29 Kasım 2012 Perşembe

Burnu Tıkalı

      Dün gece kuzumun burnu iyice tıkanmış olduğundan, sıklıkla uyandı, buhar makinesini çalıştırdıktan sonra biraz rahatladı. Benimde nedense yatmadan önce aklıma gelmedi buhar. En son geçen kış kullanmıştık. Ayaklarına da viks sürdüm ama burnuna sprey yapmama izin vermedi. Ben hastalığı yeni yeni atlatıyorken kuzumun hasta oluşu kötü oldu. İnşallah ilerlemeden atlatır.
                                                             
      Akşam sık uyanınca, sabahta zor kendine geldi balım. Şurubunu içirip yolladım kuzumu, sabah fotosunu da çektim :)
                                                           

İstediğin Kişiiiiii....

     Her sabah kreş öncesi hazırlık bizim evde hep sıkıntı oluyor, kuzu uykum var diyor, kahvaltıda mızmız yaparak dakikalar boşa gidiyor...derken evden çıkışlarımızda sorun yaşıyoruz. Akşamlarıda yatmak bilmiyor bir türlü, düşünün bizimle 11-11:30 gibi ancak uykuya geçiyor küçük cadı. Buna bir son verelim dedi geçen akşam aşkım. Haklıda, eğer erken yatmazsa hem sabah zorlanırız, hem kuzu için kreşte uyku saatini beklemek zor olur, hem de büyüme hızını etkiler uykusuzluğu.
     Pazartesi akşamı başladık saat 09:30 da yatakta oldu. Hikayesini aşkım okudu ve ışığını kapayıp, kapısını açık bırakıp geldi yanıma. Tabi bir ağlama bir kıyamet...hayır dedik bundan böyle, sen büyüdün ve bu şekilde uyuyacaksın. Zaten uyku odası salona açılıyor diye içimiz rahat ama 10 dk. kadar ağladı yanlız uyumamak için. Sonra ses kesildi, baktık uyumuş. Gece yarısı biz uyuduktan sonra yanımıza gelince, aldım yine odasına götürdüm, bende yanında uyuyakalmışım. Salı akşamı yine aynısını yaptık ama gece uyanmadı.
     Dün akşamda aşkım nöbetçiydi. Yine 09:30 da hikayesini okuyup bıraktım yatağında, ben Muhteşem Yüzyıl ı izlerken o uyuyakaldı ama daha filim bitmeden baktım odadan sesler geliyor ama alışması için sesimi çıkarmadım, film reklama girince kapatıp bende yanına yattım, beraber bir güzel uyumuşuz. Malesef henüz beraber uyuma faslından vazgeçiremedik, ne yaptıksa olmadı, inşallah bunuda birgün kendiliğinden isteyecek diye bekliyoruz.
     Sabah kalktık, bir güzel kahvaltımızı yaptık, sonra ben iş için hazırlandım, aşkım saat 10:00 da geldi, ben tembihlerimi yapıp çıktım. İşe gelmeyi hiç istemedim, kızımla harika bir gün geçirebilmek varken...işe gelmek :((  Barbie nin Pop Star CD sini izliyordu, elinde mikrofon 'istediğin kişi.....' diyerek bağararak eşlik ediyordu şarkıya. Bıcır bıcırdı, içim gitti kuzuma. Allah başka ayrılıklar vermesin...Amiin.

28 Kasım 2012 Çarşamba

Anneannesi

      Akşam annemle konuşuyoruz telefonda; 'kuzum yemeğini yedi mi? Kreşe gitmek istemiyorsa bırakın bana, ben bakarım. Zorla göndermeyin. O kıza iyi bakın, ilerde büyük şeyler olacak ondan, bana ne besteler yapıyor, dinle beni diyor, neler neler söylüyor. Belki de sanatçı olur belli mi olur. Ne diller var onda...vs. vs. vs..' Tamam anne, olur anne...bakarım anne...sürekli kafam emme basma tulumba gibi...aşağı yukarı gidip geliyor :))) Tlf u kapayınca baya güldümde kendime. Bilenler bilir...annemle kuzum birbirlerine aşıktırlar...kuzum bizi anneannesine şikayet eder, anneanneside kuzumu bizden korur kollar :)))Delimi ne bunlar :)))
     Geçtiğimiz Cuma akşamı aşkım nöbetçi, kuzu anneannesinde...bende Zonguldak tan ve Trabzon dan gelen Çiğdem-Didem arkadaşlarım için evde yemek daveti verdim. İş yerimdende 2 arkadaşımı davet ettim. Harika bir akşam geçirdim sayelerinde.
      Neyse, Çiğdem cim bizde kaldı o akşam, sabahta aşkım gelince hep beraber kahvaltı yapıp kuzumu anneannesinden almaya gittik. Bizi görünce hemen anneannesinin aldığı oyuncakları gösterdi, sonra...onu almaya geldiğimizi anlayınca kıyameti kopardı resmen. Onu daha önce hiç böyle görmemiştim, sanki biz evde kıza çin işkencesi yapıyormuşuz gibi, anneannesine yapıştı, kollarını açıp almak bir yana, aşkımın kollarında salladığı bacak ve kol darbelerinden sakınmak için neler çektik, nasıl sakinleşecek diye mahvolduk. Hemen apartman dışına çıkarıp kucağıma aldım, sıkıca sarıldım, salladım sakince kucağımda ve sevgi sözcükleri söyledim ardarda...derken sakinledi ama tamamen düzelmedi. Arkadaşım Çiğdem de şaşırdı kaldı. İşte bizim kızımız bu kadar bağlı anneannesine. Bazen bizden daha mı çok seviyor annemi diye düşünmüyor değilim...şaka tabi :)))
     Anneme göre de kuzum bir ilah sanki, o bir başka, o çok akıllı..vs. der hep. Aslında baktığı ilk torunu da değil annemin. Öncelikle biz 4 kardeşiz, bizi bakıp büyütmüş, sonra da ablalarımın 5 çocuğunu büyüttü baktı, kuzum 6. torunu ama ona ayrı bir bağlı gibi geliyor, çok uyumlu olduğunu söylüyor, ne desem yapıyor diyor ve hep aklını övüyor ama biliyormu bilmem, şimdilerde bu yaştaki çocukların nerdeyse hepsi böyle bilmiş, böyle akıllı, zamane bunlar :)))
     kuzum dün akşam bize güzel bir konser verdi, bu aralar Barbie nin CD lerine taktı, hep onları izlemek istiyor, Bu CD lerde de hep şarkılı filmler var, onlardan öğrenip bize org eşliğinde söylüyor şarkılarını.

     

26 Kasım 2012 Pazartesi

Gezmece

     Kaza sonrası ilk hafta sonunda elimde baston düştük yollara. aşkım boşalan mutfak dolabımızı doldurmayı istediğinden kendi gidip almak istedi ama izin verirmiyim, o halimle bende çıktım alışverişe. Ne eksikse aldık, yığdık arabaya. Yeterki cana gelmesin...mal dediğin nedir ki...3-5 saatte hepsini tamamladık şükür.
     Ertesi günde kuzum evde sıkılınca 'hadi dedim, elimde bastonum var, kuzumu evde sıkmayalım, ben köşemde otururum kuzu oynar, çıkalım biryerlere'

21 Kasım 2012 Çarşamba

Zencefil Şurubu - Limonata

      Daha önce yazmıştım ama yapmak kaza sonrasına kısmetmiş; Zencefil Şurubu
      Balböcükleri nin blogunda görüp yazmıştım yapıcam diye, yaptım ama henüz kullanmadık, hafta sonu kullanmaya başlanmalı.
dedim....veee fotoları koyacaktım ama karşıma şu yazı çıktı....şimdiii ben bu işlemleri yapıp parayla GB alırsam...bunun sonu nereye gidecek anlamadım...

.....Hata! Depolama alanınız bitti. Şu anda fotoğraflar için 1 GB'lık kotanızın %100'ünü kullanıyorsunuz. Depolama alanınızı büyütün
Fotoğraflar Picasa Web Albümleri hesabınızda depolanır ve 1 GB boyutundaki ücretsiz fotoğraf kotanıza dahildir. Satın aldığınız ek depolama alanı birden fazla Google ürünü arasında paylaşılır ve ücretsiz kotanıza eklenir. Daha fazla bilgi edinin

       Geriye kalan, şişeme sığmayan zencefilleride bir güzel kurumaya bıraktım. Kuruduktan sonra rendeleyip, içeceklerimize katmak üzere.
      Yine pekçok blogta gördüğüm ama yapmaya elimin gitmediği, bir bakıma üşendiğim limonatayı da aynı zamanda yaptım. Farklı olarak ben içine artan zencefillerden kattım. Hem lezzetli hem faydalı bir içecek oldu bizim için. Bol limon sıktım, taze zencefil soyup koydum, taze nane yaprakları kattım, birde tatlandırıcı olarak şeker yerine bal ekledim. Afiyetle içtik. aşkım bayıldı bu karışıma, kuzu da öyle.
      Tabi geçirdiğim mutfak kazasından sonra, elimde pek şık ve içi görünen şişe, sürahilerimden kalmadığından, sürahi ile idare ettim.
     

Ev Kazası :(((

      Herşey 07.11.2012 Çarşamba akşamı oldu :(  İşten erken çıkıp banka, alışveriş işlerimi hallettim ve koşar adımlarla eve döndüm. Koşar adımlar diyorum çünkü annem ve teyzemler Trabzon dan geliyorlardı, akşam yemeğini bende yiyecekler ve teyzemler İstanbul a doğru yola devam ediceklerdi.
     Çeşit çeşit yemekler, salatalar, börek yaptım. Herşey yetişti, tam son süslemeleri yapıp, masayı hazırlama faslına geçecekken...tepemde bir gıcırtı duydum...çıtır çıtır çıtırrrrr.....gümmmmmmm....çatçatçattt...sonrasını hatırlamıyorum. Acı bir zil sesiyle kendime geldim...
     Bir baktım önüm tamamen tabak...bardak kırıklarıyla tepe olmuş vaziyette, kafamda müthiş bir ağrı ve kapıya gidemiyorum...ayağımdan sen ne zaman terlik çık...ve ayağımdan kanlar akıyor...tüm vücudum titriyor...terliğimin tekini buldum ve tek ayak kapıya kadar gidebildim ama elimin titremesi nedeniyle kapıyı zorlukla açabiliyorum, açtığım anda da alt komşularımı göz ucuyla görüp, yere yığılıyorum...
     Burdan da yazmalıyım...Allah bin kere razı olsun onlardan. Nasıl fedakar, nasıl yardımsever insanlar...inanılır gibi değil...ancak böylesini anne-baban yapar şeklinde koşturdular. Evden öncelikle su getirip içirdiler...ayağımı banyoda yıkayıp, camlarını ayıklayıp sardılar...burnumu pansuman ettiler ve beni bir kenara otutturup giriştiler mutfağa. Tek kaygıları aşklarım eve gelmeden etrafı toparlamak, kuzumun mutfağımızı öyle görmesini istemediler... Allah razı olsun.
     Kafam davul gibi şişti, burnumda, ellerimde kesikler vardı, ayağıma ise ben bakmadım(çok korkarım), baya parçalanmış...
     Ben bir köşede ağrımla sızımla otururken, onlar küreklerle mutfaktaki tüm tabak, bardak kırıklarını çuvallara doldurup aşağıya indirdiler. Sonrada mutfağımı tamamen temizlediler. aşkım geldiğinde şok geçirdi ama ilk sözleri: 'sende birşey yokya, hiç sorun değil' evet şükürki daha kötü şeyler olmadı, cana gelen mala geldi. Evde bir tane bardağımız, tek bir tabağımız kalmadı. Allah tan kuzumun plastik bardağı vardı birkaç tane.
     aşkımla komşum, düşen dolabı dışarı çıkardılar. Onlar gidince hemen acile gittik. Ayağım dikişlikti ama benim meşhur iğne korkum yüzünden elletmedim ayağımı, izin vermedim dikiş atsınlar. Doktor 'yara derin, dikiş atılmazsa kolay kolay kapanmaz' dediyse de dinletemedi bana. İnce flasterlerle sıkı sıkı sardılar. Ağrı kesicilerle çıktık acilden.
     Geç saatte geldiler annemler, çok üzüldüler...kalan 2 tencere yemeğimi plastik kaplarda ikram etti erkek kardeşimin eşi. Gece yarısı teyzemleri yolcu ettik.
     Ertesi sabah daha gözümü açmadan kapı zili çaldı, gelen aşkım ve 2 usta. Hemen taktırdı dolabı, tamir ettiler gerekli yerleri. Ustalar dolabın sağlam monteli olmadığını söylemişler. Herbiryerinden sıkı sıkı tutturmuşlar şükür.
     Canım benim...gördükçe ağlama geliyordu, hıçkırıklara boğuluyordum akşam. Sabahın köründe yaptırdı, görüp ağlamayayım...aklıma gelmesin diye. 2 gün sonra da çarşıya çıkardı beni...neyimiz varsa yeniledik, tek tek sildi dolapları, yenileri yıkayıp yerleştirdi gözümün nuru :)
     Şimdi herşey eski haline döndü bile. Sadece aksıyorum, sol tabanıma halen basamıyorum, ağrıyor, daha yaram tam olarak tutmadı tabi.
     İlk hafta baş ağrılarım rahatsız etmeye başlayınca beyin cerrahisinden randevu aldık. 2 ilaç yazdı, çok iyi geldi, hem baş ağrıma, hem ağlama nöbetime. Şimdilerde tek sorunum ani seslerde yaşadığım korku ama buda geçecek inşallah.

7 Kasım 2012 Çarşamba

Diyaloglarımız

     Tam uykuya geçiş anındayız, soru 1:

N: Anneee, neden Tük bayrağında ayla yıldız vardır?
Ben: kem küm(şimdi nasıl anlatayım, anlatsamda anlarmıki?)...çünkü Atatürk öyle istemiş.
Baba: hııııı hadi cevapla bakalım, aldın mı soruyu? :)))
N: ama neden ayla yıldız var anne diyoruuum?
Ben: e kızım çünkü savaşlarda şehitlerimiz yaralandığında akan kana ay ve yıldız yansımış ve bayrağımız kırmızı renk, ay ve yıldızlı olmuş, ondan.
kuzu susar, anladı demek ki :)))
      
      Soru 2:

N: Anneee, keşke Yıldız'a(beta balığı) tulabet alsak dimiii?
Ben: Balıklar tuvalete yapamazlar, Suya yaparlar kakalarını.
N: Ama bizi zor duruma katılıyor Yıldız. Poffff
N: Pof ne demek anne?
Ben: Pek iyi birşey değil ama pek anlamıda yok canım.
N: Ama ne demeeek?
Ben: üff kuzuuum gereksiz bir laf işte.(ne kadar açıklayıcı olmuş değil mi?)
    

5 Kasım 2012 Pazartesi

İlk Misafir - Cepa - Mogan Park - Saçlar Gittiiii

     Cuma sabahı işe giderken arkamdan biri beliriverdi (alt komşum), günaydınlaştık, meğer akşam bize gelmişler ama evde yokmuşuz (dışarda yemekteydik). Akşam bize kahve içmeye gelmek istediklerini söylediler, çok memnun oluruz dedim. Çünkü taşınalı 3 ay oluyor ve hoşgeldine gelen olmamıştı, sadece eve giriş çıkışlarda selamlaşıyorduk apartman sakinleri ile.
     İşten o akşam yarım saat izin aldım ve hazır birşeyler alayım çayın yanına dedim. Gün içinde de yemek sitelerine, bloglarına baktım, pratik ne var ne yok diye. Küçük pizza yapımını gördüm, şu pastane usulü olanlardan. Nerden aldım şimdi hatırlamıyorum, ayıp olmasın. Buldum buldum işte bu siteden: Peri'nin Marifetleri Mutlaka deneyin, tıpkısının aynısıydı :)
     Alışveriş sonrası attım kendimi eve. Hemen mutfağa girdim, hamuru mayalayıp, üzerini kapadım, mercimek çorbam ve palamut kızartmasından kalmıştı, yanına da hemen bezelyeli, havuçlu, mısırlı bir pilav döktürdüm, ayranda çırptım. Bu arada evi bir güzel sildim, accık etrafı topladım. aşkım gelince, ben sofrayı hazırlarken, eline toz bezini tutuşturdum, tozları aldı. Hemen yemeğimizi yiyip kalktık. Çarçabuk sofrayı kaldır, masayı düzelt, kurabiye ve mini pizzaları servis tabaklarına hazırla, Türk kahvesi malzemelerini hazırla vs.
     Zırrrrrr...ilk apartman komşularımızı karşıladık ailece. Elleri dolu gelmişler sağolsunlar. Komşumuz Ayaş lı. Ayaş ta bahçeleri de olunca, elma, ceviz ve domateslerden sebeplenmemiz kaçınılmaz oldu haliyle :))) Öyle konuşkan bir aile ki, ne biz sustuk, ne de onlar. kuzum bayıldı komşularımıza, yaşıtı torunları var. Böyle olunca da iyi anlıyorlar kızımın dilinden. Eğlenceli, bol sohbetli bir akşam geçirdik, hiç gitmesinler istedik.
     Ertesi sabah kahvaltı sonrası ki öğleyi buldu bizim uyanıp kahvaltı yapmamız...hazırlanıp Cepa ya gittik, küçük hanıma peri kızı aramaya. 2. kattaki oyuncakçıda bulamadık. Hadiii indik -1 e. Bu arada kuzumunda uykusu geldi mi? vız vız vızzzz durmadan. Nezir miydi neydi ismi oyuncakçının, sadece Barbie nin kanatlı bebeği var, oda 49Tl. Mecbur aldık, birde CD sözümüz vardı, onuda alıp çıktık, kuzumun uyku krizi geçti, yerini uyuyup kalkmış gibi duran cadı aldı. Eve dönüş ve yeni CD. yi izlemece...
     Pazar günü baktık hava çok güzel, dedik yemyeşil, havadar bir yerlere gidelim ama parkı bol olsun. Bu sene hiç gitmemiştik Mogan Park a. Hazırlanıp çıktık, kuzu tüm göl kenarı boyunca ne kadar park varsa hepsine uğradı, tüm oyuncakları denedi. Oturduk çay içtik, miniğimde hamburger yedi, Ayaş cevizi yedi, portakal suyundan içti. Akşamüstü biraz üşüdük ve sonuç: sağ burnum tıkalı :(

     Çok sevdik bu küçük kuçuyu, hatta kuzum sevdi okşadı, sonra da diğer çocuklara anlattı, 'biz küçük köpeği sevdik, oda bizi hiç ısırmadı, sonra da gülüştük' diye.

     Bu kale, kuzumun diş doktorunun muayenehanesiydi. Gitti geldi dişlerini yaptırdı, bizde tavuk ve horozuyduk. Arada gelip bize yem verdi, bizde ü ürüüüü üüü, gıt gıt gıt gıdaaak diye bağrındık :)))
     NOT: kızımın saçlarını kestiiiiiiiiiim. Pazar günü son kez uzun saçlarıyla salındı sokaklarda. Saçlarını kesmek için doğum gününün geçmesini beklemiştim, yani bu bir anlık bir karar değil. Dün akşam banyo sonrası oturttum önüme kestim saçlarını, aşkım bizi izledi.
     Sanırım 2 hafta oldu, yok yok bayramdan önceydi, arkadaşıma gitmiştik ailece. Arkadaşımın annesine anlatıyordum kuzumun küçük doğduğunu vs. Sonra dedi ki; ''benim kızın saçı çoktu, işinde ehil bir dr.umuz vardı, bana bunun saçı çok, kestir, kızın büyür, saçlarına gidiyor yedikleri demişti. Bende kestim, bak işte sonra nasıl büyüdü benim kız.'' Kararımı oracıkta vermiştim. Dedim ki; Teyze, büyükler bişey biliyor ki söylüyor, ben inanırım büyüklerin sözlerine. Hele bir doğum günü geçsin, keseyim saçlarını kısacık.
     Şöyle kulak hizasında birşey oldu, aslında istediğim, kulak hizasında kısa küt idi ama bu biraz değişik oldu, ne küt, ne katlı, biraz da yamuk oldu malesef ama biz hepimiz beğendik :) kuaföre gitmeyi hiç sevmiyor, bu nedenle uçlarını da düzelttiremem. Kalsın böyle ne var :))) Şirin bir küçük surat oldu bizim ki. Hani nerdeyse 2 yaş civarı kuzucuklar gibi oldu  :)))

2 Kasım 2012 Cuma

Balık Sırtı

   29 Ekim Cumhuriyet Bayramı bizim için buruk geçti. Kızımı Anıtkabir e, çok sevdiği Atatürk üne ziyarete götüremedim.
      Bizde hadi dedik, hem yoldan gelen arabamızı yıkatalım, hem kuzum Çınar ı çok özlemiş, gidip onu görelim, hem ablamın kirasını alalım, hem alışveriş yapalım vs. diyerek geçtik Etlik e. Tam parka geldik, kuzum uyku hallerine büründü, hadi dedim pusetinde uyusunda bizde diğer işleri halledelim.

      Yukarıdaki park fotolarında konu şöyle: kuzum herzamanki gibi, etrafında yaşıtı kız yada erkek çocuk gördüğünde yaptığı hava-civa olaylarını gerçekleştiriyor. Sesli şekilde şarkı söylüyor, dans ediyor, bir gözü hep o çocukta. Aslında bir tür 'oynayalım mı' mesajı veriyor karşısındakine :)))
      Tatilin bitip, kreşin başladığı ilk gün sabah sorun çıkarmadı, hatta 'arkadaşlarıma koşuyoruuuum' diyerek çıktı gitti evden. Akşam da harika bir şarkı ezberlemiş 29 Ekim ile ilgili. Hepsi bu kadar mı bilmem ama, söylediği kadarıyla;
      29 Ekim de bir bebek doğduuuu
      Annesi adını Mustafa goyduuuu
      Büyüdü büyüdüüü, Atetük olduuuu.
      Çok kez söylettim kızıma bu şarkıyı, çok sevdim, çok duygulandım, ertesi günde öğretmenini arayıp teşekkür ettim. Birde Atatürk posteri vardı elinde, renkli kartondan çerçeve yapmış, üzerine pullar yapıştırmış. Kendin mi yaptın bunu dedim; kendi yapmış, üstelik 'arkadaşlarıma yardım ettim' dedi.
      Öğretmenine sordum 'tam tersi, arkadaşı ona yardım etti, makas olayında pek başarılı değil' dedi :)) Bunu biliyorum, hatta küçük kas gelişimi pek içaçıcı değil dedim.
     31 Ekim sabahı çoook kötüydü, kuzum hıçkıra hıçkıra ağladı gitmiycem okula diye. Zar zor ikna ettik, arabada da ağlamış. Öğretmeni: 'bu 10 günlük tatil sonrası kreşe dönüş ve adapte, bizler için dahi zorken, çocuklardaki bu kötü etki çok normal' dedi. Haklı, bende aynı durumdayım. Haftaya alışırlarmış.
     Akşam sorunsuz geldi, hatta saçlarındaki balık sırtı örgüden dolayı pek havalıydı. Lale öğretmeni örmüş, bende çok sevdim ama hayatta beceremem ben bu örgüyü. saçları konusunda çok beceriksizim, tüm saçları bir araya getirip at kuyruğu yaparken dahi kan ter içinde kalıyorum :)))
     aşkım 'bu senin küçüklüğünden geliyor, hani dersinya; annen sizin süslenmenizi istemezmiş, saçlarınızı kısa kesermiş' diye :))) güldüm epeyce ve evet doğru bu konuda beceriksizim, lise 2 den sonra saçlarımı uzattım ve ondan sonrada hiç beceremedim bu işi. Kendi saçlarım içinde aynı şey geçerli, kuaför benim tek kurtarıcım...
                                                       
         




Bayramdan Önce...

     Bayram öncesi, hatta arefeden önce tam 4 günlük iznimizde yine boş durmayıp gezdik, park bahçe yaptık, kuzum bol bol eğlendi, oynadı, ayrıca çook eski dostum Dilek, Yasemin ve Tülin ile buluşma ayarladık, hep beraber harika bir bahçe keyfi yaşadık.

1 Kasım 2012 Perşembe

4 Yaşında

     Kızım 4 yaşında, kocaman bir birey oldu, büyüdü, çok büyüdü, aklı büyüdü, içimizde sevgisi büyüdü her geçen gün.
     ''Şükürler olsun yavrum senin varlığına, şükürler olsun birlikteliğimize. Allahım dan senin için bol vicdan vermesini diliyorum, akıllı, sevgi dolu, başarılarla geçecek bir ömür ve sağlıklı bir insan olmanı diliyorum. Seven ve çok sevilen bir insan ol yavrum, sevgi ve akıl her kapıyı açacak sana bir tanem.''
                                               
      Kapı zili çalıpta pastanın geldiğini öğrenen küçük hanım, daha dururmu, hemen kutuyu açtırmak için baya dolandı etrafında. Nihayet bizde pastamızın mumlarını yakıp, üflemelerine izin verdik. Daha mumlar yanmadan parmaklayıp yalamaya başladı bıcırıklar :)) Hiç durun demedim, istediklerini yapsınlar, onların günü, onların pastası, dilediklerince yaladılar :)))

     Menümüz çok geniş değildi; Damla çikolatalı mini kek, fındık kurabiye, nutellalı ıspanaklı kek, buğday salatası, elma şekeri, evde kaynatılmış mürdüm erik suyu veee yaş pastamız.                                                                                         
     Sevgili arkadaşlarım İlknur, eşi Gökçen ve tatlı kızı Elif ile katıldılar mutlu günümüze, ayaklarına sağlık :) Yine tatlı kardeşim Burak, eşi Neşe ve varlığını henüz anlayamadığımız, uslumu uslu minik oğulları Deniz ile geldiler, ayaklarına sağlık :) Çok mutlu olduk, çok güldük, halen hatırladıkça yanaklarımdaki gülmekten kalan ağrı geliyor aklıma :)))
                                             
     Maskotumuz Elif, Gökçen in söylediği gibi; çizgi film karakteri Elif cim :)
     Geceyi sonlandırmayı hiç istemesekte, çocukların uykusu geldiğinden çaresiz dağıldık. Herkese ayrı ayrı tşk ediyorum, özellikle de bizi erken gelip şenlendiren Ezgi ciğime bizi yanlız bırakmadığı için çook tşk ediyorum, umarım sürçi lisan etmeden sizleri ağırlayabilmişizdir :)



Doğum Günü Sabahı

     27 Ekim de aşkımın nöbetçi oluşu nedeniyle bizim için zor başladı, tek başıma süslemeleri halletmek, son eksiklikleri tamamlamak, hatta tüm pasta börek yapımını bitirmek gerekliydi. Neyse yaaa Allah dedim başladım.
     Hepsi bitti bitmesine ama aldığım onca kırtasiye malzemesinin sadece az bir kısmını kullanabildim, ne zor işmiş bu kes-yapıştır işleri. Salon avizesinin bozuk olması nedeniyle (birazda işime geldi aslında, çok yorulmuştum) çokta süsleme yapamadım. Masam hazır, süslemeler yerlerine asılmış, pasta börek pişmiş, yerlerine aktarılmış...tastamam kızımla yatıp uyuduk.
     Hazırlıklara kuzumda yardımcı oldu, kapı süsümüzü boyadı, ben kestim.   

      Doğum günü sabahı aşkım yanında elektrik tamircisi ile çıktı geldi. Kahvaltı sonrası tamir işleri, öğleden sonraya kadar sürdü. Hahiii yeniden temizle etrafı topla vs. Kuaför işleri, kuzumunn uyku meselesi...tamamdır halloldu.
     Saat sanırım 15:00 sularında geldi canım arkadaşım Ezgi ve güzel kızı Zeynep Duru :) Sohbetimizi ettik kimseler gelmeden, hatta araya balkon keyfi dahi sıkıştırdık :)))