26 Aralık 2012 Çarşamba

FINDIĞIMMM...

     Akşam sevinçle ve merakla eve gittim, dünden kalan yemeklerle masamızı hazırladım, başladım Esra Erol un programını izlemeye(kızmayın hemen yaa, ben o kadının programını seviyorum,çok şeker,seviyeli geliyor,hem dünya insan var bana ilginç gelen ve ben insan analizini pek severim.).
     18:36 gibi zil çalıyor, baba önde gelip giriyor. 'fındığım nerde?' diyorum, merdivenlerden yavaş yavaş çıkıyormuş. Öyle sevimli geliyor ki çıkışı, bana bakışı, hemen makinemi alıyorum elime ve fındığımın geliş anını ölümsüzleştiriyorum.
     Sarılma, sevişme faslından sonra, bana nasıl oynadığını gösteriyor, adeta kıvırıyor, sonra öğretmeninin 'kipabı' göndermediğini söylüyor, yarın gönderecekmiş. Dün öğleden önce öğretmenine ulaştım tlf.da, kuzumun sabah ürkek olduğunu, her ay bir kitap bitirdiklerini ama kuzum devamsızlıktan dolayı, kitapta yaptıkları alıştırmaların mantığını unuttuğundan, başarılı olamadığını ve bu nedenle sinirlendiğini, tedirgin saatler geçirdiğini, oyun saatinde bunu üzerinden attığını söyledi, ayrıca 'akşama kitabı eve yollayacağım, sizde evde çalışın' dedi. Nitekim eve yollamamış, ertesi gün yollayacakmış. aşkımla haber yollamış.
     Yemeğimizi yedik hızlıca, hemen hazırlanıp teyzem ve oğlunu söğütözünden karşılamaya gittik. Onları da alıp annemlere geçtik. Çok eğlenceli, güzel bir akşam geçirdik. Saat 11 leri buldu biz çıkana kadar. kuzum her zamanki gibi anneannesinde kalmak için duygu sömürüsü yapıp ağlamaya başladı. aşkım yine nöbetçi bugün, dolayısıyla kuzumun annemde kalması bir taraftan işime geldi ve sonunda bırakmaya karar verdik. Tek sorun kreş oldu benim için, yine ara vericek 2 gün. Ayrıca kızımı perşembe akşamına kadar göremeyeceğim :(
 
      K.Denizliler biraraya gelirde horon tepilmez mi? :))) Kemençe eşliğinde döktürdü bizimkiler, ben kuzumu yedirmeye çalıştığımdan, onlara katılamadım.(şu videolarımı yüklemeyi bir bilebilsem...neler var neler yüklenecek...)

25 Aralık 2012 Salı

2013 e Girerken...

     Her yeni yıla 'yıla nasıl girersen, bütün yıl öyle geçer' sözünden yola çıkarak, hoplayıp zıplayıp, sevdiklerimizle sarmaş dolaş olarak girdik. Yanlızca 2012 ye yatarak girmiştik, lojmandaydık geçen yıl, annemi, babamı yeniyıl yemeğine almıştık, yemek sonrası çokta kalmadan gitmişlerdi evlerine, bizde TV.de hiçbirşey olmayınca yatıp uyumaya karar vermiştik. İyiki öyle yapmışız, vardır bunda da bir keramet...2012 yılı gayet iyi geçti bizim ailemiz için. kuzum kusmayı bıraktı, pütürlüye geçti (güldüm kendi kendime, benim için en önemli şey bunlarmış demekki, en ön sıraya yazdığıma göre), yeni araba aldık, yeni ve sevdiğimiz bir eve taşındık, yeni eşyalar, sağlık, huzur vardı bu koca yılda :)
     Dilerim 2013 te aynı sağlık ve huzurun devamını yaşatır bizlere ve tüm sevdiklerime :)
     Bu yıl 31 Aralık 2012 gecemizi annemlerde geçireceğiz inşallah, kardeşim, eşi ve Çınar, Edirne den Leyla teyzem oğluyla geliyor, annem-babam ve biz :) Ana yemek bizden, diğerleri annemden olucak. Hepsine minik ama anma amaçlı hediyeler düşünüyorum ama bakalım ne olucak...şöyle bir çarşı pazar yapmalı...sevindirmeli herkesi, hazır birarada iken :)
    

Tüğlü Bamyaaa...:)))

       Geçen hafta kuzumu alıp geldik eve, odasına girince şaşırdı, çünkü böyle dağanık bıraktığını unutmuş. Ertesi gün akşam eve geldiğimde baktım ne var ne yok toplamış :))) Sen mi topladın hepsini dedim, 'babam bana yardım etti' dedi :))) Neyse buna da kabul. Oyun odasının toplu hali aşağıda, yanlız hiçbirşey gerçek yerine koyulmamıştı :))
 
 
                                               Bu da kendiyle gurur duyan kuzu fotosu :)))
      Cumartesi günü minik Deniz in 1.yaş günü partisine davetliydik. kuzum, Zeynep Duru yuda göreceğinden çok heyecanlıydı. Parti lafını duyunca en kabarık elbisesini giymek istedi, kırmadım. Hazırlanıp attık kendimizi partiye, çokta eylendik. Her anne-baba için sanırım 1.yaş günü partisi çok özel oluyor. Neşe ve Burak ikilisi de harika bir parti hazırlamışlar, çok beğendim herşeyi, yanlız birde Fenerbahçe temalı olmayaydı, daha bir sevecektim süslemeleri ama neyyyssseee :)))
                                      Biliyorum tüğlü bamyaya benzemişim bu kıyafetle :)))
     Pazar günü aşkım nöbetçiydi, öyle çok canım sıkıldı ki...kendimi hep yemek yapmaya, hem de yemek yemeye verdim. Dışarı çıkmak istedim ama hava öyle kötüydü ki...nereye,kiminle gitsem bilemedim, içim hem çıkmak, hem oturmak istiyordu...sonunda evde kendimi mutfağa kapadım. Birara kuzumla kek yaptık, ıspanaklı olandan. Birşey dikkatimi çekti, kek vs. yapımını fotoğraflıyorum ama bitmiş pişmiş halini genelde atlıyorum, sanırım kendimizi yaptığımızı yemeye verdiğimizden unutuluyor :)))
 
      Bir ara dışarı çıktık kızımla, ıspanak, mandalina aldık. Kırtasiyeden bir kırmızı, bir mavi balon istedi, tahta kalemi alayım dedim, bir kırmızı, bir mavi olsun dedi. Kırmızı kız rengiymiş, mavi de erkek :)))Birde pazıl aldım. Daha eve girer girmez balonun biri şişirirken patladı, maviyide odasında kalemle çizerken patlatmış :))pazılını maşallah başatıyla yaptı. Sonra da üstünü başını kalemleriyle boya yaptı. Market dönüşü yolda gördüğü fotodaki yaprakları topladı, 'bunları boyayabilirmiyim anneciğim' dedi. Yapraklar kirli ve ıslak olduklarından, önce yıkadım, sonrada kurumaya bıraktım, baktım tamda bir dut masalı ndaki gibi bir manzara var karşımda, hemen makinemi elime aldım :)
      Ispanak yemeği yaptım, tavuklu şehriye çorbası, sebzeli pilav, erik kaynattım, suyunu şişeledim ve birde ıspanaklı kek, bunda kızımın elinin tadı var :) Komşumda harika bir aşure yapmış getirmiş, sağolsun, bir güzel yedim,  pek hoşlanmadı bu tatlıdan yemedi.

 
     Erkenden yattık kızımla, ertesi sabahta kuzumu, aşkıma teslim edip çıktım. Güzel bir gün geçirmişler, akşama gidince de anneannesini ziyaret edelim dedik. Bu arada kuzunun ayağı kabuk atmadı malesef, tekrar gidip yeniden dondurmaları gerekecek :((
     Bu günde kreşe başladı hayırlısı ile, arıyorum ama kreşte açan yok tlfonu, merak ettim kuzumu, ilk günü nasıl geçti acaba??

21 Aralık 2012 Cuma

Gül Tatlısı...

     Dün akşam işten döndüğümde bana koşarak geldi ve elinde tuttuğu resmi gösterdi, benim için çizmiş, benim, babasının ve kendi ismini yazmış(yani karalama yapmış). Resmin en üstünde, benim bulut sandığım ve sorduğum şeyler: ''hava tufanıymış'' :))) Çok güldüm duyunca, hava tufanı nedir yaa :))) Sonra bu güzel resmi buzdolabına astı miniğim :)
                                      Mor çiçekleride, minik elleriyle kendi yapıştırmış resmine :)
     Akşam yemeğimizi yedikten sonra aynen şöyle söyledi;'Yinemi tatlı almadı babam?' Kızım istedinmiki dedim :))) Kızım isterde ben yapmazmıyım, tamam dedim etrafı toparlayayım, hemen bir kıyamet tatlısı yaparım, malum ertesi gün kıyamet kopacak ya :)))
 
 
                    Şu meşhur anne-kız mutfak önlüklerinden almanın zamanı gelmişte geçiyor bile :)
       Hem şekilli hemde gül tatlımız fırına girmeye hazır...sonrasında da şerbetini yapıp döktük üstüne ama soğumasını bekleyemeden yedik :) Çok beğenmiş...hımmmm diyerek yedi maşallah :)
       Tatlı yapımına başlamadan önce evcil balığımız Yıldız hanımın evini temizledik bir güzel :)
      'Anne neden Yıldız bu kadar kötü kokuyor, kakasını yapmamasını öğrenmedi, böğğğğgg' diyen küçük hanım, temizlik sonrasında epeyce konuştu Yıldız hanımla 'bak temiz oldun Yıldız, kakanı yapma bundan sonra evine' dyerek. Ben Yıldız a bez takmayı önerince epeyce güldü :))) 'çok komiksin anneee' diyerek.
     Dün gece epey geç yattık maaile, Umutsuz Ev Kadınları vardı TV.de, izledim, o arada karda yağınca baya heves ettik, seyre daldık. Hatta bir ara hava kızıllaştı iyice, bende bir anda olsa korkmadım desem yalan olur, acaba mı dedim...hani kıyamet falan.... töbe töbeee :)))
     Sonra sarmaş dolaş yattık hepberaber :)
     Sabah uyandım ama yatağın dibi olsa dibinde sıkışıp kalmak, kuzumun nur yüzüne bakarak dalıp gitmek, sıcağında uyumak isterdim. Ellerini yukarıya uzatmış, öyle güzel uyuyordu ki...işe gidiyor olmaktan büyük bir acı duydum.
     aşkım yolcu etti beni :) Akşam bir ara bana döndü ve 'Canım eğer yarın kıyamet varsa, bilki seni çok seviyorum, söylemeye fırsatım olmaz belki yeniden' dedi. Aklımda bu sözlerle öpüp ayrıldım evden. Dışarı çıktığımda harika bir tablo vardı karşımda, daha bahçe kapısından çıkmadan makineme sarıldım, çektim 2 poz :)) Baktım aşkım camdan bana sesleniyor, halime gülüyor, foto manyağıyımya :))) Sonra 1-2 de sokakta çektim, kar kokusunu içime çekerek işyerime vardım.
 
      Tabiata bayılıyorum, muhteşem birşey seyretmesi, her mevsimi ayrı bir güzel, şükürler olsun bu günümüze, sağlıkla huzurla ve muhtaç olmadan yaşayacağımız nice yıllara  :)



20 Aralık 2012 Perşembe

Pop Star Ada

     3 gündür anneannesindeydi kuzucum, dün akşam aldı babası, getirdi evimize. Ne boş ne anlamsız oluyor evimiz kızımız yokken. AVM. manyağı olduk 3 günde. Eve geldik, soğuk, ıssız...Salı akşamı Kent park yaptık, sırf kuzucum için bebek almaya. Uzun zamandır Prenses Duru ve Popstar Ada yı istiyordu, evde sürekli onların CD. lerini izleyip şarkı söylüyordu, mikrofon elinde kafamızı şişiriyordu :))) Yanlız ikisi birden baya pahalı geldi bize, sadece birini alalım diye aradık, ikisini de istiyormuş hanfendi, ayrıca birde barbie evi ama küçük olmayacakmış ev, büyükünden alın dedi. Tabi almadık, barbie evi 400TL. Barbie ler de 50 şer TL. O zaman sadece Popstar Ada yı alın dedi. Akşam babası araba da vermiş oyuncağını, bayılmış...Ben eve gidince de hoplaya zıplaya gösterdi bana, marifetlerini anlattı yeni bebeğinin. Gözlerinin içi gülüyordu kuzumun :)
     Bu arada tam 1 aydır oyuncak almadık, cezası vardı, bitti. Gülüm kuzum çiçeğim, iyiki var, evimizin neşesi... Allah kimseleri yavrularından ayrı koymasın... Amiiin.
      Anneannesine gitmeden odasını epey dağıtmıştı ve kendisinin toplaması gerektiğini söylemiştim, tamam demişti ama hep erteledi. Ben de 3 gündür toplamadım, gelince görsün bu hali diye. Aradıklarını bulamasın...dağanıklığın neye sebep olduğunu bilsin diye. Gelince de söyledim, bak odan ne halde, topla da aradığını bulabilesin diye. Tamam anne yemeğimizi yiyelim toplarım dedi. Yemekler bitti, odasına gitti, öylece oynuyor baktım. Hadi kızım topla, yemek bitti dedim, bu sefer de 'çok yoruldum, accık dinlenip toplarım anne' dedi. :))) Bende inat ettim, kendisi toplamazsa öylece kalacak odası. Bakalım ne kadar sürecek. İşte dağınıklığın fotoğrafı:
      Bugün de babasıyla evdeler, ara ara arayıp sordum ama, yine de meraktayım. Akşamı ise iple çekiyorum. Çok özlemişim kızımı...Haftaya salı kreşe yeniden gitmeye başlayacak inşallah, sıkılmaz böylelikle. 2 Hafta dır aklına geldikçe ve sıkıldıkça bizden kardeş istiyor; 'neden benim kardeşim yok, bana kardeş alın' diye söyleniyor. Bende babasına sorması gerektiğini söylüyorum :))) Biliyorum çok kötüyüm :)))

Mim-len-diiim...

      Sanırım blog hayatımın 2.mimi bu :) Çok mutlu oldum, hediye kadar tatlı geldi mimlenmem, tşkler Bahar cım. Hemen başlıyorum cevaplamaya, işte buyrun:

1. Mantığın mı yoksa duyguların mı ön plandadır?
Genellikle mantığım ön planda, çok ama çok duygusal görünürüm ama tam tersi düşünen, davranan biriyim.

2.İnsanlar niye mutlu değiller?Niye gözlerinin önündeki mutlulukları görmüyor ve şükretmesini bilmiyorlar?
Mutlu olanlar(benim gibiler); hayatın gelip geçici olduğunu, her anımızın değerlendirilmesi gerektiğini düşünenlerdir. Ayrıca doyumsuz olmayanlardır. Mutsuz olanlar da tam tersi düşünüp, hissedenler.(anladınız siz :)))).

3.Çok para harcayıp keşke almasaydım ya da harcamasaydım dediğin bir şey var mı?
Keşkelerim pek yok benim hayatımda, birşey aldıysam, o anki durumda lazımdır, ihtiyaçtır da almışımdır, sonradan dövünmem böyle bir durumda.

4.Haklı olduğun bir konuda hakkını savunur musun yoksa susmak adalet mi dersin?  
Aklım pekçok şeye yeter de, bazen gücümün yetmediği anlar, kişiler vardır ya hani...işte öyle olduğunda birtek susarım ama içimden yine de haklıyım derim. İşte bu durum haricinde hakkımı hep savunurum, hem de sonuna dek :)
 
 5.Tok gözlü müsün yoksa herşeyim olsun diyenlerden misin?
Hem tok gözlüyüm, hem de herşeyim olsun diyenlerdenim. Nasıl mı?; Alabileceğimden, sahip olabileceğimden(maddi-manevi olarak) daha fazlası için kendimi yiyip bitirmem. Başkasında olanı, neden benim yok diye dövünüp, iç geçirmem, onlar için sevinirim hatta :). Ancaaak, evimde, işimde hiçbir eksiğimin olmasını da istemem. Herşeyin bir fiyatı var ama her güce göresi de var. Ben, benim gücüm yeteni alırım. Fark burda.

     Cevaplarımı hiç okumadan, değiştirmeden, olduğu gibi yayınlıyorum, yayınladıktan sonra okumak istiyorum. Bakalım ne kadar saçmalamışım :)))Ama tastamam, ilk aklıma geleni yani gerçekleri yazdım.
      Kimleri mimlesem beeen;
Ada ve biz
Annesininmimosu
Çorapailesi
Özge ve Kuzey
Betül
Anneden Mektubun Var
Feyza ve
Crocus

17 Aralık 2012 Pazartesi

Dermatoloji-Misafirlerimiz-Kar-Evlilik Yıldönümümüz- Mahallem

      Öncelikle Cuma dan başlayayım: aşkım, kuzumunn ayağındaki sorun için Fatih Hastanesi, dermatoloji bölümünden randevu almış. Saat 09:30 da ordaydık ve gitmeden anlattık neler yapılacağını, yapılmazsa canının daha çok acıyacağını. 'iğne vurmayaklar dimi anne' dedi, söz dedim, asla vurdurmayacağım.
     Hoş bir bayan doktor karşıladı bizi, gösterdik ayağın durumunu. Şu anda oranın kabuk bağladığını, sertleştiğini söyledi. Aslında cerrahın görmesi gerekirmiş, ancak orda canı çok yanarmış, çünkü keserek bakıcakmış cerrah. Burda ise dondurarak, kabuğun düşmesini sağlıyacak, 10 gün sonra kabuk düştüğünde ise içindeki cisimi çıkaracakmış. Tamam dedik ama dondurma işleminde de canı yanarmış. Tuttuk sıkıca kızımızı, biz sıkı tutunca kötü birşeyler olacağını anladı tabi, başladı ağlamaya :((  iki kere uygulama yaptı, o bölge bembeyaz oldu ve içinde siyah bir cisim göründü. 10 gün sonra o kabuk düşünce tekrar gideceğiz, içindeki cisimi alacaklar inşallah. Ağlayarak çıktık odadan 'birdaha asla getirmeyin beni buraya' diyerek ağıtlar yaktı kuzucum.
      O akşam, ertesi akşama alt komşumuzu yemeğe davet ettiğimizden, bol bol hazırlık yaptık. Mezelerimi, tatlımı yaptım. Cumartesi sabah hazırlıklara devam ettik. Temizlik sorunum yoktu, hafta içinde dip köşe temizlemişti aşkım evi(izinli idi). Masayıda kurduk, tabi kuzuda yardım etti bize, masayı kurmakta :) Hadi dedik biraz dışarı çıkıp turlayalım mahalleyi. kuzu topunu da aldı yanına, iyide oldu, ben kuaföre uğradım, sonra hep beraber futbol oynadık.
                                 Yerlerde yuvarlandı kuzucum, çamurla da haşır neşir oldu böylece :))
                                                Sonra da mahallemizi şöyle bir turladık...
      Eve gidip bir güzel uyuduk, kalkınca da son hazırlıkları yapıp misafirlerimizi bekledik, birbirimizin fotosunu çektik.
 
 
 
     Misafirlerimizle harika bir akşam geçirdik, hem çokça sohbet ettik, hem de çok eğlendik, güldük :)
 
 
Masanın ortası boş, hamsi tava kızartılıp gelicek.
 

     Pazar günü dinlenme günü olsun dedim ama babam Trabzon da idi, dönmüş, hoşgeldine gitmek gerek diye düşünüp çıktık. kuzumu da tembihledik, anneannende kalmak yok, söz ver diye. Gittik yedik içtik söylemesi ayıp ama tam çıkacakken yine tutturdu, gelmiycem sizinle, burda kalıcam, sizde kalın diye. Kaldı da.
      Biz de köskös eve döndük, üstelik pazar günü evlilik yıldönümümüzdü ama bir gün önceyi dolu dolu geçirince, hiç canımız istemedi dışarı çıkmak. Bomontilerimizi, kuruyemiş ve meyvelerimizi alıp geldik eve, yılbaşı ağacımızın yanıp sönen ışıkları arasında TV.izleyip keyif yaptık. Ara ara cama çıkıp baktık, kar yağıyormu diye ama nafile, yağmadı. kuzu yokken, dışarda dolaşacaktık karlar altında.
     Sabah gözümü açtığımda verdi haberi aşkım, kar yağmış, doldurmuş, halende yağıyormuş diye :) Hazırlanıp çıktım evden, işe yürürken 2 de fotosunu çektim bu güzelliğin :)
                                               Her sabah yanından yürüdüğüm mini park :)
            3 dakikada ulaştığım iş yerim :) Seviyorum bu yeni mahallemi, ağacını, kuşunu, yeşilini, morunu, hele en fazla 3 katlı evlerle çevrili sokaklarını...
            Öğleden sonra yabancı biri yaklaştı, ben masamda çalışırken...şaşırdım, elinde bir buket çiçek, hiç beklemiyordum çiçek sevdiceğimden...çok çok mutlu oldum, hemen bir vazo bulup koydum, sevdim, kokladım çiçeğimi :) Tşkler canımın içi, seni çooook seviyorum, Allah ayırmasın birbirimizden, sevgi, saygı, sağlık dolu uzuuun yıllar görelim inşallah :)




13 Aralık 2012 Perşembe

12.12.12

     aşkım 2 haftalık iznine Pazartesi başlamıştı ve kuzuyla 2 gün geçirdiler güzel güzel. 2 gündür de anneannesinde kuzucum. Bu akşam alıp gelicez, bakalım yine gelmemek için ne kadar ağlayacak...
      kuzununn ayağındaki şişlik için dün Hacettepe ye gitti aşkım, bir aradı beni...ağzından ateş püskürüyor, nasıl kızmış nasıl anlatamam. 'burda adamı öldürürler' diyor. Meğer Çocuk Cerrahisinden randevu almak için, öncelikle Pediatriden randevu almak lazımmış, Pediatri ayın 20 sine gün veriyor, orası Cerrahiye sevk edicekmiş, orasıda ne zamana gün verecek, işlem için ayrı gün...vs. vs... Sinir olmuş çıkmış hastaneden...Minicik bir işlem için bu kadar beklersek diyor...diyor da diyor...
     Bugün gitmiş Fatih Hastane sine. Yarın 09:30 a randevu almış, cildiye ye yönlendirmişler. Bakalım yarın küçük hanımla maceralarımız nasıl olucak, inşallah canı acımadan hallolur. ben işteyken kuzuyu ikna edip, ayağını incelemiş biraz ve görünen şey nasıra da benziyor dedi. Allah Allaaaah bu yaşta ne nasırı, acaba yanlış ayakkabımı giydirdik kuzuma? Yazın şöyle rengine şekline bayılıp aldığım, ancak markasız, kalitesiz yazlık terlik, ayakkabı giydirmiştik. Onlarda yapmış olabilir diye düşündüm...neyse vesveseye hacet yok, yarın sabah çıkacak herneyse.
     Dün malumunuz 12.12.12 idi :) kuzu yok, bizde hem dışarda yiyelim yemeğimizi, hem alışveriş yapalım mutfak için, hem de kumar oynayalım dedik :))) Tabi kumar benim fikrimdi. Çıktık girdik sayısalcıya, birer tane oynadık 12.12.12 şansına. kuzunun oyuncak almama cezası bitti, istediği barbi duru ve ada bebeklerini aradık, Armada da ama bulamadık. Dışarda nefis bir yağmur yağıyordu, eve gelince dedim ki; alalım kahvelerimizi, üzerimizi giyinip balkonda içelim bir güzel, yağmurun sesini dinleyelim, otların, ağaçların kokusunu çekelim içimize... Çok güzel oldu, mis gibi kahve kokusuda eklenince keyfimize...yeni hayaller büyüttük içimizde, yeni planlar yaptık geleceğe dair. Sonra içeri girip yılbaşı ağacımızın ışıklarını yaktık, abajuru açtık, tavan lambasını söndürdük, loş ortamda hayallerimize devam ettik. Herşey bu kadar güzelken dahi hep bir tarafımız eksikti...kuzunun sesi yok, bize sokuluşu yoktu. İçimiz sızladı resmen, çok özledik kuzumuzu...
     Bu pazar, bizim evlilik yıldönümümüz, bakalım ne yapıcaz, henüz net bir plan yok, çünkü yavrumun ayak durumundan kaynaklı beklemedeyiz. Sonra gelsin yeniyıl gecesi...o gece için de plan yapamadık, aileyle evdemi geçirelim, dışarı kimlerle çıkalım vs. Bu ara herşey belirsiz. Nedeni var aslında; Salı akşamı tatil rezervasyonumuzu yaptırdık, erkeninden olmuş oldu, böylece de ucuza kapattık tatili diyebilirim. Kemer de güzelce bir otel, Erzincan dan ablamlar ve Eskişehir den de ablamın görümcesi gelicek ailece, hepberaber aynı tarihlerde aynı yere rezervasyon yaptırdık. Böyle olunca da paralar suyunu çekti :))) yıldönümümüz ve yılbaşı planları da bu nedenle beklemede, bakalım kısmet, bizde son anda dahi değişiklik olur, kararlar verilir :))
     Ama içim kıpır kıpır, bu sene nereye gidicez derdimiz kalmadı. Geçen yıl tatili akraba yanına giderek halletmiştik, 2013 te beleş akraba yanında tatil yapma şansımızda kalmamıştı, böyle içim çok rahatladı ve en sevdiğim canım ablamla birarada tatil yapacak olmak çok mutlu etti beni.

10 Aralık 2012 Pazartesi

Harekette Bereket Vardır...

     Cuma akşamı kuzuyu annemin şikayetleri sonucu doktora götürdük ama hiiiç memnun kalmadık doktordan. Çocuk acili olan hastaneleri düşündük bir süre; Akay ın yok. Lokman hekimin var ama orası uzak şimdi, yakınlarda ne vardı? Tobb Etü pahalıdır. En son aklıma geldi, yakınlarda blogları gezerken bir yerlerde okumuştum, Başkent Hastanesinin Çocuk Acili'nin olduğunu ve doktorlarından memnun kaldıklarını. Hadi dedik oraya gidelim, hem bize 5 dak. mesafe de. Malum park sorunu var, biz indik, acilden girdik, çok nazik görevliler var, girişimizi yaptırdık ama ne sıra...görevli bize yarım saate girersiniz demişti ama 1,5 saat kadar ayakta bekledik, hasta bekleme yeri daracık ve herkes dizdize oturuyor. Bir yer boşalıyor ama geçip oturmuyorum, ateşli, öksürüklü bir dolu çocuk var ve dipdibe oturuyorlar, aman bize de geçer, kuzu iyice kötü olur diye geçmiyorum oraya.
     Sıra bize geldiğinde kuzu iyice sıkılmış durumda, biz ayakta kalmaktan yorulmuş haldeyiz. Doktorun yanına girmeden, güzel güzel konuşuyoruz, bak sana da bakıcak dr., ağzına bakıcak, sırtını dinliycek vs. Tamam diyor. Neyse içeri giriyoruz ve erkek dr. aç bakalım ağzını diyor, hafiften mızmızlanıyor. O anda dr.un dediği şey aynen şu; 'sen ne kadar yaramazsın'... aşkım ve ben bakışıyoruz ve şaşırıyoruz. Hemen aşkım cevabı yapıştırıyor; 'siz böyle derseniz muayene olurmu, yumuşak konuşmazsanız tam tersini yapar'. Dediği gibi kuzu bu sefer ağzını açmayı reddediyor, herşeyi zorla yapıyoruz, adamı sevmiyor, bağarıp çağarmıyor ama mızmız şekilde dediklerimizi yapmıyor...Ter içinde kaldım orda...dr. a sinir oldum. Karşısında sanki yetişkin bir insan var, üstelik daha gencecik bir dr. Bunun ilersini düşünemiyorum doğrusu... Birdaha gitmemek üzere kararımızı veriyoruz.
      durumuna gelirsek; sağ kulakta biraz kızarıklık varmış ve bolca geniz akıntısı. Agumentin antibiyotik ve soğuk algınlığı içinde bir şurup verdi. Kullanıyoruz bakalım, düne kadar kötü öksürüyordu ama bugün biraz daha iyi uyandı...gerçi ayakta, oynuyor, koşuyor, yiyip içiyor şükür ama öksürük bizi evhamlandırmıştı biraz.
      Geçen günlerde yılbaşı ağacımızı kurmuştum ama ışığı bozulmuştu. Cumartesi sabah harika bir kahvaltı hazırlamış aşkım, annem, kuzum ve ben oturup kraliçeler gibi yedik bir güzel. Ardından hazırlandık Praktiker e gittik, kablo, ışık ve yeni süslerle eksiklerimizi tamamladık.
                                                                         Pozcuuu
 
      Hamsimizide alıp annemlere attık kendimizi. Hemen hamsiyi çekip, bir güzel tava yapıp yedik, kuzu uyuyunca bizde sohbet edip bekledik, uyandığında da hazırlanıp Yıldıray lara gittik, kuzu Çınar ı çok özlemiş. Çınarla bu sefer bende epey vakit geçirdim. 'Halaaam' diye diye sevdim kuzumu :)
      Pepe izleyerek yemek yiyen ÇInar kuzusu, flaştan hiç hoşlanmıyor :)) Bakışını yediğim kuzum :)
     Pazar günü aylık günümüz vardı, eşli bir gün bu :))) zaten sadece bayanlı günlere gidemiyorum, gitmiyorum ben :))) Ben 3 kişiyim diyorum isteyenlere, ona göre katın beni güne :))) Bu günüm 8 yaşından buyana tanıdığım arkadaşlarımla olan, görüşebilmek bahanesiyle adına gün dedik, çokta iyi etmişiz, bu sayede mecbur oluyoruz, dünya telaşesinden uzaklaşıp kaynaşıyoruz. Harika geçti, akşam eve geldiğimde, çok konuşup çok gülmekten başım çatlıycak gibi ağrıyordu ve karnım....ağrıdan kıvrım kıvrım kıvrandım. Ne bulduysam mideme tıkmışım farkında olmadan...öyle güzel ikramlar yaptırmışki Dilek cim sağolsun, yedim de yedim :))) Halen karnım ağrıyor, mide fesadı geçiricem nerdeyse :)))
     Bu arada şunuda belirtmeden geçmemeliyim; gündeki fotoların çoğunu kuzu çekti, hemde nasıl bir titilikle, hepimizi hayran bıraktı miniğim :)))
NOT: Hafta sonu planımız bunlar değildi, eşimin işyerine ait spor kompleksinde yürüyüş yapıcaktık iki gün, ayrıca kuzu için yüzme kursu varmış Ümitköy de ama aşkımın arkadaşı o gün izinli olunca iptal oldu. Kısmet önümüzdeki haftaya. Ayrıca 2 de yılbaşı bileti aldık biline.