadinlarda gorulme sikligi erkeklere oranla 7 kat daha fazla..uzun sureli stres,fiziki ve/veya psikolojik travma durumlarindan sonra ortaya cikabilen hastaligin kesin sebebi bilinmedigi gibi herkes icin gecerli bir tedavisi de bulunmamakta.hayati cekilmez kilabilen bu rahatsizlikda kimi hastalarin cesitli agri kesiciler,masaj,hafif egzersizler,hipnoz,akupunktur,antidepresanlar ile kismi rahatlama saglayabildikleri olabiliyor.hastalik ilginc bir sekilde,daha cok caliskan,baskalarinin yardimina kosmaktan hoslanan,kendi sikintilari konusunda etrafa dert yanmaktan kacinan insanlarda ortaya cikiyor.'
     Sonuç; Antidepresan...
     Sabahları almamı tavsiye etti ama çok uyku verirse akşamları al dedi. Ben dün sabah aldım almasına ama kafam bir dünya oldu, uykudan gözümü açamadım resmen :)) Kendimi nerelerde gizleyip gözümü kapasam diye dolandım iş yerimde. Akşam olsun diye dualar ettim ama duları bile okurken uyuyakaldım :)) Bugün sabah içmedim, akşam almaya karar verdim. Şuan bile dünki ilacın etkisindeyim, bulanık görüyorum :))


     Bir ay sonra kontrolüm var. İnşallah işe yarar ilacım. Sanırım 1 hafta-10 gün kadar ilaca alışma devresi var. Bakalım ne olacak.

3 Aralık 2018 Pazartesi

Kadın-Yılmaz Özdil

   

     7 Kasım'da okumuşum ama buraya not düşmeyi unutmuşum. Kitabı Almanyalı Gelin 'in blogunda görüp almıştım ama kitap kapağı farklı benimkinin. Acaba aynı kitap mı yoksa başka bir baskısımı bilemedim. Almanyalı Gelin'den okuyup not aldığım o kadar çok kitap varki, henüz hepsini edinemedim. Kitap yorumları, incelemeleri çok başarılı. Sağolsun listemin çoğunu onun sayesinde dolduruyorum.
     Merakla alıp okudum, okurken de epey zorlandım, çokta üzüldüm. Roman olduğunu düşünerek okumaya başladım, kitap içindeki tarihler, yerler ve siyaset beni epey zorladı. Bir çoğunu bilmediğim kadın cinayetleri,tacizler..vs. derinden yaraladı ülkemin ve dünyanın genel olarak kadına bakış açısı.
Yine de unutmamak ve ders almak için el altında bulundurulması gereken bir kitap.


Kanadı Kırık Melek'in Kanadına Takılanlar


     Sevgili Deeptone sağolsun, kitap ve yazarı ile tanıştırdı bizi. Kendisinden yaptığım alıntı aşağıda;

''Kanadı Kırık Melek'in Kanadına Takılanlar. Kitap. Yazan da Rukiye Türeyyen. Kendisi yüzde 99 engelli. Babasını kaybetmiş, annesi beyin ameliyatları geçirmiş. Okumayı yazmayı kendi öğrenmiş. Ve yazmaya başlamış. Sol elinin işaret parmağıyla bu kitabı yazmış.

Kendisi bu kitaptan para kazanabilirse annesine bir ev almak istiyormuş. Biz blogçular yardımseveriz. Bizler de onun kitabını alalım ve ona yardım edelim. İsteyenler onun hakkında bloglarında bir yazı yazsınlar ve böylece daha çok kişi duysun.''

İnşallah biz blogerlar sayesinde amacına ulaşacak Rukiye Türeyyen. Ne kadar paylaşıp duyurursak o kadar çabuk alabilecek evlerini :)


Sade ve Derin blogunda tanıtımın tamamını ve ayrıntılı bilgiyi görmek isteyenler bakabilirler.