7 Eylül 2012 Cuma

Ankara-Samsun-Trabzon-Erzincan-Sivas-Ankara

     Az gittik uz gittik, derkeeen evimize taşındığımızın 5.günü akşamı hadi dedik annemi de alıp gidelim Trabzon a, yoksa bu işler bitmez, bizde izindeyken tatil yapamadan günler boşa gidecek. Akşam 9 da yola çıktık hepberaber, doğru Samsun daki Fatma ablamıza, sağolsun bizi bekliyormuş, o gece orda konakladık, ertesi sabah onuda alıp Trabzon yollarına düştük, hiç acelemiz olmadığından her su kenarında, her dal altında durduk, çok güzel bir yolculuk oldu.
     Önce ilçemiz Beşikdüzü nden bize 1 hafta yetecek kadar malzeme aldık, gıda vs. Anneannemin artık ineği yok çok yaşlı olduğundan diye tüm tereyağı, peynir vs. ihtiyaçlarımızı da aldık. Akşam üstü köye çıkabildik, anneannem bizi bekliyordu sabırsızlıkla, kuzumu bebekken görmüştü, aşkımı hiç görmedi daha önce, bense ne kadar zaman olduğunu hatırlamıyorum bile anneannemi. Çok mutlu olduk, sarıldık, sohbet ettik bolca. Temizlik yapıp yatacak yer ayarladık yaşlı kadının evinde.
     Ertesi gün etrafı keşfe çıktık, çilek, böğürtlen topladık yedik, fındık koparıp dalından, yedirdim kuzuma, çok sevdi orayı, hele kapının önündeki çeşme başından hiiiç alamadık hanımı. Aslında korktum hasta olucak diye ama maşallah bişeycik olmadı, bol bol tereyağ, pekmez yedi en doğalından, erik, armut koparıp yedi.
     Tek kötü şey; 2 gün harici hep yağmur yağdı, göz açtırmadı bize resmen.
 
 
 
 
 

 
 
 

      Yukarıdaki ev, anneannemin tam 70 senedir oturduğu evi, kimbilir ne acı, ne tatlı günler gördü, tam 8 evlat doğurdu bu evde, sekizini de evlendirip gurbete yolladı, eşini kaybetti ve şimdi yapayanlız kalıyor bu evde.

     Tabanca kullandım bol bol, hemde hiç kullanmadığım kadar :)))video çekti aşkım ama birçok fotoğrafım Erzincan da, yeğenimin bilg.da kaldı, yakında gönderirse yayınlıyacağım inşallah :)
      Yağmur çok yağınca yapmak istediğim çok şeyi yapamadım, birçok bitki, meyva toplayıp kurutacaktım. Daha harmanlara çıkamadım, görmek istediğim bahçelere inemedim. Baktık ki çare yok, ıslak ıslak fındıklığa çıkıp kekik topladık :))) o kadar çok vardı ki, yağmurdan ancak yetecek kadar alabildim, aldık almasına da kurutacak serecek yer bulamadık iyi mi, kuzinenin altına tepiyorum, uyku saatinde ordan alıyorum...vs. uğraş dur. Ardından o yağmurda annem armut ağacına çıkıp 5-6 kilo armut topladı, ben dilimleyip kurutmak istediğimden sağolsun. Anneannem her seferinde onları çürüteceğimizi, kurutamıyacağımızı söyledi ama dinletemedi bize. Bu arada birazda kuşburnu topladık kurutmalık :))) Yarı ıslak yarı kuru götürdüm onları Erzincan a :)))

     5 gün kaldık köyde, yağmurdan gözümüzü açamayınca Ankara ya dönme kararı aldık.Yolda ablamlarla konuşuyorduk, o kadar çok ısrar ettiler ki bize gelin diye, hadi dedik, 3 saat yol var oraya, gidelim. Yollar çok güzeldi, Zigana, Gümüşhane...harikaydı yolculuk.
     Yanlız kısa bir anımız var anlatmalıyım; kuzu acıktı ve ramazan olduğundan açık yer bulamıyoruz yolda, şöyle sıcak bir çorba içirmek nerdeyse mümkün değil oralarda. Çorba varmı diye sorduğumuz herkes nerdeyse bizi dövecek kıvamda cevap veriyorlar...
      Neyse geldik Kelkit e, ohhh dedim iftara az var ve lokantalar açık, hemen birine daldık..dedim çorba var mı çocuk için. Tepkiyi bildiğimizden hemen 'çocuk için' diye de ekliyoruz :))) Var abla dedi güler yüzlü bir çocuk, girdim acısız bir çorba istedim, oturduk bir yere, kuzum illa pembe sandalye ye oturucam dedi, oturttum. Hadiii 1-2 dak. sonra çocuk gelip 'abla şu arka masalara geçebilirmisiniz' demez mi? Niye dedim, bura rezerve mi? Yok abla dedi, bura biraz tutucuda, şimdi laf-söz ederler....töbeeee....Ama bu çocuk, saatlerdir aç, kim ne diyecek ki? Derler abla boşver, şu direğin arkasına geçseniz. Hadi dedim ne laf anlatıcam şimdi buna, sonra bizi taşlarlar falan....
     Geçtik arka masaya ama bu seferde kuzu tutturdu mu ''pembe sandalyeeeem, sandalye olmazsa yemeeeeem'' diye, dur diyorum durmaz, sus diyorum susmaz, çok tepkide veremiyorum; bu seferde inatlaşıp çorbayı içmez, başkada yer bulamayız aç kalır diye :((( Çocuk duydu huysuzluklarını ve şükür acıdı halime de 'dur ablam getireyim sandalyeyi' dedi. Şükür oturduk, başladık yemeye ama bizimki 3 kaşık yiyip bıraktı yaaa, yemiyecekmiş, doymuş...bıraktık, hesap ödeyip çıktık. Çocuk bu seferde 'abla söylediğiniz kadar da aç değilmiş' demesin mi? O pembe sandalyeyi kafasına geçirmek lazımdı ya...dedim ya taşlanmakta var bu Kelkit te....koşar adım kaçtım ordan.
     Günlük güneşlik, sıcaktan yanan bir Erzincan bulduk karşımızda, birde caaanım ablam, eniştem ve kuzuları :)
     Harika günler geçirdik, 12 kişi aynı evde kaldık. Haaa söylemeyi yani :))) yazmayı unuttum; Biz Erzincan a geçerken, Ankara dan erkek kardeşim , eşi ve bebişi, babamı da alıp Erzincan a geçtiler, olduk 12 kişi. Bizi Çağlayan denilen bir yere pikniğe götürdüler, çok çok beğendim, şehride çok sevdim zaten, bayramı da beraber geçirmek çoook eğlenceliydi, belki ne kadar zaman daha biraraya gelemeyeceğimiz için, bu buluşma iyi bir fırsat oldu.
     Bizim izin biteceğinden bayramın 2. günü yola düştük, annem onlarla kaldı. Yola çıkınca gidiş güzergahını hiç sevmedik, yol hep dağlarla kaplı ve ıssızdı. Bizde Sivas ta kalmayı yeğledik. Orduevinden yer bulduk Allah tan. Şehri gezdik, yemek yedik, yattık, ertesi günde kahvaltı sonrası Ankara yoluna düştük.






    


Hiç yorum yok: