17 Aralık 2013 Salı

7 Yıl Bitti :)

Hafta içi akşamları kuzumu oyalamak için yaptığımız aktivitelerden biri de çiçek ekmekti. Banyoya girip, toprağını yerleştirmek, çiçeği ekmek ve suyunu eklemek dahil, her aşamasına katıldı kuzucum. Bu arada çiçekleri apartmanımızın içindekilerden aşırdım, kızım bu aşamaya da dahil olmuştu malesef :))) Tabi çiçeklerin sahibi olan Reyhan teyzeye gidip, özür diledik ama derler ki dedim; 'çalınan çiçek çok güzel tutarmış' :))) Teyze de her istediğimizde alabileceğimizi söyledi sağolsun. Şimdi evimizin güzel bir köşesini süslüyorlar bu ciciler :) Hafta sonu biten kitabımın arkasından nerdeyse ağıtlar yakacaktım. Belki uzun zamandır okumadığımdan mıdır, yoksa bu kitap mı çok iyiydi bilemiyorum, sık okuyanlar daha iyi değerlendirmişlerdir eminim ama ben Livaneli nin Kardeşimin Hikayesi adlı kitabına bayıldım, çok çabuk bitti çok... :( Pazartesi ilk işim, kitabı aldığım arkadaşıma uğrayıp 'hadi hemen yenisini ver' demek oldu. O da sağolsun 'bunu da çok seveceksin' diyerek Elizebeth Gilbert in Ye Dua Et Sev adlı kitabını tutuşturdu elime. Henüz başlardayım...bakalım bunu da çok severmiyim?
Camlarımızı karladık, çok sevdi, birlikte pasta keserken nasıl elele tutuluyor bıçak...bizde o şekil yapıp aldık elimize spreyi ve bu sonuç çıktı :)
Beslenmesinde haftada mutlaka 1 defa haşlanmış patates oluyor ve çok azını yiyordu. Ben de bu yöntemi akı ledip koydum beslenmesine, akşama gördüm ki hepsi bitmiş. Arkadaşları 'annen bize de böyle yapsın demişler :) Kurabiye kalıpları sağolsunlar :)
16.12.2006 bizim evlenme yıldönümümüz. Dün havayi fişeklerle olmasa da güzel bir kutlama yaptık ailece. Öğlen yemeğinde süpriz hediye için AVM ye gidip güzel bir gömlek aldım eşime. Öncesinde palto almıştık ama o gün verilen birşey olsun istedim. Baktım ki kendi de bana pantolon, kazak almış, hem de en istediğimden. İkimiz de şaşırdık, çünkü hediyeleri birlikte alıyorduk genelde. Neye ihtiyacımız varsa onu alıyorduk açıkçası :)) Çoktandır istediğim 52 Ciğer e götürdü aşkım. kuzum tahminiminde üzerinde yedi, çok sevindirdi bizi :) Ardından eşime olmayan gömleği değiştirelim diye Armada ya geçtik. Başka birşey aldı, biraz da AVM. yi gezip evimize, sıcak mekanımıza döndük. Allah mutluluğumuzu daim etsin, nicelerini görelim inşallah :)

16 Aralık 2013 Pazartesi

MİM...

     Bahar cım(http://bahargulce.blogspot.com), çok tşk ediyorum bu güzel mim için, sırf senden kopya çekmeyeyim diye, cevaplarını hemen sildim :)))
 1- Elimden gelse (tüm vaktimi, ailemle ve sevdiklerimle geçirirdim.)
 2- Kendi kendimi kontrol etmekte (gayet başarılıyım)
 3- Beni en çok kaygılandıran şey (sevdiklerimi kaymetmektir)
 4- Hayatımın en kötü anı (ne kadar düşünsemde, ufak geliyor daha önceden kötü dediklerim ve bulamıyorum)
 5- Yalnızken (hem çok korkarım hem de sevmem asla yanlızlığı)
 6- Nefret ettiğim (şey, ikiyüzlü insanlarla karşılaşmak)
 7- İşimi (sevmiyorum, bana göre değil masa başı çalışmak)
 8- kadınlar/ erkekler (birbirini tamamlayan canlılardır)
 9- Hayat (yaşamaya değer)
 10 - Çocukken (çok çok mutluydum, kötülükten bihaberdim)
 11- Başkalarının zayıf tarafı (olduğunu keşfettiğimde, bunu kullanmamayı da öğrendim)
 12- Yalan söylemek (bazen gerekli ama tatlı olanları)
 13- Her şey kötü gittiği zamanlar (çok kısa sürüyor benim ahlanma vahlanma faslım,kendimi çok çabuk toparlayabilenlerdenim şükür ki)
 14- Geceleri (hiç sevmiyorum, ben tıpkı kışı nasıl sevmiyorsam, geceleri de o şekilde sevmiyorum) 15- Başkalarına göre ben (cesur, neşeli, espriliyim)
 16- Kurtulmak istediğim korku (karanlık ve yanlızlık)
 17- Bazen düşünüyorum da (...yok yok hiç iyi olmazdı)
 18- En çok utandığım şey (para kazanmayı üniversite okumaya tercih edişimdir)
 19- Keşke ben (ses sanatçısı olsaydım)
 20- Anlamıyorum neden (Ankara bu kadar soğuk, neden evsizler, kimsesizler var, biz bu kadar acizmiyiz)

 Blogumu okuyan tüm arkadaşlarımı, blogerları mimliyorum, sevgiler :)

11 Aralık 2013 Çarşamba

Pamukta Mercimek Yetiştirmece & Atardamar Deneyi

     Akşam babası gelirken balık almış, ama bir kanadını dahi bitiremedi, bol bol salatalık yedi balık yerine. Bu aralar hiç iştahı yok diyebilirim, yüzü minicikti, şimdi kayboldu nerdeyse. Ben bulaşıkları kaldırırken, gelip benden kek istedi, arkasından da Trabzon Hurması...1 dilim kek üzerine hurmanın yarısını da yiyip bitirdi. Burnu akıyor bol bol ve ne kadar ikaz etsemde koluna siliyor burnunu :( Geniz akıntısı da var, bu nedenle sadece iştahının çektiğini yemek istiyor, sofraya koyduğum şeyleri canı istemiyor. İyice hasta olmadan atlatır inşallah bu süreci. Gerçi 2-3 haftadır böyle, vücut savaşıyor. Her akşam rutine girdi artık, 1 demlik ıhlamurumuz var, bol limonlu, ballı, zencefilli. Benimde burnum tıkalı...hayırlısı inşallah.
     Akşam kuzumla mercimek yetiştirmek istedik pamuğun içinde. Bu benim hatta herkesin çocukluk deneyidir herhalde. Ben her seferinde mercimeği tercih ederdim. Çünkü mercimeğin yaprakları çıtır çıtır bir şey, fasülyeninki gibi büyük yapraklı değil. Bende onu büyürken seyretmekten çok zevk alırdım, incecik yapraklar bana ayrı bir mutluluk verirdi. Yine aynını seçtim, öncesinde mercimeği ılık su dolu çay tabağında 1 saat kadar beklettim ki, daha çabuk açılsın arası ve büyüsün. Sonra tarif edip, kendi başına yapmasını sağladım, çok zevk aldı kuzucum. Ne zaman büyüyecekmiş, ne kadar su ve ne aralıkta sulanacakmış gibi sorular sordu. Yapmaktan en çok hoşlandığı şeylerin başında deneyler ve gezegenler geliyor. Sık sık evde güneş, ay ve dünya olup, canlandırma yapıyoruz ailece. Nerdeyse her akşam Göz Kırpan Yıldız hikayesini okuyoruz, kendi isteğiyle.
Öğretmeni hikaye anlatımı ödevi vermiş, kızımın sırası Ocak ayında ama bir türlü hikaye seçiminde karar veremiyoruz. Pamuk Prenses olsun istiyor, bense daha önce onu okulda anlattığından, başka seçsin istiyorum. Henüz ikna edemedim küçük hanımı. Akşam bir diğer deneyimizde atardamarımızın dakikada kaç kez attığını öğrenmeye çalışmaktı. Oyun hamurundan bir parça koparılıp atardamarın üzerine yayılarak yerleştirilir. Tam damara denk gelen kısma 1 adet pipet alınıp diklenir ve kımıldamadan dakika tutulur. Atardamarın her atışında pipet kımıldar ve saymaya başlanır.
Deney bende ve babasında da denendi ama benim elim titrediğinden pipet pek çok kez kımıldadı :)))

DENEY & SATRANÇ CD'si

     Kuzucum akşam ışıl ışıl gözlerle girdi eve. Nedense pek bir mutluydu, önce ne yemek var diye sordu? Sonra da (bu bizim evde pek meşhur bir durum),bugün ikimizin günü olsun annecim olur mu? dedi. iyi de dedim, dün senin günündü, bugünde benim, yarın babanın günü olsun. Olmazmış :)) bugün ikimizin, yarında üçümüzün günüymüş, ama dedim haksızlık bu, hep senin günün oluyor ama bizim günümüz sırayla oluyor :(( Yoo diyor, işte bugün ikimizinya...
     Ertesi gün için beslenmesinde sigara böreği vardı, hafta sonundan sarıp diffirize attıklarımı çıkarıp kızarttım. bir kısmı beslenmeye gitti, bir kısmıda ıhlamurun yanında, bize akşam keyfi yaşattı. Hayret ettim, peynirli böreği sevmez, sigara böreğini de yemezdi ama zevki değişmiş belliki, yedi bitirdi sigara böreğini maşallah :)Sonra da mutfağa gelip bir deney yapmak istediğini söyledi. Böyle zamanları çok oluyor, nerdeyse 2 akşamda bir deney yapmak ister ve bende hep destek olmaya çalışırım. Bu sefer buz, su, bardak, kaşık ve şeker istedi benden. Renklendirmek için de karabiber gerekliymiş :))) Buzlar eriyene kadar karıştırdı, rengine baktı vs. Bir deney daha burda bitti :)) Pazıl yapacaktık, bir baktım saat olmuş 9, bugüne erteledik...kısmet bakalım :)
     Biraz önce bloglarımı takipteyken gözüme çarptı; satranç öğrenmek isteyen çocuklar için harika bir çizgifilm miş. Anne kaleminden blogunda tanıtılmış, tşk ettim blog sahibine ve hemen araştırmalara başladım. CD satrancı eğlenceli ve kolay şekilde anlatmış, anladığım kadarıyla. kızım çok istekli bu konuda ama ben uzun yıllardır oynamadığımdan nerdeyse unutmuşum. Gerçi taşları tanıyor, isimlerini ve dizilişlerini artık biliyor ama hamlelerin ilerleyişinde sıkıntı yaşıyor. Alayım bakalım, sonuçlarımızı ve izlenimlerimizi yazarım. CD nin ismi: Cingöz & Fındık'la Satranç Öğrenelim.
     Üstteki fotoğrafı sabah çektim, ben hazırlanırken baktım ortalıkta yok, salona göz atınca gördüm ki, menekşesinin başına geçmiş bıdır bıdır sevgi sözcükleri mırıldanıyor; 'beni özle tamam mı, akşam gelene kadar bekle beni. Güzel güzel büyü, canın sıkılmasın, Yıldız da(beta balığı) burda bak'. Flaşh sesini duyunca beni farketti; 'anne nasıl iyi sevebiliyormuyum çiçeğimi, daha iyi büyür mü şimdi?' :))) Yerim yaa, çocukların sevgi dolu yüreklerine, saflıklarına hayranım, kuzum benim, seni ve tüm çocukları Allahım esirgesin, kötülerden, kötülüklerden, hep böyle güzel kalın emi :)

10 Aralık 2013 Salı

Ayas & Armada Çocuk Müzesi(Dinazorlar)

     Nerelere gittik nerelere... ilk sinema deneyiminde çok heyecan duymuş ve dilinden düşürememişti izlediklerini. Bende arkadaşlarımın izlenimlerinden öğrendiğim kadarıyla Ayas ın pek içaçıcı olmadığını, hatta çok sıkıldıklarını öğrenmiştim, gerçi çocukları sevmiş filmi. Başka filk varmı diye bakınca Niko2 Tatlı Bela Küçük Kardeş i buldum, film bize en yakın Kentpark AVM. de varmış. Cumartesi gittik ama kızım Niko2 yi sadece afişine bakarak reddetti, illaki Ayas ı istiyormuş. Tamam dedik mecburen. Yanlız 3d olmadığını öğrenince üzüldü ama mısırını alıp başladı izlemeye :)
     Ben hiç hoşlanmadım, tv. deki leliko, pepe vs. türevlerindendi, bir sinema filmi olması için 40 fırın ekmek yemesi lazım. Başladım uyumaya, bir ara kafam gidince, yan tarafımızda oğluyla oturan ve çok eğleniyormuş gibi yapan, oğluna film hakkında yorumlar yapan ve birlikte kahkahalar atan kadının sesiyle uyandım. Suçluluk duydum ve bende katılmaya çalıştım heyecanına. Film sonrası karnımızı doyurup dolaştık biraz AVM de.
                                                      (bu foto küçük hanımın eseriymiş)
     Pazar günü eşim nöbetçiydi, bizde birlikte önce, kartopu oynamak için dışarı çıktık ama yerde kar kalmamıştı, araba üstlerinden bulduğumuz kadarıyla idare ettik. Ellerim buz tutunca ikna edip Armada Çocuk Müzesine gitme kararı aldım. http://t24.com.tr/haber/teknoloji-harikasi-34cocuk-muzesi34-acildi-ankara-aa/173977 ilgili linkten bilgi alabilirsiniz. 1 gün önceden zaten söz vermiştim buraya gidicez diye. Tesadüfen saat 2 de başlıycak guruba denk geldik, bizde girdik. Biz diyorum çünkü tek başına girmek istemedi :( Önceleri yanımdan ayrılmadı, hatta hep sarıldı bacaklarıma ama yarım saat kadar sonra açıldı kabak çiçeği gibi :))) Beni nerdeyse unuttu diyebilirim. Hep tlf.dan çekmişim fotoları, şimdilik buraya aktaramıycam.
     Gitmek isteyenler için gerçekten tavsiye ediyorum. Öncelikle vahşi yaşam bölümünde, hayvanlar tanıtılıp, haklarında bilgi verildi, çoğuna hareket ve ışık özelliği vermişler, çok eğlenceliydi, çocukların katılımı ön plandaydı ve öğretmenleri de çok içtendi. Yaklaşık 1,5 saat sürdü gezimiz. ikinci olarak dinazorların bölümüne geçtik, tüm çocuklar tiyreksin ismini biliyordu, benim kide dahil, ilk olarak onu sordular. kızım Tiyreksi, benim annem bir dinazor filminde görmüş. Hepsinin önünde fotomuz var ama tlf. da malesef. Atamadım bilgisayara ne hikmetse, yardım alınca atıcam söz. Dinazor tanıtımından sonra, ortaya bir kum havuzu yapmışlar, içinde de belliki dinazor iskeleti var ama üzeri kapalı, öğretmenleri çocukların eline uzun saplı fırçalar verdi, nasıl yapılacağını göstererek, dinazor iskeletini ortaya çıkarmalarını sağladı. kuzum bundan da çok hoşlandı:' ben yaptım öğretmenim' diyerek heyecanlandı :)))Gerçekten harika bir deneyimdi onun için :) Sonra çiftlik yaşamına geçtiler. Ali baba ve hayvanları hakkında, unun nasıl yapıldığı, ineğin nasıl sağaldığı uygulamalı olarak gösterildi. Tabi maketler üzerinde. Sonra da 4 mevsimin canlandırıldığı bölümlere geçildi, çocuklar ençok kış mevsimini sevdiler, çünkü yukardan kar niyetine köpük fışkırdı üzerlerine :))) En son olarakta, çember yapıp oturdular, neleri sevdiklerini, neler öğrendiklerini sordu öğretmenleri, onlarda tek tek cevapladılar. Video ya aldım kuzumu :) Armada içinde Penti idi sanırım, mağaza sahibi, hemen mağaza önüne dilek ağacı koymuş, hemen sarıldı kırmızılı kutuya, baktım üzerinde AŞK yazıyor, kızım bırak diyorum, eğitimi seç, sağlığı seç, huzuru seç, dinlemez beni :))) Aldım hepsinden birer tane
     Yaklaşık 1 haftadır burnu akıyor , her akşam bir demlik limonlu, ayva yapraklı, zencefilli, çörekotlu, naneli, elma kabuklu ıhlamur hazırlıyorum, ailece içiyoruz. Şifa olsun, hastalıklar uzak olsun hepimizden, herkesten.
      Uyku vakti gelmeye başlayınca, aşağıdaki hali alıyor, hafif kaykılıp yayılıyor ve tablet veya tlfu alıp oyun oynuyor, keyifçi kızım benim :)
     Pazartesi okula gidince, kapıdan girer girmez öğretmenine müzeyi anlatmış, ne kadar çok etkilenmiş sevmiş demekki :)Sonra sinema yı, dilek ağacını..vs. babası,kızımın lafı bitmeyince, bir türlü çıkamadım sınıftan diyor. Herkese eğlenceli haftalar diliyorum :)

6 Aralık 2013 Cuma

Şiş Kafa & Kantaron Yağı

     Kuzucum akşam çizilmiş ve kocaman şişmiş bir alınla geldi eve. Şok oldum görünce, baktım yüzü gülüyor ama çok sürmedi gülmesi. Önce anlatmak istemedi, sonra bir bir döktürdü duygulu duygulu anlatırken; Etüdde arkadaşları koşuştururken(kendisi Ezgi arkadaşıyla sırasında oturuyormuş),yanındaki arkadaşına çarpmışlar, kızcağız düşmek üzereyken, kızım elini uzatmış, tutsun düşmesin diye. Olanlar o anda olmuş, Ezgi altta, bizimki üstte...yuvarlanmışlar yere birlikte. Ezgi nin karnı acıdı diyor. kızımınsa hem yanağı çok acımış, hemde alnı. 3 koca çizik vardı alnında ve şişmiş epeyce. Öğretmenleri zeytinyağı ve çiğnenmiş ekmek uygulamışlar. Ne yani dedim, yokmu etüdde ecza dolapları, malzemeleri :( Üstelik bize de haber vermediler :( Bugün arayıp söyledim, böyle birşey olursa bize mutlaka haber verin diye.
     Evde malzeme kalmamıştı ve dışarda yemek yemeye, sonra da alışverişe karar vermiştik gündüzden. Hazırlanıp çıkalım dedik ama gündüzden epey etkilenmişti belli ki :( Bebek arabamı da alın diye tutturdu. Çıktık gittik ama bu seferde kurufasülye-pilav isterim diye tutturdu. Tam bulduk alalım derken, bu seferde hamburger istiyorum dedi. Neyse onada tamam dedik. Ama hep vızır vızır...canımıza okudu resmen. Bu arada babası kendine mont bakmak istedi, vızır vızır, ne onu kırabiliyorum,ne de onu :(( Neyse müzik kutusu aldım Remzi Kitapevi nden, sesini kesti, mağaza mağaza dolanırken...sen tut müzik kutunu biyerde bırak, bir posta da eve gelince bunun için vızırdadı. 'ben onu arkadaşlarıma gösterecektiiiimmm...vızzz'.
     Belliki yaralandığında, kabadayılık yapıp ağlamamış ama canıda yanmış, ağlamakta istemiş ama yapamamış. Tıpkı benim kafama mutfak dolabı düştüğünde, ilk koşanlar henüz tanımadığımız komşularım olduğundan ağlayamamam ve onlar gidince ağlayıp içlendiğim gibi olmuş :(( Aldım kollarıma, sevdim okşadım, sırtını kaşıdım(bundan çok hoşlanıyor) öptüm kokladım, birazda nazladım, rahatladı da yattı ama sabah kalktığında yine kötü uyandı bebeğim. Etkisi geçmemiş olayın demek ki. Okula gitmek istemedi, kusucam dedi, kahvaltı yapmak istemedi, yüzünü yıkatmak istemedi..vs. Gerçi öyle direnmiyor, hani elimden kaçıp ağlamıyor, sadece vızıldıyor, yok diyor inceden ama bu bile biz alışık olmadığımızdan çok geliyor bize. İnşallah akşama iyi ve moralli gelir canımın içi, inşallah :)
     Not: Eve geldiğinde ilk iş, şiş olan alnına Kantaron Yağı sürmek oldu. 1 saat geçmeden indi şişi alnının. Birçoğunuz biliyorsunuzdur eminim ama bilmeyenler için, evinizde mutlaka bulundurmanız gereken bir ilk yardım malzemesi diyorum. Aynisefa denilen bir marka var, tavsiye ediyorum, biz Ayvalık gezimizde ev yapımı olanlardan almıştık 2 şişe. Keşke daha alsaymışım diyorum. Yaza yeniden gitmek istiyoruz, eşe dostada alıcam gidince.

4 Aralık 2013 Çarşamba

Bayatlamayan Poğaça & Portakalı Soyduuum

     Dün yemek bloglarını gezdim biraz, kolay ve az malzemeli ne varsa topladım aldım. Eve gidince bir gördüm ki, yemek listesinde poğaça var. Hemen aldığım yeni tarifi denemek istedim 'Bayatlamayan Poğaça'. Hem tarif çok basit, hem de gerçekten yumuşacık bir poğaça, ama bayatlayıp bayatlamadığını görmek pek mümkün olmayacak malesef. Daha pişirir pişirmez alt komşulara dörder dörder dağattım(elimde birikmiş aşure tabakları vardı). Sabah ta iş yerime kahvaltı için getirdim biraz. Ayrıca akşam bizde yemek sonrası, çayın yanında bir posta yedik. Evde 4-5 adet kaldı sanırım.
     Tarifi ''Hilalin El Emeği'' isimli blogundan aldım,ellerine, kalemine sağlık,iyiki paylaşmış :) ******Malzemeler: 2 bu bardağı yoğurt 1 su bardağı sıvıyağ 2 yemek kaşığı şeker 1 tatlı kaşığı tuz 4,5 su bardağı un 3 paket kabartma tozu ******İç Malzemesi: Maydonoz ve peynir ( dilediğiniz her şeyi koyabilirsiniz) ******Yapılışı:Yoğurt, sıvıyağ, şeker ve tuzu karıştırın. · İçine unu ve kabartma tozunu aynı anda ekleyin. Yoğurup hamur haline getirin. · Cevizden az büyük parçalar alın, iç malzemesini koyup yuvarlayın. · Üst kısmını galeta ununa veya benim yaptığım gibi buğday ruşeymine bulayın. · Önceden ısıtılmış 180 derece fırında, üzerleri kızarana kadar pişirin. ******Akşam kuzum uyuyunca, eşim meyveleri getirdi yiyelim diye. Benim çocukluğumdan kalma bir portakal yiyişim var ki, buna eşim çoook gülüyor 'niye bukadar eziyet çektiriyorsun kendine, soyup yesene' diyor ama ben zevk alıyorum kendi sitilimden :))) Böyle yemezsem tadı çıkmıyor portakalın: portakalın bir başını yuvarlak şekilde kesiyorum. 1 adet tatlı kaşığını alıp, içini suyunu kaşıkla alarak yiyorum, önce suyunu sonra posasını. Böylece portakal tas gibi kalıyor elimde, içi boşaltılmış olarak. Akşam yine yedim aynı şekilde. Sonra aklıma geldi, bu boş portakalı yeni yılda masamı düzenlerken yaptığım gibi şekillendireyim ve içine mum koyarak süsleyeyim diye. Gittim mutfağa, göz, ağız yaptım bıçakla, içlerine de mum oturtup getirdim salona. Işığı kapadım, çam ağacımızın lambasını yaktım, portakal lambamı da sehpaya koyup, romantik şekilde 'benim için üzülme' adlı dizimizi izledik eşimle :) kuzumun da bunu görebilmesini isterdik dedik, akşama yine mum yakıp kuzumuza gösterelim dedik, eminim bayılacak 'anneee ne güzel şeyler yapıyorsun seeen' diyecek, hayran hayran bakarken :))
     En kötü günümüz böyle olsun canlarım :) NOT:(küçükken, portakalların içini yiyerek boşaltırdım, sonrada yenilmemiş portakalların içine oyuk kısmı görünmeyecek şekilde koyardım. Büyük bir zevkle ve sessizce beklerdim, kim eline yemek için alacak ve içinin boş olduğunu görünce nasıl tepki verecek diye. Sırf bu anı yaşamak için çıldırırdım için için :))) Aklıma geldikçe halen gülüyorum :)))

2 Aralık 2013 Pazartesi

NEXT LEVEL AVM.

     Bot arıyorum bot arıyorum derken sonunda buldum, istediğim çok şey değildi ki(yine de nedense kaç haftadır Ankara da gezilmedik, girilmedik AVM. bırakmadık ama bulamamıştık.), sadece siyah, düz bir bot,platformlu ve topuklu. Yoktu vallahi yoktu, ya klasik çok ince topuklu, ya biryerlerinden toka vs. süslemeler fışkıran, ya ucu sivri vs. yada inanılmaz fiyatlara 500.tl. ve üzeri... Sonunda aklımıza açılışı yeni yapılmış olan Next Level AVM. geldi. Vayy beee dedik görünce mağazaları, hepsi teleffuzu zor mağaza isimleri, hemde nasıl pahalı fiyatlar, çoğunun ismini ilk duyuyorum, neyseki 1-2 tanıdık mağazada vardı da kendimizi Türkiye de olduğumuza ikna edebildik. Vitrinlerine dahi yaklaşmaya korktuk, bir ara ' aşkım az yaklaşalımda şu mini yazılı etiketi bir okuyuver, ben seçemedim sayıları' demişim, demez olaydım :)) bere=348.tl. yazıyormuş...vıyyy sadece bere bu fiyataysa dedik ve anında tüydük mağazanın önünden.
      Yanlız itiraf etmeliyim, çok klas bir AVM. olmuş, beğendik, belliki bizim gibi meraktan ve sadece birşey aramak için gelenlerin dışında, gelir düzeyi epey yüksek olanların uğrak yeri olmuş bile şimdiden. Bu arada Maliye Bakanını ve eşiyle Hulki Cevizoğlu nuda görmek kısmet oldu oralarda :)) Dedik kapışmazlar inşallah :)))
En çokta üst kattaki açık alana bayıldık, kış ve yaz aylarında, hatta her mevsimde çok hoş olacağı kesin buranın, güzel kafeler açmışlar, süslü havuzlar, içlerinde balık ve ışıklı kuğular var, hepimiz çok sevdik. Sıra küçük hanımın gönlünü yapmaya gelince, oyun alanına geçtik. Bol bol oynayıp kahkaha attı kuzucum :)

Öğretmenler Günümüz Kutlu Olsuuun :)

     24.11.2013 tüm öğretmen dostlarımın ve diğer öğretmenlerin Öğretmenler gününü Kutluyorum, mübarek elleri öpülesi, hakları ödenemeyecek kadar çok olan yüce insanlar, çok tşk ediyorum, zahmetleriniz ve özverileriniz için :)
Kutlama günü Pazar gününe denk geldiğinden, sınıf annesi Cuma gününden öğretmenimize hediye ve kutlama için gidilme kararı almış, biz velilerde uygun görünce, toplaştık o gün sınıfta. Ayyy özlemişim velileri. Okullar açılınca 1 hafta boyunca sohbetler ettiğim, gülüşüp konuştuğum annelerin bir kısmı ordaydı. Ne güzel dedim içimden, hergün çocuklarını okula götürüp getiriyorlar, sohbet ediyorlar, belki çıkışta bir kahve içiyorlar beraberce. Çoğu çalışmıyor bunların...ohhh keyif, eve gidip kahvaltı yapıyorlar, işlerini bitirip ya kitap okuyorlar, yada TV. izliyorlar. Sonra akşam yemeklerini pişiriyorlar...Gelsin çarşı pazar gezmesi yada güne gidiyorlar :))) Hayal işte...çalışan kadının hayali..       Hayale dalıp lafı uzatmıyayım :)) Çocuklar çıkmadan, daldık sınıfa, Hürriyet hanım, çok çok değerli bir öğretmen...güleç yüzü, mülayim hali, üstüne birde kendine has otoritesi...bizi yine o muhteşem güleryüzüyle karşıladı, öptük bir bir. Hediyemizi verip birazda foto çekindik. çok seviyor öğretmenini şükür :) Beni gören kuzum çığlığı bastı 'anneeeee' diye. Yanlız tek hevesli bizimkiydi, diğerleri sıralarında oturup akıllı akıllı beklediler, bizimki sarmaş dolaş :))) Çılgın bedişim benim. Sonrası,  elimden makineyi alıp tüm arkadaşlarına tek tek poz verdirip, fotolarını çekti, tabi birde benimle tanıştırdı hepsini :) Kankisi Asya imiş kızımın :)
      Çok güzel bir gündü, hepsiyle ayrı ayrı sohbet ettim velilerin, sonra vedalaşıp kızımla Etüt e gittik, öğleden sonra gelmeyeceğini söylemek için. küçük hanım da keyifler 10000 tabi :))) 'anne bügün eve gitmeyelim, evşek merkezine gidelim nüpteeen' deyince dayanamadım, atladık dolmuşa doooğru Armada ya. Klasik yemek yeme ve sonrasında çocuk mağazaları, biraz alışveriş ve ev şeklinde, gezimizi tamamladık. Yorgun argın attık kendimizi eve. Hergünümüzün böyle serbest olduğunu düşündüm de biran...ne harika birşey bu, kuzumla istediğim kadar beraber olabilmek...kısmet olur inşallah hayırlısıyla bana da :)

28 Kasım 2013 Perşembe

Allah düşürmesin, onlarsız da bırakmasın...

     Merhaba, yazamadım, yazamadıkça da birikti anılar. Zor günler geçirdik 10 gün boyunca. Peşpeşe sağlık sıkandalları kovaladı arkamızdan ama neyseki hallettik, bitti gitti. Annem rahatsızlandı, mide sorunu var zaten yıllardır. SSK, SO. Ne varsa gider dururda...bir çözüm bulamaz ağrılarına. İsmini yazamıyacağım özel bir hastaneye gitti anacığım. Doktor endoskopi demiş, anacığımda hazırlanıp, kardeşimle gitmiş gününde. Genel anestezi yapılarak uyutulmuş,kendine gelmiş,gidecekken...şu kadar ücret var demişler, bizimkiler hazırlıksız olduklarından nüfus cüzdanını bırakıp çıkmışlar, kardeşim sonradan gidip ödemiş.
     Sonuçları öğrenmek için tekrar gitmişler, doktor midesinde iltahap olduğunu, şu şu şu ilaçları içmesi gerektiğini söyleyip yollamış. Annem ilaçları içip bitiriyor ama hiçbir gelişme olmuyor...ağrılar devam ediyor. İshal, kabızlık, şişkinlik ve ağrıya devam. Etlik SSK dan medet umup, birde oraya gideyim diyor anacığım. Doktor kan, idrar, gayta tetkikleri istiyor, yapılıyor, sonuç olarak gerizekalı doktor anneme, sadece ve sadece gaytada çıkan kan nedeniyle; kanser olabileceğini, kansere çok benzediğini söylüyor...haydaaa annem dahil tüm aile panik şekilde...dışkapı SSK ya yönlendiriyor kolonoskopi yapılsın diye. Annem istemedi orayı, canlı canlı yaparlar dedi. bizde ilk gidilen özel hastaneden randevu aldık, yine gerizekalılar...işlemi telefonda söylemiş olmama rağmen, aletin bozuk olduğunu bize söylemediler. muayeneye gittiğimizde söylediler, Başkent Hastanesine yönlendirdiler. Endoskopi yapan doktor;'niye iyileşmedin sen, gel yine endoskopi yapalım sana' demez mi? (neden bu kadar kızdığımı henüz bilmediğinizden beni haksız bulabilirsiniz, okumaya devam lütfen.)
*****Bu arada annem eş-dost konuşmaları sonucu Etlik Lokman Hekim Hastanesinden bir doktor ismi alıyor. Herkes memnun kalmış, ileri derecedeki hastalara bile şifa bulmuş vs. İyi dedim, hadi için rahat etsin anacım da, ordan alayım randevu. Bu arada tüm akraba Ankara ya doluştu.*****Ön muayene için gittiğinde gerçekleri öğreniyoruz. Diğer özel hastanede yapılan tetkik sonuçlarını gösteriyor annem. Doktor şaşırıyor;'sana endoskopi yapamamışlar -hasta rahatsızlık verdiğinden yapılamadı- gibi bir not varmış tetkik sonucunda. Annem şok oluyor, ben uyutuldum diyor, nasıl rahatsızlık verebilirim, iltahap var midende denildi ve birsürü ilaç kullandım, bana söylemediler yapılamadığını, üstelik birde neden iyileşmedin, gel bir daha yapıp bakalım midene dediler!!!!deliriyor sinirden kadıncağız :((( Doktor da şikayet edin, bildirin, ayrıca ücreti önceden söylemek zorunda özel hastaneler, paranızı da geri alırsınız demiş. Hepimiz çok üzüldük, yazık diyorum...çok yazık...
     Yeni doktor annemi bir güzel muayene etmiş, hem endoskopi hem de kolonoskopi yapılacak demiş. Gün vermiş hemen. Tüm sülale gittik saati gelince, anneme 2 gün boyunca bağırsakları boşaltan bir solüsyon verilmişti, kadıncağız zaten yemek yiyen biri olmayınca, üstünede hastanede lavman yapılınca, olduğu yere yıkıldı...sedyeyle götürdüler...çok üzüldük,zor anlar geçirdik. Annemi uyutup yaptılar tetkikleri, kendine gelmeden alınan hasta odasında anneciğimin sayıklamaları halen kulaklarımda :(( 'size zahmet ettim, hafta sonunuz benim yüzümden mahvoldu, Çınar iyi olacak...'           Kendine gelince çok sevindik, 1 saat içinde de sonuçları aldık, öyle bir sevinç vardı ki anlatamam, hepimiz birbirimize sarılıp öpüştük, kuzum zaten annemin başından hiç ayrılmamıştı, kuzum benim, sedye ile asansöre bindirilirken bile çekilmedi ki...sıkıştılar kapıya. Ben anneannemi bırakmam dedi başka şey demedi :( Annem anestezinin etkisindeyken 'beni dağlara götürün' dedi, kuzum 'ben seni ulutepe ye götürücem anneanne' dedi, sonradan bize diyor ki 'üzülmesin diye öyle söyledim.'
     Anneme yeni ilaçlar verdi doktor,hastalığını bir güzel anlattı bize: Midesinde ileri derecede gastirit, bağırsağından alınan 2 adet polip ve iç basuru olduğunu söyledi. Gayta da görünen kanda iç basur nedeniyleymiş, SSK daki doktorun söylediği gibi kanser demek değilmiş. Nasıl olurda bir hastanın psikolojisiyle böyle oynanır, insan bu korkuyla ölüme gider Allah korusun. Annemin yüksek tansiyonu var, bu haberi verince kadıncağızın tansiyonu çıksa...sorumlusu kim olacak :(( Neyse şükürler olsun şimdi herşey yolunda, annem ilaçlarını kullanıp tedavi oluyor,1 ay sonraya kontrolü var. Ağrıları devam ediyor ama başka doktorlar gibi geçici olarak ağrı kesici verip yollamadı doktor, tedavi ilaçları verip, ağrının gittikçe azalacağını söyledi. Allah razı olsun.

11 Kasım 2013 Pazartesi

RÖFLE...

     Kuzumun her Cuma anneannesine gidip, pazar günü eve dönmesi, ailece alışılagelmiş bir hal aldı. Bu bizi birbakıma rahatlatsa da, diğer yönlerden huzursuzda ediyor aslında. Pazar akşamları eve döndüğünde, birkaç saat bizi ve kurallarımızı kabullenemiyor, itiraz başgösteriyor, derslerini yapmakta direniyor vs. Ertesi gün tekrar evimizin ve bizim kurallarımıza uyuma devam...yanlış mı yapıyoruz diye düşünüyoruz bu aralar, aslında daha çok ben düşünüyorum. Hafta sonlarımız malum...çok hareketli geçer bizim, eve yayılıp miskin miskin tadını çıkaralım modu pek yoktur bizde. Gittiğim AVM. yada açık alan gezilerinde onun da yanımızda olup, gördüklerimiz, yediklerimizden faydalanmasını istiyorum. Diğer yandan anneannesini çok özlüyor ve resmen yalvarıyor bize, ona gidebilmek için...yokluğunda bu hafta ona biraz masal kitabı alalım dedim, Panora AVM. D&R dan aldık bu tatlı hikaye kitaplarını, yaklaşık 1,5 saatimi geçirdim çocuk kitaplarının arasında, ne güzel kitaplar var, nasıl güzel konulu ve resimliler :)
     Son zamanlarda(uzun zamandır demeliydim) prenses,koca,aşk,peri..vb. konulara ilgisinin çok olduğunu gözlemliyordum ama bir yanımın hoşuna gidiyordu, bir yanımda bu kadar takılmasa bu konulara diyordum. Tabi bu benim suçum, aldığı çizgi film CD.leri ve hikaye kitapları hep butür konulardandı, haliyle kuzucumun ilgi alanı bu yönde oldu. Bunu değiştirmek gerektiğini geç olsada anladım ve yeni kitaplarını farklı konuları işleyenlerden seçtim, hem hayal dünyasında sadece sevgili, prenses+prens, evlilik harici konular da olsun :)))
     Yukarıda çizdiği ve özellikle çekmemi istediği resmi görüyorsunuz, yazısını yazmamı benden rica etti, diğerleri kendine ait.  yazmaya çalışmış...bende bloga eklemek istedim :)
Akşam, her pazar akşamı anneannesinden geldiğinde olduğu gibi, kaç posta yemek istedi benden, özellikle ketçaplı makarna olsunmuş(tamam biliyorum ama ketçapı bıraktıramadık kızıma). hazırlayıp verdim. Saat 22:00 sularında. Anneannesinde mide kapasitesi 2 katına çıkıyor kızımın, hafta içi tekrar küçülüyor malesef :(
     Buda yeni saç rengim, Pazar günü, hem röfle yapıldı, hem kesilerek şekil verildi...ohhh dedim, rahatladım ama bana tam 4 saate maloldu bu güzellik :)))

8 Kasım 2013 Cuma

İlk 3D Sinema Deneyimi

     Aklımın bir köşesinde, daha önce de sinemaya götürdük, ancak pek beğenmedi ve uyukladık, sanki 2.yarısında da çıktık...gibi bir düşünce var ama yok yaaa diyorum sonra, sadece Leyla Gencer Sahnesinde Çocuk Müzikaline götürmüştük, çokta beğenmişti, hatta Zeynep Duru da vardı diyorum. Belkide kendi sinema anımı hatırlıyorumdur :))) Yaşlanıyorum ben galiba :)))
İnanılmaz heyecanlandı sinemaya gideceği için. Baktık araştırdık, gösterimde olan tek çocuk filmi Çılgın Hırsız dı. Girmeden anlattım, 3D gözlüğü vs. Koca bir kova mısır patlağı ve meyve sularımızı alıp, filme girmeden başladık yiyip içmeye :)) aşkım AVM. de bekledi bizi. Ana-kız sinema keyfi yapmakta çok güzelmiş, dilerim genç kız olduğunda da böyle birlikte takılırız, hatta hayal bile ettim o günleri beklerken.
     İçeri girince gözlüğümüzü taktık, bu çok büyük diye epey söylendi. Sonradan öğrendim ki, çocuklar için küçük gözlüklerde varmış, biz kör cahil olunca sorup istemeyi akıl edemedik tabi :(
Tarihe not düşmek lazım; ilk 3D sinema deneyimi 29 Ekim 2013 te, yani tam 5 yaşındayken oldu. Tamam biz biraz geç kaldık, çünkü anne-baba sinemadan pek hoşlanmıyor malesef. Karanlıkta, 2-3 saatimi koltuğa çakılı vaziyette, hareketsiz geçirmek bana göre değil.
     Çok sıkılıyorum ben otururken, uykum geliyor. Kızmayın sinema severler bana, ben illa kıpırdayıp hareket edicem, yürümem lazım hep :))) çok sevdi sinema işini, hem de tahminimden çok, mısır kovasını önüne alıp, öyle bir daldıki filme...ilk yarıda koca kova yarıya inmişti nerdeyse, heyecandan hepsini yemiş :))) Hele o kahkahaları yok mu? kulaklarımda halen sesi, deli kız...nasıl eğlendi, yorumlar yaptı, önümüze kadar gelen karakterlerle çok eğlendi...binlere bayıldı :))) Ben bir ara uyuyayım dedim, baktım kızıma ayıp olucak, yorum yapıyor, benim gözüm kapalıyken kaçırdıklarımı soruyor, eksik kalmayayım, paylaşalım diyerek açtım gözümü, birlikte izledik kuzumla :)
     Çıkışta heyecanla babasına anlattı filmi, yine gidelim diye de tambihledi bizi ama Pamuk Prenses e gidelim istiyor bu seferinde. Karnımızı doyurduk film sonrası, bol bol foto çektik beraber :)Cahillikten yaptığım birdiğer yanlışta, film çıkışı, elinde gözlük dolu kutuyla bekleyen adama, gözlüklerimizi vermemdi :)) Parayla aldık biz onları, vermek zorunda değilmişiz. Birdaha aklımda olsun bu :)))
NOT: Bu instagram yüzünden fotolarım hep bölündü, ne güzel bir foto çekmiştim diyorum ama hep cepten çektiğimi farkediyorum, buraya atamıyorum onları. Hatta en güzellerini cepten çekiyorum ki, instagram da yayınlayabilmek için.
      Yukarıda gördüğünüz şaheser ve komik kaktüsün tüm hakları benim değil elbette :))) Face de gördüm, birileri yayınlamış, benim de işyerimde bilgisayarın radyasyonunu alsın diye çok zaman önce alıp koyduğum, sonraları düşünce elime battığından saksının köşesine atıp unuttuğum, face de kaktüse takılan gözlerden ilham alarak gerçekleştirdiğim ''sonbahar da koca gözlü kaktüsle aşk'' adlı eserim :))) Umarım beğenmişsinizdir :)))
Kuzum dedesiyle :) Allah ayırmasın,Amiin :)

6 Kasım 2013 Çarşamba

5 YAŞ DOĞUM GÜNÜ KUTLAMASI

     Güzeller güzeli, narin, sevimli, içten, akıllı, duygulu, çoook hareketli, dilide oldukça kuvvetli, herşeyimiz kızımızın doğum günü kutlamasını yaptık 27 Ekim de. Gerçek doğum günü tarihi 28.10.2008, saat 13:15 tir :) Bu yıl aile içinde olmasını istedik, çünkü geçen yıl bayram tatiline gelmişti 28 Ekim ve aile fertleri de pek çok arkadaşta izinde olduklarından katılamamışlardı partimize. Annem, babam, erkek kardeşim, eşi ve oğlu, ablam ve 2 kızı katıldılar. İlerleyen saatlerde de alt komşularımız geldiler.
     Kuzum doğum günü için etekleri uzun, prenses elbisesi istiyordu benden, istediğim kabarıklıkta, gösterişli bir kıyafet aradım taradım...hem mağazalardan, hem de internetten bakmadığım yer kalmadı, bulamadım. Sonunda kafamda yanan ampül ile :)))...dedimki; niye ben tütü alıp kızıma dikmiyorum becerebildiğim kadarıyla. Tütü, beline lastik, altına astar, aynı renkte dikiş ipi, çorap ve kurdela aldım. Elbise şeklinde yapıcaktım ama hanım istemedi, böyle uzun etek olsun dedi, ben de üzerine ne giyeceksin dedimse de kabul etmedi. Tamam deyip gitiştim işe, önce bilmem kaç metrelik tülü belinden büzdüp ipe geçirdim, sonra bir güzel lastiğe büzgüleri eşit şekilde geleceği biçimde diktim.
     Bizimki 2 gün önceden yapılan eteği yerlerde sürüye sürüye giydi evin içinde :))) Etekleri sonradan biraz kısalttım ama kontes uzun kalsın istediğinden belli bir seviyede bıraktım. Sonra bluzunu neyle nasıl yapayım derken, aklıma astarlık kumaş geldi, kare yaka, kolsuz dikeyim dedim, kalan tüllerden de kollarına karpuz kol yaparım, kabarık, hani pamuk prensesin elbisesinin karpuz kolu gibi. Ya ne yaptıysam olmadı, çünkü kumaş astarlık olduğundan, el dikişi ile tutturamadım :)) heryerinden attı ipleri :)))
     Çıldırmak üzereyken aklıma terzi Hatice Abla geldi, yetiş yaaa Hatice dedim :))) Sağolsun bir güzel dikti makineyle bluzu, sonra karpuz kolu taktı yanlara. Bu kumaşı ben elimle dikemezmişim, öyle dedi abla :) Hııım sonra bu arada, taç aradım saçları için ama oda gösterişli birşey olmalıydı ve renk tonu tutmalıydı, bulamadım tabiykide :)) lila rengi bir taç buldum, mini çiçekli. Çiçeğini koparıp, tülden artan parçalarla kocaman bir papatyaya benzer bir çiçek yaptım, elcazımla diktim taça. Nefis oldu, yani ben beğendim :)))
     Bu sene, doğum günü karakteri olarak Tinkır Bel i seçti(ingilizce yazılışını bilmiyorum), tabak, bardak, masa örtüsünü öyle aldık. Pastasını da 4 küçük bir büyük balerin kızdan oluşan modelden seçti. Hediyeler verildiğinde, içinden elbise çıkanlara bakmadı bile :))) Oyuncak kutulu olanlar favorisiydi, neyseki gelenler yabancı değildi de ayıp olmadı :))) Eğlenceli bir 5 yaş doğum gününü daha geride bıraktık, nice sağlıklı, mutlu ve başarılı yıllar kızım, sevdiklerinle uzuun bir ömür gör inşallah, Allah ayırmasın kuzucum, bizi sensiz, seni bizsiz bırakmasın...Amiin :)

4 Kasım 2013 Pazartesi

Rakı Balık Ayvalık...

     Bayram postumu ancak girebiliyorum, iş yoğunluğu..vs. Çarçabuk karar verip, yerimizi ayırttık Akçay/Güre den. Sabahın 5 inde çıktık yola, kızımla uyuya uyuya saati 9 etmişiz. Karacabey de kahvaltı molası verdik. Sonra doooğru otelimize. Tabi daha odaya yerleşmeden yemeğe ve ordan da deniz kıyısına geçtik, manzara muhteşem, hava miss...Allahım bizi yine gönder oralara...şimdi fotolara baktım da...içim gitti içim ama her saniyesini sindire sindire yaşadım, kokuyu içime çektim, manzarayı aklıma kazıdım.
     Buralara gelirken, en büyük hayalim tabiki işyerimin otelini de görmekti ama, en çokta Bozcaada ve Cunda yı görmekti. Nasıl etkilendim anlatamam...ben buralarda yaşamalıyım, Bodrum, Marmaris, Antalya..kesinlikle değil. Yaşlandığımızda yerleşeceğimiz yer olarak en son buralara bakmak istiyorduk. Akçay çok anlatılıyordu ama kesinlikle kararımızı verdik biz, Ayvalık bizim yaşlanacağımız yer olmalı :)
     Akçay çok bakımsız ve ölü bir yer, bizim otelde olmasa, duramazdık orada, otelimizden çok memnun kaldık, tertemiz, yemekler ve hizmet süper, denizi, havuzu ve kaplıcası müthiş ama Ayvalık ta yaşayıp, otele gelip gitmeyi tercih ederiz. Bozcaada, mistik havaya sahip, genel eski dokusu bozulmamış bir ada, sakin, insana içhuzuru veren bir ada ama en fazla 2-3 saat kalınabilir orda, fazla gezecek vakit geçirecek yeri yok, deniz ise muhteşem ötesi.
     Bozcaada ya, müdürüm bir minübüs ayarladı, şoförü rehberdi, bizi bir üzüm bağına götürdü, sahipleri Güler Ada Reçelleri diye bir dükkan açmış, çok hoştu, reçel ve kendi bağlarından yaptıkları kırmızı şaraplarından aldık. Adanın dört bir yanını gezdik. Ada ya feribotla götürdü rehberimiz. Hem alışveriş yaptık, hemde mistik kokuyu içimize çektik.Çınaraltı Cafe de sakızlı Türk Kahvemizi içtik :) Bozcaada Kalesini gezdik. El deymemiş bir denizi var resmen, içimiz gitti seyre dalınca...
     Dönüş yolunda Zeytinyağı Fabrikasına uğradık, küçük bir müzede yapmışlar. Ben ve kuzum çok yorgun olduğumuzdan, ayrıca pekte ilgimizi çekmediğinden müzeye girmedik ama aşkım bizim adımıza da fotoğraflamış, çokta beğenmiş müzeyi, buyrun sizde görün;
     Bayramın 1.günü sabahı hazırlanıp Müdürümün aile ve arkadaş gurubuyla bayramlaştık(21 kişilik bir gurup),kalabalık olunca çokta zevkli oldu doğrusu :) Hava mis gibi olunca, kuzumu aldı bir kaşıntı 'havuza girecekmiş'. Ya hava çok güzel ama dışarda havuza girecek kadarda değil. Neyse dedim soyup bırakayım bakalım durabilecek mi? Tabi aşkım da mecbur girdi kuzumla.
      Yaa bizim çılgın kız suda kalmaktan, hem de buz gibi suda durmaktan hoşlanmasın mı? aşkım 'su çivi gibi soğuk, çıkalım' desede...dinlemedi hanfendi. 15-20 dak. durdular resmen. Çıkınca hemen kurulayıp doooğru kaplıcaya soktum bunları, tabi bende girdim, ısındılar mis gibi. Kaplıca minikler için en fazla 5 dak. önerildiğinden, kuzumu suda bekletmedim fazla.
     En en çok beğendiğim yer oldu Ayvalık ve Cunda :) Yine aynı grup, kendi arabalarıyla düştük yola, çok zevk aldım, herbir güzel yer yanyana dizilmiş buralarda, tıpkı k.deniz gibi; Akçabat,Vakfıkebir,Beşikdüzü...Ayvalık a vardığımızda kuzum arabada uyuyakalmıştı, pusetine yatırıp biz bir güzel pazarını gezdik, bir sürü doğal yiyecek aldık. Hele damla sakızlı Türk kahvesini ve kurabiyesini bayıla bayıla aldım. Herbir sokağını tam 2 saatte gezmişiz, Cunda için hareket ettiğimizde kuzum uyandı, hiçbirşeyden habersiz bakakaldı :))) Vardık mı diyor bize :)))
     Cunda ayrı bir alem yer, nasıl tarih kokuyor, o güzelim evler, sokaklar...inanılmaz sevdim, Ankara ya dönmek istemedim oralardan...Ada restaurant ta rakı balık Ayvalık yaptık, Taş Kahve de Türk kahvemizi içtik, magnetler ve yağlarınızı aldık(Özgün den).
     Cunda yı çok fazla gezemedik, yani didik didik edemedik, akşam için Akçay da programımız olduğundan kahve sonrası dönmek zorunda kaldık, çok çok sevdim herbiryerini, aklımda gönlümde kaldı oralar... Akşam Akçay a döner dönmez kıyafet değişimi yapıp anlaştığımız restauranta gittik, bizim gurup ordaydı. Yine rakı-balık-Akçay yaptık hepberaber, mezeler süperdi :) Bir süre sonra sigaralarda serbest olunca değmeyin keyfimize :)
Toplam 5 gün çabucak bitiverdi, yeni yerler görmek, keşfetmek, havasını solumak...işte ben buyum, hep yarınlara bakmak :)
     Dönüş yolunda ne kadar şehir varsa uğradık, oralara özel lezzetleri taddık. kuzum henüz 4,5 aylık karnımdayken de Eskişehir üzerinden, Bursa ve Balıkesir e gitmiştik ama biz şehir merkezinde vakit geçirmiştik. Şimdi bu kıyıları görmüş olmaktan oldukça mutlu olarak ayrıldık. Yolda, turşuluk, yemeklik ve kahvaltılık...nevaneler toparlayıp aldık, eve gelince de bir güzel şişeleyip, poşetledim cinsine göre onları, içim açıldı, çok mutlu oldum bu hazırlıkları yaparken :)